Makaleme başlık olarak almakla şeref duyduğum İmamlar ve şehitler şahı, Hz. Ali’nin (ra) “Hakikatin hatırı, dostun hatırından üstündür” sözü üzerinde, beklide ciltler dolusu kitap yazılsa, yığınlarca makaleler, yığınlarca tebliğler sunulsa, sözler söylense azdır.  Çünkü; yaşanılan sosyal hayatta, hakikatin değil de dostun hatırı öne çıkmış vaziyettedir. Çoğu zaman suçlar, cinayetler, dost için işlenmekte; dost iyi de olsa, kötü de olsa, onun hatırı her şeyin üstünde görülmektedir…
Nice geçmiş dinlerin bozulmasının, ululazim peygamberlerin, velilerin, şehit edilmesinde, kan davalarında; dedelerinin, babalarının, aşiretlerinin, dostlarının hatırının üstün görülmesi etken olmaktadır! İnsanlar, Hak tarafından gönderilen kitapların doğruluğunu bildikleri halde; buyruklara, peygamberlere itiraz ederken “atalarımızın, dedelerimizin, dostlarımızın, dininden dönmemizi mi istiyorsunuz?” Diyerek reddediyorlardı!
Bu gün de manzara aynı değil mi? Sadece; yer, zaman, şekil ve roller değişik… Mantık gene aynı mantıktır…

“Hakikatin hatırı, dostun hatırından üstündür”
  sözünü söyleyen Hz. Ali (ra) bu sözü bizatihi kendi yaşamına rehber edinmiştir. Onun Hz. Muhammed’e(sav) tabi olması da bu sözün tezahürü niteliğindedir…
Hz. Ali  henüz 9 – 10 yaşlarındaydı… Bir gün Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav)  Efendimizi Hz. Hatice ile namaz kılarken gördü. Hayranlıkla seyredip, namaz bitince;
“Nedir bu?” diye sordu. Peygamber efendimiz;
“Ey Ali, bu Allah`ın seçtiği, beğendiği dindir. Ben seni bir olan Allah`a iman etmeye davet eder, insana ne faydası, ne de zararı dokunmayan Lat ve Uzza’ya tapmaktan sakındırırım” dedi. Hz. Ali, bu teklif karşısında  bir an durakladı. Sonra  dedi ki:
“Benim şimdiye kadar görmediğim, işitmediğim bir şey bu. Babam Ebû Talib’e danışmadan bir şey diyemem.”
Peygamber Efendimiz, henüz davasını açıkça ilan etme emrini almadığı için Hz. Ali’yi ikaz etti;
“Ey Ali” dedi. “Eğer söylediklerimi yaparsan yap. Yok eğer yapmayacak olursan, gördüğünü ve işittiğini gizli tut. Kimseye bir şey söyleme”
Hz. Ali, bu ikaz üzerine sırrını muhafaza edeceğine söz verdi. O geceyi düşünerek geçirdi. Ertesi sabah Resulullahın huzuruna giderek,
“Allah, beni yaratırken Ebû Talib’e sormadı ki, ben de Ona ibadet etmek için gidip kendisine danışayım,” dedi ve Müslüman oldu. (İbn-i Kesir/ Sire: 1/428.)
Değerli dostlar, Hz. Ali(ra) bu davranışı ile hakikatin hatırını, en yakın dostu olan babasının hatırından bile üstün görmüştür. Başka söze ne hacet!
Yaşadığımız dünya hayatının; barış, huzur ve saadet içerisinde geçmesini  ve neticesinde de Allah’ın rızasını kazanarak cennete girmeyi istiyorsak eğer; bizlerde “hakikatin hatırını, dostların hatırından üstün görmeliyiz!” Vesselam…Tunalimsan
Reklamlar