Balkan toprakları dil, din ve ırk bakımından çok karışık bir yapıya sahiptir. Bu karışık coğrafyada barışın, huzurun ve güvenliğin sağlanması çok zordur. Ancak bu zorluğu Osmanlı İmparatorluğu aşmış ve Balkanlar’a asırlar boyunca istikrar ve barış getirmiştir. 16. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın sonuna kadar süren Osmanlı yönetimi hem bölge halkının yaşam kalitesini yükseltmiş, hem de kültür ve medeniyetin gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Osmanlı’nın izlerini Balkan topraklarının dört bir yanında görmek mümkündür. Günümüzde Osmanlı mimarisinin ürünü olan camiler, kervansaraylar, çeşmeler ve köprüler eski istikrar dolu dönemi temsil etmekte, Balkan Müslümanları da geçmişteki huzur ve barış yıllarını özlemektedirler.

   Osmanlı’dan kalan eserleri yok ederek Osmanlı’nın izlerini silmek isteyenler ise yanılmaktadırlar. Bu izleri silmek mümkün değildir. Çünkü dört kıtaya nizam vermiş olan Türk Milleti, Balkan halklarının yardım çığlığını duymuştur ve onların yardımına mutlaka koşacaktır. Türk Milleti’nin öncülüğünde kurulacak olan bir Türk Birliği tüm dünyaya huzur ve barış getirecektir.

Cezayir 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı yönetiminde huzur, güvenlik ve barış içinde yaşadı. Ancak 1830 yılında başlayıp 132 yıl süren Fransız işgali boyunca, Fransız kuvvetleri Müslüman Cezayir halkına yönelik çok büyük katliamlara, işkencelere ve zulümlere imza attılar.

Fransız General Ausaresses’in yazdığı bir kitap Fransa’nın Cezayir’de yaptığı bu katliamları tekrar gözler önüne serdi. 83 yaşındaki Ausaresses bazen emir verdiği, bazen de bizzat tanık olduğu katliam, işkence, yargısız infazlar ve intihar süsü verilen ölümlere Services Speciaux, Algerie, 1955-1957 (Özel Servisler, Cezayir 1955-1957) isimli kitabında geniş yer verdi. Le Monde gazetesindeki haberde Ausaresses, “ölüm birliği” olarak isimlendirdiği Fransız polisinin sistemli bir işkence yaptığını ve bu işkence ve cinayetlerin siyasi iktidarın emirleri ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini söylüyor.

–Ausaresses’in anlattıkları Cezayir’de yapılan katliamların sadece çok küçük bir yönüdür. Bugün dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar gibi Cezayir halkı da çok büyük baskı altındadır. Harun Yahya’nın yeni kitabı Türk’ün Dünya Nizamı’nda Osmanlı döneminde huzur ve barış içinde yaşayan İslam topraklarında, bugün yaşanan karışıklıklar anlatılmakta ve 21. yüzyıla adım attığımız bugünlerde Türkiye’nin geleceğe dair misyonunun, tarihteki Türk devletlerinin büyüklüğüne yakışır nitelikte olması gerektiğinin altı çizilmektedir.

ACI ÇEKEN İNSANLARIN YERİNE
KENDİNİZİ KOYARAK DÜŞÜNÜN 

  Dünyanın dört bir yanında, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Filipinler’de, Filistin’de, Cezayir’de, Lübnan’da, Çad’da, Abhazya’da, Sudan’da, Keşmir’de, hiçbir suçları olmadığı halde insanlar işkence edilerek öldürülüyorlar.

Milyonlarca insan hayatlarının her saniyesini ölüm tehdidi altında geçiriyor.

Peki bu durumla muhatap olmayan insanlar ne yapıyorlar?

Bütün dünyada insanlar sıcak evlerinde koltuklarına oturuyor, televizyon haberlerinde bu kişilerin durumlarını izliyorlar. Ancak kimse bu insanlar için birşey yapmıyor.

Her insan bir an için, kendini zulüm altında yaşayanların yerine koysa; her gün, yakınlarının, sevdiklerinin alınıp götürüldüğünü, katledildiğini düşünse…

Ve bütün bunlara rağmen dünyanın hiçbir ülkesinden yardım eli uzanmasa…

Kendisi için böyle bir hayatı istemeyen akıl ve vicdan sahibi her insan, diğer insanların da kurtuluşunu ve huzurunu istemelidir.

 Kimse “Benim elimden ne gelebilir ki!” dememelidir. Elbette herkesin elinden bir şeyler gelebilir. Herkes Allah’ın emrettiği güzel ahlakı yaşayarak ve çevresinde yaşatmaya çalışarak yeryüzündeki zulmün sona ermesine yardımcı olabilir. Türk Milleti sahip olduğu yüksek vicdanla bu durumun üzerine gidebilecek ve iyiliğin yeryüzünde hakim olmasına vesile olabilecek yegane millettir. 

  BALKANLAR’DA YAŞANAN ÇATIŞMALARIN ÇÖZÜMÜ,
TÜRK’ÜN DÜNYA NİZAMINDA SAKLIDIR

Bugün Makedonya’da, Kosova’da ve Bosna’da yaşananları anlamak ve çözüm yollarını bulmak için Türkiye’nin bölge ile tarihi bağlarını doğru tespit etmek gerekir. Balkanlar’da Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad’ı almasıyla sağlamlaşan Osmanlı hakimiyeti, bölgeye asırlar süren bir istikrar ve barış getirmiştir. Din, dil ve ırk bakımından çok karışık bir yapıya sahip olan Balkanlar’daki bu istikrarın nedeni ise Türk Milleti’nin özünde var olan ve Türklerin İslam’ı kabul etmesiyle birlikte asıl kimliğini bulan ahlak anlayışıdır. Kuran’da emredilen bu ahlakın başlıca özellikleri, dürüstlük ve mertlik, zulümden ve haksızlıktan uzak durmak, adaleti her zaman ayakta tutmak, hoşgörüden ve uzlaşmadan yana olmaktır.

Belki bugün Devlet-i A’li Osmaniye yoktur, ama Balkanlar’ı bir uçtan diğer bir uca kat eden bir Türk-İslam kültürü ve medeniyeti onun mirası olarak hala ayaktadır. Sayıları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanları, Edirne’den Bihaç’a kadar uzanan bir hat üzerinde yaşamaktadırlar. Dahası, bu hat üzerinde bazıları 1878’den bazıları ise 1912’den bu yana direnmektedirler. Tek umutları ise bir gün eski huzurun, barışın ve düzenin yeniden kurulması, güçlü bir birliğin tesis edilmesidir…

Türkiye’nin liderliğinde oluşturulacak bir birlik, hem çatışmaların sonu olup bölgeye kalıcı barışı getirecek, hem de Balkan halklarının umutlarını huzura kavuşturacaktır. Dünya tarihinin en güçlü devletlerini kurmuş, tüm Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasına nizam vermiş olan Türk Milleti’nin aramış olduğu çözüm ve çıkış yolları, kendi tarihinde mevcuttur.Saygılarımla..
Kay:Türk dünyası—TUNALIM…

Reklamlar