Güzel ülkemiz yüzyıllardan beri çeşitli ırklardan, farklı inançlardan ve farklı mezheplerden olan insanları kardeşçe kendi bağrında barındırmıştır. Yüzyıllar boyunca bu güzelim ve bereketli topraklarda yaşayan insanlar yan yana kardeş gibi yaşadılar ve böyle de yaşamaları gerekir. Ama ne yazık ki farklı ırklardan ve farklı mezheplerden olan bu milletin kardeşçe yaşamaları

bir takım karanlık elleri rahatsız ettiği ve bu karanlık ellerin amaçlarına ulaşmasında engel olduğu için, bu karanlık eller kardeş olan bu halkın arasına fitne ve fesat tohumları ekmek istemektedirler. Bu uğurda da her türlü malzeme ve yolu caiz görmekte ve kullanmaktadırlar. Bu tür zihniyetler kurt misali “kurt sisli havayı sever” mantığını güttükleri için havayı daima sisli göstermek isterler. Suyu bulandırıp bulanık sudan balık avlamak isterler. Oysa hangi ırktan ve hangi mezhepten olursa olsun, güzel ülkemizin şuurlu, basiretli kanaat önderleri, siyasetçileri, akademisyenleri, din âlimleri, sivil toplum kuruluşları kurt zihniyetli insanlara karşı toplumu bilgilendirmeli ve bu konuda gereken açıklama ve çalışmaları yapmalıdırlar. Karanlık eller tarafından güzel ülkemizde ve bölgemizde yaşatılmak istenen etnik ve mezhebi çatışmaların temelinde Müslüman toplumların birlik, bütünlük ve dayanışma içinde olmasını istemeyen çıkarcı zavallıların ektiği fitne tohumları vardır.
İslam bütünleştirici, birleştirici ve kardeşliği hâkim kılıcı yüce bir dindir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’inde bütün müminleri kardeş ilan etmiştir. Bundan dolayı İslam kardeşliği anlayışının hâkim olduğu ortamlarda hiçbir zaman etnik farklılıklar fitne ve tefrika vesilesi olmamıştır. İslam dinine göre insanın üstünlük ölçüsü takvadır ve Müslümanlar da bu ölçüye göre bir birlerine bakmalıdırlar. Ama Müslümanlar bu ölçüyü bırakır da üstünlüğü soyda, sopda, atada, dedede ve bunun gibi insanların kendi tercihlerine bağlı olmayan unsurlarda aramaya başlarlarsa, bu batıl kavramların hakim olduğu toplumlarda sulh ve sefa, barış ve kardeşlik yerini fitne, fesat, çatışma ve tefrika alır. Oysa insana değer kazandıran en önemli üstünlük onun kendi tercihiyle kazanılabilen üstünlüktür ve o da ALLAH korkusudur. Son zamanlarda güzel ülkemizde ve bölgemizde inanç kardeşliği temeline dayalı bütünlüğü hedef alan fitnenin daha da derinleşmesini sağlama amaçlı birtakım eylemler gerçekleştirilmesi ciddi tehlikeler arz ediyor.
Müslümanların 1400 yıllık tarihine baktığımız zaman, hangi coğrafyada veya hangi şehir ve bölgede başarı, ilerleme, sükûnet, emniyet olmuşsa bu vahdet, birlik, beraberlik ve kardeşlik neticesinde gerçekleşmiştir. Nerde ve ne zaman kavga, düşmanlık, zaaf olmuşsa bu da tefrika ve ihtilaftan dolayı kaynaklanmıştır. Müslümanların vahdeti siyasi amaçlar için olmamalı aksine vahdet olgusu yaşadığımız dünya koşullarında, hangi mezhepten ve hangi ırktan olursa olsun bir ilke olmalıdır. Vahdet sadece müşterek düşmanlar için düşünülmemelidir. Müslümanların müşterek düşmanları olmasa bile, Müslümanlar vahdet içerisinde yaşamalıdırlar. Vahdet Kur’an’ın emrettiği bir olgudur. Kurana inanan insanlar bu kavramdan gaflet etmemelidirler. Bazıları ırk ve soy kavramlarından yola çıkarak Kuran’ın bu olgusuna aykırı hareket ederler. Oysa insanların sahip oldukları soy ve ırkta dünyaya gelmeleri onların kendi ellerinde ve iradeleri dâhilinde değildir. Bu Allah’ın emri ve iradesi dâhilinde gerçekleşmektedir. Güzel ülkemizin, bölgemizin ve tüm Müslümanların vahdeti, birlik ve beraberliği ülkemiz ve bölgemiz insanı ve tüm Müslümanlar için sağlam bir kaledir. Bu vahdet eğer ciddi ve sağlam bir şekilde oluşturulursa harici kurt zihniyetli insanlar ümitsiz olur ve dâhili yarasalarda artık kol gezemezler.
Yüce İslam dininin vahdet hakkında ameli desturları vardır ve kısa da olsa onları maddeler halinde sizlerle paylaşıyorum. 1- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyorlar: “İnsanların arasını bulanın ve iki kişiyi barıştıranın mükâfaatı, Allah yolunda cihat eden mücahidin sevabı kadardır.” 2- Alaycı olmamak: Müslümanların birbirlerine karşı alaycı olması veya birbirlerinin mezhep büyüklerine karşı alay etmeleri nefret ve düşmanlığa sebep olur. 3- Dil yarası ve hakaretlerden kaçınmak: Dil yarası kılıçtan daha keskindir. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyorlar; “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden âmânda olduğu kimsedir”. 4- Suizandan kaçınmak: Zira suizan Kur’an’a göre büyük günahlardandır. 5- Kavim, soy ve ırk üstünlüğü gözetmekten sakınmak. 6- Müslümanların sorunlarına yoğunlaşmak ve bu uğurda çalışmalar yapmak. Bunlarla birlikte samimi olmak. 7- Fasıkların, fitnecilerin, tefrikacıların şayialarına ve yalan haberlerine inanmamak ve haberleri araştırmak. 8- Tefrika çıkaracak sözlerden uzak durmak. 9- Kendin için sevdiğini din kardeşin için de sevmek. Aziz kardeşlerim! Unutmamak gerekir ki, çıkarcılar, bukalemunlar, sisli havayı seven kurtlar, suyu bulandırmak isteyen balık avcıları için ülkemiz, bölgemiz ve Müslümanların vahdeti vahşettir. Ülke, bölge insanları ve Müslümanlar olarak bu vahşeti bu tür zihniyetlere yaşatalım inşallah. Onun için diyorum ki; gelin canlar her türlü felaketten milletleri kurtaracak olan Ehl-i Beyt gemisinde bir olalım, iri olalım, diri olalım. Zira bugün buna dünden daha çok muhtacız… M.Aksu…