Archive for Eylül 2013

Atatürk’ün bilinmeyen manevi hayatı

yeni141fs14Hepimizin bildiği gibi yurdumuzun her yerinde Yeni Mesaj gazetesinin düzenlediği, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın onur konuğu olarak katıldığı “Milli Kahramanlarımızı Anma” programlarında Sayın Baş’ın sayesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllarca bize dinsiz olarak tanıtıldığını ve aksine biraz araştırıldığında Atatürk’ün özellikle annesi Molla Zübeyde Hanım’ın etkisiyle dindar bir kişiliğe sahip olduğunu öğrenmiş olduk.

Daha önceki yazımda Atatürk’ün Ramazan ayında yaptığı ibadetlere yer vermiştim. Bu yazımda Türkiye’de sayılı kişilerin dile getirebildiği Atatürk’ün İslam dinine ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.a.) bağlılığından bahsedeceğim…
Mustafa Kemal hiç şüphe yok ki özellikle annesinin etkisiyle çocukluk yıllarında din eğitimini aksatmamış, yüksek algılayışı ve öğrenme gücü sayesinde kısa sürede neredeyse tüm duaları ezbere okuyacak hale gelmiştir.
Atatürk, yıllar sonra C. H. Sherrıll’in kendisiyle yaptığı röportajda, çok küçükken bir ay boyunca Sıbyan Mektebi’ndeki din hocasının eve gelip ona annesinin arzu ettiği Kur’an eğitimini verdiğini söylemiştir. Dini konulardaki bilgisi arttıkça daha çok ilgi çekmeye ve sevilmeye başlamıştır. Bu durumu fark eden Mustafa, her fırsatta çevresindekilere dini bilgilerini göstermenin yollarını aramıştır. Örneğin o günlerde zaman zaman evine çağırdığı hocalara mevlit okumuştur.
Bu arada Kur’an okumayı öğrenmiş ve namaz kılmaya başlamıştır. Ali Fuat Cebesoy, harp okulu yıllarına ait hatıralarında namaz konusuna şöyle değinmiştir: “… Bir gün öğle namazından çıkarken Mustafa Kemal elimden tuttu, yanımızdan geçmekte olan Ali Fethi’ye ‘Sana söz etmiş olduğum arkadaşım, Salacaklı Ali’ diye tanıttı…”
Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarında, özellikle Ramazan aylarında bazı yakın arkadaşlarıyla birlikte Selanik’te Kasımiye Camii’nde teravih namazlarını kıldığı anlaşılmaktadır. Bir keresinde Ramazan ayı okulların tatil olduğu zamana rastlamıştır. Bütün öğrenciler Selanik’te toplanmışlardır. Harp okulu öğrencisi Mustafa Kemal, candan arkadaşları eczacılık okulu öğrencisi Ahmet Numan ve mühendislik okulu öğrencisi Asaf ile birlikte Ramazan ayı boyunca hemen her gece Mithat Paşa Caddesi’nden Kasımiye Camii’ne kadar olan yolda gezmişler ve namaz vaktini beklemişlerdir.
Kasımiye Camii’nde teravih namazı büyük bir muhabbet içinde kılınırdı. O yıl üç arkadaş teravih namazlarını bu camide kılmışlardır.
Atatürk Edirne’de Fırka Kumandanı olarak görev yaptığı sırada cuma namazlarını Selimiye Camii’nde kılmıştır. Burada yine bir cuma namazında tanıştığı hafızla arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:
“Oğlum, terbiye görmüş güzel bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim ve duygulandım. Seni tebrik ederim. Oğlum, Edirne’de kaldığımız süre içinde ben cuma namazına hangi camiye gidersem, sen de o camiye gelecek iç ezanı okuyacaksın.”
Şimdi o hafıza kulak verelim :
“Hafta içinde yaveri Ali Rıza Bey, beni arayarak Mustafa Kemal’in cuma namazı için Selimiye Camii’ne gideceğini benim de orada hazır bulunmamı, Kur’an ve ezan okumamı, ayrıca durumun cami görevlilerine de bildirildiğini söyledi. Namaz çıkışı yine maiyeti ile beni bekleyen Mustafa Kemal’e selam verdim, elini öptüm. Bana, ‘Oğlum! Bugün yine bizi yaktın. Gelecek haftaya hangi camiye gidersem sen de oraya geleceksin’ dedi.”
Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı yıllarına ait anılarında namaz kıldığını bizzat ifade etmiştir:
“Bir gün namazdan evveldi. Bir sabah Başkumandan Vekili Enver Paşa, İzzet Paşa, Vehip Paşa ve Balkan Muharebesini idare etmiş büyük kumandanlarla namaz vaktini bekliyorduk. Namazdan sonra Naci Paşa, zatı şahanenin özel salonunda beni görmek istediğini bildirdi…”
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında da namaz kılmıştır. Örneğin, 24 Mart 1922 Cuma gününe ait notlarında, “Cuma namazında Hafız, Ulu Camii’nde mevlit okudu” ifadesini kullanmıştır.
Mustafa Kemal, 13 Haziran 1919 günü cuma namazını Amasyalılarla birlikte Sultan Beyazid Camii’nde kılmıştır. Müftü Tevfik Efendi, Mustafa Kemal Paşa’nın kendisinden önce camiye girmesi için ona yol göstermiştir. Yine Mustafa Kemal TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920’de Ankara Hacı Bayram Camii’nde öğle ve cuma namazlarını kılmış, 7 Şubat 1923’te de Balıkesir Paşa Camii’nde minbere çıkıp, “Allah birdir, şanı büyüktür. Hz. Muhammed (s.a.a.) O’nun kulu ve elçisidir” diye söze başlayarak hutbe vermiş ve cemaatle birlikte namaz kılmıştır. (Sinan Meydan, Atatürk ile Allah Arasında, s. 77-80).
Görüldüğü üzere Mustafa Kemal Atatürk yıllardır milletimize tanıtıldığı gibi dinsiz birisi değil aksine dinine bağlı Müslüman bir Türk evladıdır. Biz Türk milletine düşen görev Atatürk’ü bize anlatıp milletimizin büyük bir yanlıştan dönmesine vesile olan Prof. Dr. Haydar Baş’a sahip çıkıp Mustafa Kemal Atatürk’ü temsil eden Bağımsız Türkiye Partisi’ni iktidara taşımaktır…Furkan Talay-Yeni Mesaj

Kavgalar kalplerdeki inançların sonucudur

yeni141fsProf. Dr. Haydar BaşBM Güvenlik Konseyi toplantısı Suriye ağırlıklı bir gündem geçirdi.

BM’deki ülkeler güvenlikten bahsededursun, İslam dünyasından kan damlamakta…
Filistin, Afganistan, Pakistan, Irak, Mali, Sudan, Mısır, Lübnan ve Suriye gözyaşları içinde, açlık ve zulmün pençesindeler…
Her zaman altını çizdiğimiz hakikati bir kez daha yineleyelim. Dünyada var olan savaşların asıl nedeni, inançlardır. Dünya siyaseti inançlar istikametinde şekillenir.
Siz hiç batılı bir ülkenin, Müslüman bir ülkenin yaşadığı şekilde işgal edildiğini, sömürüldüğünü göremezsiniz.
Batı, kendi medeniyeti istikametinde çalışırken İslam dünyası “Müslümanlık adına hareket ediyoruz” dese de maalesef batılıların istediği istikamette siyaset üretip o saflarda yerini almaktadır.
Cesetleri fizyolojik olarak İslam topraklarında gezinse de hakikatte batı ideolojisinde bir arada bulunmaktalar.
Yani hem İsrail’e karşı olacaksın, hem de İsrail lehine hareket edeceksin, bugünkü manzara maalesef bu…
Böyle bir yaklaşımın temelinde İslam’a ve Müslümanlara karşı husumetten başka bir şey olamaz.
Emperyalist batı güçlerine karşı olanların uluslararası arenada eşbaşkan sıfatıyla dolaşması neyle izah edilebilir?
Gelişmeler, Müslüman dünyasının siyasi otoritelerinin farklı yüzlerle ortaya çıktıklarının izahı ve de ispatıdır.
Yaşadığınız coğrafya neresi olursa olsun, neticede birey olarak inandığınız ideolojinin ve de inancın temsilcisisiniz.
İktisadi ve siyasi olaylarla mahşeri şuuru dumura uğramış İslam dünyasının hiçbir izaha ihtiyacı olmayan gelişmelerden ders alması mümkün olmuyor.
Gelinen noktada yanlışlar doğru, doğrular yanlış olarak ortaya çıkmakta;
Bu da insanla inancı arasında açılan korkunç fark sebebiyle görülememektedir.
Heyhat, bu ne gaflet…
Bu ne aymazlık.  Prof. Dr. Haydar Baş                                                                              ”BARIŞ KÜLTÜRÜMÜZ OLSUN”

Cebrail’in Semadan yeryüzüne 3 olayda hızlıca inişi

yeni141fsMUTLAKA OKUYUN COK GÜZEL..
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cebrail (as) a sordu:
Ey Cebrail!
Hiç 7 kat semadan yeryüzüne korku ve dehşet içinde hızlıca indin mi?
Cebrail :
Evet Ya Muhammed 3 kez dediğin şekilde indiğim oldu.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz(sav) sordu :
Nasıl oldu anlat?
Birincisi dedi Cebrail (as) ;
H.Z.İbrahim ateşe atılırken Allah (cc) bana dedi ki :
Sor bakalım İbrahim’in bizden bi dileği var mıdır?
O sırada ibrahim ateşe atılmış şekilde hav ada ilerliyordu.
(o zaman mancılık yöntemiyle ateşe atmışlardı İbrahim Peygamberi)
Cebrail :
Hemen süratle indim yeryüzüne ve İbrahim e sordum ;
Var mıdır Rabbinden istediğin birşey?
İbrahim peygamber cevapladı:
Çekil çekil!
Rabbim’den geldiyse başım üstüne.
Bunun üzerine Yaradan emretti.
Ateşe serin ol!
Yere yumuşak ol! dedi
Peygamber Efendimiz(sav)
Ya ikincisi diye sordu Cebrail(as)’e.
Cebrail (as) :
Yine İbrahim oğlu İsmail’i kurban edeceğinde bıçağın keskin yerini değil sırt tarafını İsmail’in boğazına sürtüyordu kesmek için tam farkına vardı ve bıçağı ters çevirip İsmail’in boğazına değdireceği sıra Rabbim emretti;
Yetiş Cebrail al şu iki koçu İbrahim bunları kurban etsin dedi.
İşte o sırada çok korktum yetişemeyeceğimdiye ama şükürler olsun yetiştim.
Peygamber Efendimiz(sav) sordu :
Ya üçüncüsü Cebrail onu da anlat.
Cebrail (as) :
Ya Rasulallah onu ne sen sor ne ben söyleyeyim.
Rabbime en yakın olduğum yerdeydim.
Kendi mekanımda ve 7 kat semanın en tepesi denebilir.
Sen Uhud savaşındaydın ve savaş sırasında darbe aldın.
Darbe alınca miğferinin demiri yanağına battı.
Ashab geldi yanına ve sana olan terbiyesinden dolayı o demiri eliyle değil de ağzıyla yanağından hafifçe çekti çıkardı.
İşte tam o sırada yanağından süzülen bir damla kan yere düştü düşecek.
Alemlerin Rabbi şöyle dedi:
Yetiş Ey Cebrail!
Eğer Resulümün kanı yere düşerse andolsun ki yerde ve gökte bir tek canlı bırakmam.
Cebrail (as):
İşte o anda tüm gücümle yeryüzüne Uhud’a yöneldim.
O kadar hızla indim ki yanağından süzülen kan tam yere damlamak üzereyken yetiştim ve kanadımın üzerine düşürdüm.
Hamd olsun Rabbime…

Allah (cc) ve Kabetullah

yeni141fsİslam Peyganberi Hz.Muhammed (svs)BEGENMENIZ DILEGIMLE

Ahir zamanda doğruyu bulma rehberi

 

Harun KayacıDün Hasan Nasrallah’ın halka hitaben yaptığı konuşmanın videosunu izledim. Coşkulu bir kalabalık Hasan Nasrallah ile birlikte Resulullah’a yemin ediyordu. Ehl–i Beyt’in tasarruf ettiği bu topluluğa bakıp duygulanmamak mümkün değil. Sünni ekol tarafından Hıristiyan ve Yahudi’den beter olarak nitelendirilen, kâfir sınıfına sokulan Şii ekolünden Nasrallah’ın, kalabalıkla birlikte ettiği Resulullah’a sadakat yemine bakalım:
Ey Allah’ın Resulü,
Canım ve kanım sana fedadır,
Babam ve annem sana fedadır,
Oğlum ve kızım sana fedadır,
Bütün malım sana fedadır,
Rabbimin bana bahşettiği her şey sana fedadır,
Kanlarımız, canlarımız, evlatlarımız, hayatlarımız ucuzdur.
Allah Resulü’nün yüceliği önünde,
Allah Resulü’nün namusu önünde,
Allah Resulü’nün şerefi önünde.
Söylediklerimize Allah şahit olsun,
Şehitlerimizin kanları şahit olsun,
Yaralılarımızın yaraları şahit olsun,
Yıkılmış evlerimiz şahit olsun,
Damarlarımızdaki kan tükenmedikçe, susmayacağız!
Peygamberimize ihanet karşısında yüksek bir sesle haykıracağız:
Emrine amadeyiz Allah’ın Resulü!
Her cümlesi Ehl–i Beyt kokan bu konuşma adeta Al–i İmran Suresi 186. ayet düşünülerek edilmiş bir yemindir. Bu yemini eden topluluğun Müslüman olmadığını söylemek mümkün mü? Hizbullah, vatanı Lübnan’da da, Suriye’de de Haçlı ittifakına karşı aynı duruşu sergilemektedir. Oysa Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, bu yemini eden Hizbullah için Hizbüşşeytan demiş. Ne diyelim mümin aynadır, kim aynaya bakarsa kendisini görür. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ aynı zamanda Türk hükümetinin de görüşünü yansıtmıştır. Suriye çatışmasına baktığımızda Türkiye, Esad’a karşı haçlı ittifakının yanında yer almaktadır. Suriye, İran gibi Ortadoğu coğrafyasında nihai hedef olan ülkelerin hamisi ise Türkiye olması gerekirken Rusya bu rolü bizim yerimize üstlenmektedir.
Sünni ve Şii ekollerine göz atacak olursak yukarıdaki yeminden de anlayacağımız gibi her iki ekol de aynı Allah’a ibadet ediyor, aynı peygambere biat ediyor, aynı kıbleye doğru namaz kılıyor, aynı dualarla Allah’a yalvarıyor, aynı kutsal kitap yani Kuran’a inanıyor. O zaman Şii ekolü, Sünni ekolden ayıran farklılaştıran nedir?
Ortadoğu kargaşasın da Sünni ile Şii’yi birbirine karşı cepheleştiren ve genelde Sünni’yi, özelde de Türkiye’yi Haçlı–kâfir tarafına savuran farklılık nedir?
Elcevap : Ehl–i Beyt sevgisi.
Sünni ekol, eğer aslında kendisinin de bildiği bu doğruya ulaşmak istiyorsa önce kendi muhasebesini yaparak bu sorulara vicdanında bu cevabı verebilmelidir. Aksi halde Resulullah (SAV) hadisi gereğince kaybedenler safında yer almaktan kurtulamayacaktır.
“Ahir zamanda ümmetim için en fazla endişe ettiğim Deccal fitnesidir. – Ümmetim bölük bölük Hıristiyan olacak. – Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacak ama kendini Müslüman zannedecek. – Mescitler insan dolacak. 1 mescitte 1000 insan olacak 1 mümin olmayacak. “
Ehl–i Beyt, Allah’ın kıyamete kadar garanti almış olduğu İslam Dininin yeryüzündeki teminatıdır. Onlara uyan, Onların ruhaniyetinden istifade eden hangi zamanda olursa olsun dinini en kâmil manada yaşar.
Sözümü ufak bir şiirle bitiriyorum;
Yakınma boşuna sen Ehl–i Beyt’e uymadıkça,
Hz. Peygamber etmez sana nazar,
Bilmiyor musun her daim diri ve capcanlıdır onlar kıyamete kadar,
Sen Ehl–i Beyt’in boyası ile boyandıktan sonra,
Ebu Cehil kıtalar dolaşsa ne yazar?Yeni Mesaj-Harun Kayacı