Toplumun çekirdeği olan aile yapısının korunmadığı taktirde, milletlerin gelecekte; güçlü, bağımsız, zengin ve mutlu olmaları asla ve asla mümkün değildir. Madem ki aile toplumun çekirdeği, toplumun enerjisi, toplumun gücü ve kudretidir; O zaman aile kurumunun korunması, milletlerin öncelikli meselelerinin başında gelmesi gerekmektedir.

Anayasa ve diğer kanunlarda ailenin korunması ile alakalı kanunlar mevcut olmasına rağmen, vicdani bir muhasebe yapıldığı zaman gerek ailelerin, gerek fertlerin istenilen şekilde korunma altında olmadığını, yada ilgili kanunların işlerliğinin olmadığını açıkça görmek mümkündür…

Bütün olumsuzluklara rağmen, devletten, milletten yada başkalarından bir şey beklemeden, fert olarak üzerimize düşen görevler vardır. Zaten bütün fiillerin faili insanın kendisidir. İyililik yada kötülük adına işlenen fiillerin başlangıç noktası insanda başlar, insanda biter. O zaman görülen uygunsuzlukların ortadan kaldırılması yada istenen güzelliklerin ortaya konması insanın kendisi ile alakalı bir durumdur.
Dikkat edilirse, gerek dini, gerek beşeri bütün hukuk kuralları, insanın kendisi ile alakalı olduğu apaçık meydandadır.

Yüce Kitabımız Kuran’da Tahrîm Suresi 6. Ayeti Kerime’de “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.”
Yukarıdaki Ayeti Kerime ailenin korunmasını bizatihi ferdin üzerine sorumluluk olarak yüklemiş ve bu konudaki sorumluluğun yerine getirilmediği taktirde “yakıtı insan ve taşlar olan ateşe atılacakları” ikazında bulunulmuştur.

Doğruya varmak, gerçeği bulmak için önce kendimizi muhasebe etmeye çalışalım dilerseniz.
Aile kurumunun reisi konumuna ister anneyi, ister babayı koyunuz, çocuklar her ikisinin ortak çabası ile meydana gelmiş ve yine ortak çabalarıyla hayatiyetleri devam ettirilmek durumundadır. Aile içindeki düzenden, çocukların mesleki, dini-ahlaki eğitiminden her ikisi de ortak oranda sorumludur…

Buraya kadar aktarılan bilgilerde bir sorun yoktur ancak uygulama noktasında sorunlar başlamaktadır…
Aile içinde annenin görevi başkadır, babanın görevi başkadır. Birbirinin görev alanlarını ihlal de sorun çıkarır, ihmal de…

Aile içi eğitimde kimi aileler şiddetten yana, kimi aileler hoşgörü ve yumuşaklıktan yana tavırlar sergilerler.
Kimi aileler ceza ve mükafattan yanadırlar.
Kimi aileler vurdumduymaz. 
Kimi aileler çocuklarından habersizdirler, herkes kendi halindedir, başkasının haliyle ilgilenecek zaman dahi bulamazlar…

Burada önemli olan; neyin, nerede, ne zaman, yapılması gerektiği konusunda şuurlu davranıştır. Yani her şeyde orta yol; ne ileri ne geri…
Ölçü, ölçü, ölçü…

Yapılacak iş bellidir. Öncelikle ailenin ve aile bireylerinin korunmasını gerek insani, gerek ahlaki, gerekse de dini bir vecibe olarak görüp herkes kendi üzerine düşen görevleri yerine getirmesi lazımdır. İş hayatı ne kadar yorucu, sorunlar ne kadar sıkıcı, maddi imkanlar ne kadar yakıcı olursa olsun; ailesinden sorumlu herkes aile bireylerine mutlaka zaman ayırmak zorundadır.

Eve gelişle başlayacak süreç, aile bireyleriyle şuurlu bir ilgilenme süreci olmalıdır. Selamlaşma, ilgi, sevgi, hoşgörü, tatlı davranışlarla fertler arasında sevgi bağları kuvvet bulmalı. Gün içerisinde yaşananlar paylaşılmalı, gerekli ders ve nasihatler çıkartılmalı, uyarılar yapılmalı, eksikler tamamlanmalı, evde geçen her zaman adeta uygulamalı eğitim olarak yaşanmalıdır…
Birkaç vakit namaz mutlaka evde cemaatle kılınmalı, yetişkinlere tavsiye edilmeli, küçük bebeler meydanda dolaşmalı, ibadetle çok küçük yaşlarda tanışmalı, anlamasa da görmeli, hafızasına kazınmalı…

“Yakıtı insan ve taşlar olan”
Cehennemden korunmak ve dünyada mutlu bir hayat sürmek istiyorsak eğer; evde bir hoş hava estirilmeli Cenetten…
Bakın o zaman hayat yaşanmaya doyulur mu?Tunalimsan

Reklamlar