Osmanlı’yı Osmanlı yapan ve küçük bir Türk beyliğini koca bir imparatorluğa taşıyan sebepler araştırıldığında, manevi dinamiklerin tartışmasız ön plana çıktığını görürüz.
Tâ kuruluş yıllarından itibaren Osmanlı, en çok bu sahaya yatırım yapmış, toplumun yapı taşı konumundaki tasavvuf erbabınca milli ve dini değerler daima canlı tutulmuştur.
Öyle ki, “Devlet-i ebed müddet ideali” (1) bütün gayelerin başı sayılmış, “İnsanı imar ve ihya etme düşüncesi” tüm çabaların nihaî hedefi olarak belleklere yerleştirilmiştir.

Bu gerçeğin en anlamlı örneğini Şeyh Edebali Hazretleri’nin (2), Osman Gazi’ye Vasiyetnâmesi’nde görebilmek mümkündür. Çoğumuz bilir bu vasiyetnameyi. Özellikle de siyasilerimiz… Lakin, gerek toplum hayatında gerekse devlet yönetiminde tarihî kaynakların değerini takdir edemeyenler için bu tür nasihatnemeler, zihinlerde hoş bir hatıranın ötesine geçememektedir malesef. Oysa ki, geçmişte atalarımıza her zaman ilham kaynağı olan ve devletin bekasına yön veren en önemli işaret taşları, mana sultanlarının gönüllerinden kopan bu hikmet dolu sözler olmuştur.

Tarih boyunca “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” veciz sözüyle ismi hafızalara kazınan Şeyh Edebali Hazretlerinin, üzerinden asırlar geçmesine rağmen değerini hâlâ koruyan o meşhur vasiyetnamesi, özelde Osman Gazi için söylenmiş olsa da esasen tüm devlet ve millet büyüklerine hitap eden eşsiz bir nitelik taşımaktadır:
***
İşte Şeyh Edebali’nin vasiyetnamesi:

“Ey oğul!
Beysin!.. Bundan sonra öfke bize; uysallık sana.
Güceniklik bize; gönül almak sana.
Suçlamak bize; katlanmak sana.
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kula bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin…

Ey oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!..
Sabır çok önemlidir.
Bir bey, sabretmesini bilmelidir.
Vaktinden önce çiçek açmaz…
Şunu asla unutma, insanı yaşat ki devlet yaşasın…
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.
Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır.
Ananı ve atanı say! Bil ki, bereket, büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.

Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!
Gördün, söyleme; bildin deme!
Sevildiğin yere sık gidip gelme ki, muhabbet ve itibarın zedelenmesin…
Şu üç kişiye acı: Cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı!
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma!
Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, gözüpek) derler.

En büyük zafer, nefsini tanımaktır.
Düşman, insanın kendisidir.
Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir…
Hayvan ölür semeri kalır; insan ölür eseri kalır.
Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam.
Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir; fakat bu kalkıp-iniş, yaşatmak için olmalıdır.
Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Ey oğul!
Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…” (3)

* * *

Müslüman-Türk milletinin tarihi kökleri, tüm insanlığa yol gösterecek nitelikte eşsiz ve zengindir. Yeter ki, yüzümüzü kahramanlıklarla dolu kendi tarihimize dönelim; zulmün, küfrün ve fitnenin beşiği Batı medeniyetine değil… Sırtımızı, asırlar boyu insanlığa can, mal ve namus emniyetini, din ve vicdan hürriyetini, adaleti, merhameti ve kardeşlik değerlerini taşıyan kendi medeniyetimize dayayalım; kana susamış Haçlı dünyasına değil…
Nice devletler kurmuş ecdadımızın inancını, idealini, hayatını ve eserlerini araştırdıkça, emin olun, bizlere miras bırakılan hakikatlerin anlamını belki bir nebze olsun daha iyi anlayacağız…
Ne demişti Edebali Hazretleri: “Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın”…

DİPNOTLAR:
1. Devlet-i Ebed Müddet: Sonsuza kadar yaşayacak devlet ideali anlamına gelir.
2. Şeyh Edebali (1206 – 1326): Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında yaşamış büyük bir âlim ve âhî teşkilatının büyüklerindendir. Osman Gazi’nin kayınbabası ve hocasıdır. Bir anlamda sonradan İmparatorluk olacak Osmanlı Devleti’nin fikir babasıdır.
3. Şeyh Edebali Vasiyetnamesi, Osmanlı tarihçisi Mustafa Cenabi’nin “Cenabî Tarihi” adıyla da bilinen “El-Hâfilü’l-Vâsıt ve Aylemü’z-Zâhirü’l-Muhît” adlı Arapça eserinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı bir nüshasında yer almaktadır.

 http://www.oguzkoroglu.com
Reklamlar