Archive for Kasım 2013

İmam Hüseyin Efendimizin şehadeti

yeni141fsProf. Dr. Haydar Baş

Bugün İmam Hüseyin Efendimizin Kerbela toprağında şehit edildiği gün. Muharremin 10’u, İslam âlemi için büyük bir matem günüdür.
10 Muharrem günü, İslam tarihinde insanlığın kurtuluş günü olarak geçer. Yani, kan dökülmez ve cana kıyılmaz bir gündür.
Bir karıncanın dahi incitilmemesi gereken böyle kutsal bir zamanda, Hz. Peygamberin “oğlum” dediği insan katledilmiştir.
Ehl-i Beyt’i gönüllerden silmenin politikası olarak İmam Hüseyin Efendimizin yasını tutmak, O’nun şehadetine ağlamak bazı çevrelerde eleştirilmektedir.
Oysa, İmam Hüseyin’in yasını tutmanın fazileti pek büyüktür.
İmam Bakır (as) şöyle buyurmuştur:
“Taraftarlarımıza İmam Hüseyin’in (as) makberine ziyarete girmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin İmam Hüseyin’in makberini ziyaret etmesi gereklidir.” (Kamilu’z-ziyaret, sayfa 101)
İmam Hüseyin Efendimiz, Ehl-i Beyt’tendir.
Cenab-ı Hakk’ın (cc) Şura suresi 23. ayette, “De ki: ben bu peygamberliğime karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum” şeklinde, sevilmesini emrettiği beş mübarek kişiden biridir.
Hamse-i Al-i Aba altındadır. Temizliği, pak oluşu Tathir ayeti ile kesindir. Ahzâp suresi 33. ayette şöyle buyrulur: “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
Esasen, İmam Ali Efendimizin hilafetine karşı duruşla başlayan süreç, daha sonra İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve katledilmesi, Kuran’ı Kerim’de Ehl-i Beyt hakkında emredilen ayetler ışığında değerlendirilmelidir.
Yani, pak Ehl-i Beyt soyuna karşı kuşanılan kılıç, aslında Ehl-i Beyt düşmanlığındandır.
Ehl-i Beyt’e olan düşmanlık, nasp edilmiş imamın elinden makam hırsıyla hilafetin alınmasına ve bu pak neslin koltuk endişesi ile katledilmesine neden olacaktır.
Oysa, İmam Ali Efendimiz ve O’nun soyundan gelen 11 masum imamın imameti hakkında Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Selman-ı Farisi şöyle anlatıyor: “Allah Resulü’nün (sav) Hüseyin’i (as) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, O’nu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:
“Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah’ın hüccetisin ve Allah’ın hüccetinin oğlu ve Allah’ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (İmam-ı Zaman) olacaktır.” (Maktel-i Harezmi)
İmamlar hakkındaki bu hakikatin gizlenmesi, koltuk uğruna Allah’ın muradının hiçe sayılarak ayete ters hareket edilmesi, İslam tarihinde önüne geçilemez bir sapmaya neden olmuştur.
İmam Hüseyin Efendimizin döneminde halife koltuğunda oturan Yezid’i ele alalım:
İmam Hüseyin’in (as) hakkı olan hilafet, Yezid tarafından gasp edilmişti.
Yezid, şaraba düşkün, maymun ve köpeklere meraklı bir kişi idi. Kendi aile efradı ile ilişkiye girebilecek bir ahlaka sahipti. Halifelik yaptığı 3 yıl içerisinde Resulullah’ın (sav) “oğlum” dediği İmam Hüseyin’i (as) ve ailesini şehit etmiş, Medine halkını kılıçtan geçirmiş ve Allah’ın evi Kâbe’yi yaktırmıştır.
Yani Yezid’de İslam ümmetine halife olacak özellikler mevcut değildi.
Kendisinden biat istediğinde İmam Hüseyin, ümmetin bu gerçeği görmesi, İslam çizgisinden sapmaların durması ve en önemlisi, halifelik kendine Allah tarafından verilmiş bir hak olduğu için kıyam etmiştir.
Biat etmeyerek Medine’yi terk etmiştir. İmam Hüseyin’in (as) Yezid’e biat etmemesi ile kıyam başlamıştır.
Medine’den ayrılırken, Ümmü Seleme annemize şöyle buyurur:
“Yüce Allah, benim öldürülmüş, kurban edilmiş, haksız yere ve düşmanca katledilmiş olmamı dilemiştir. Ailemin, kafilemde yer alanların ve kadınlarımın dört bir yana dağılmasını, küçücük çocuklarımın mazlum olarak kılıçtan geçirilmesini, tutsak edilip zincire vurulmalarını, yardım istedikleri halde yardımcı bulamamalarını dilemiştir.” (Bihar’ul Envar, c.44, sayfa 331)
Neden kıyam ettiğini şöyle açıklamıştır:
“İmam, Medine’yi terk ederken, Mekke’ye gelmeden kardeşi Muhammed b. Hanefiyye’ye bir vasiyette bulunmuştur. Bu vasiyette şehri terk etmesi ile ilgili olarak şunu yazar:
“…ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufu emir, münkeri nehy etmek, ceddim Resulullah ve babam Ali b. Ebu Talib’in yolunu ihya etmek için kıyam ettim.” (Maktel-i Harezmi, c.1, sayfa 188)
Öyleyse İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve şehadeti, sadece halifeye yapılan bir başkaldırı olarak asla değerlendirilemez.
O’nun şehadeti, Ehl-i Beyt düşmanları ile sevenlerini bugüne kadar ayıran büyük bir olaydır.
Öleceğini bilerek, kanı ile verdiği mücadele, Ehl-i Beyt sevenlerinin gönüllerinde, dillerinde ve kalemlerinde bugüne kadar yaşatılmış; bu sayede Ehl-i Beyt’in mağduriyeti günümüze kadar unutturulmamıştır.
İmam Hüseyin, doğumu Hz. Peygamber tarafından annesi Hz. Fatıma’ya müjdelenen, adını bizzat Cenab-ı Hakk’ın koyduğu mübarek kişidir.
Doğduğunda süt emmeyen Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber’in parmağını emerek beslenmiştir.
Böylece Hüseyin’in eti peygamberimizin etinden, kanı da peygamberimizin kanından beslenerek gelişmiştir.
Ebu-l Müeyyid Harezmi, “Maktel-ül Hüseyn“ adlı kitabının 163. sayfasında şöyle naklediyor:
“Hz. Hüseyin’in (as) doğumundan bir sene sonra on iki melek Resulullah’a (sav) nazil olup şöyle dediler:
“Kabil’in, Habil’in başına getirdiği şeyin aynısı oğlun Hüseyin’in başına gelecek; Habil’e verilen sevabın aynısı Hüseyin’e (as) verilecek; devamla şöyle diyor: ‘Kabil’e verilen azabın aynısı da Hüseyin’in katiline verilecektir.
Gökteki bütün melekler Resulullah’a (sav) nazil olarak baş sağlığı diliyorlar, Hüseyin’in (as) şehit düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı.”
Resulullah da (sav) şöyle dua ediyordu:
Allah’ım Hüseyin’e yardımda bulunmayanları zelil et, O’nu öldürenleri öldür ve onları dileklerinden mahrum kıl.”
O’nun ölmesini emreden en başta Yezid’dir.
Kufe Valisi Ubeydullah b. Ziyad ve İmam Hüseyin Efendimizin karşısına gönderilen 30 bin kişilik ordunun komutanı Ömer b. Sad da aynı günahı taşımaktadır.
75 kişilik nur kafilesi karşısındaki 30 bin kişilik Yezid ordusu, küfrün iman karşısındaki korkusundan başka bir şey değildir.
Kufe’den gelen “başımıza geç” taleplerine karşı sessiz kalamayan İmam, 75 yareni ile Kufe’ye doğru yol alırken Şeraf denilen yerde Yezid’in ordusu ile karşılaşır.
O’nu öldürmeye gelen ordu namaz için Hz. Hüseyin’i imam seçer. O’nun arkasında namaz kılarlar.
Tasua günü denilen Muharremin dokuzunda İmam Hüseyin bir rüya görür ve O’nu kardeşi Zeyneb’e şöyle anlatır:
“Bu uykudan sonra Resulullah’ı bir grup ashabı ile beraber gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Sen bu ümmetin şehidisin, göklerin ve en yüksek semanın ehli, senin gelmeni birbirlerine müjdeliyorlar.” (Maktel-u Harezmi, c.1, sayfa 252)
İmam Hüseyin Aşura sabahı Ömer b. Sad komutasındaki orduya bir konuşma yaparak onların üzerindeki hüccetini tamamlamıştır. Bu konuşmada, kendinin ve Ehl-i Beyt’in Cenab-ı Hak nazarındaki konumunu hatırlatmış ve Yezid’in ordusunun yapacağı yanlışı ikaz etmiştir.
İmam, konuşmalarından etkilenmeyen ve kendisini öldürmek için bekleyen kalabalık için, ellerini açarak şu duayı yapmıştır:
“Allah’ım! Biz peygamberin Ehl-i Beyt’i, O’nun torunları ve yakınlarıyız. Allah’ım bize zulmeden ve hakkımızı gasp eden kimseleri zelil ve mahvet!” (age, c.1, sayfa 249)
İmam’ın çadırlarına ilk oku Ömer b. Sad atmıştır. Bundan sonra, 72 yareni ile İmam Hüseyin’in şehadete yürüdüğü anlardır.
İmam Hüseyin verdiği eşsiz mücadelenin ardından Cuma günü öğleden sonra şehit edildi. Şehit edildiğinde elli yedi yaşındaydı.
“Şehadet anında vücudunda otuz üç mızrak yarası ve otuz dört kılıç darbesi vardı.” (Taberi, c. 6, sayfa 260)
Allah şefaatine nail eylesin… Prof. Dr. Haydar Baş

Aşura ve matem günü

yeni141fsUğur Kepekçiİçerisinde bulunduğumuz Muharrem ayı; hürmete layık ve başından sonuna Mübarek olayların cereyan ettiği bir aydır. Bu ayda yapılan ibadetler ve de tutulan oruçlar çok faziletlidir.
“Ramazan’dan sonra oruçların en faziletlisi, Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.”(Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb)
“Kim arefe günü oruç tutarsa, iki senelik günahına kefaret olur ve kim de, Muharrem ayında bir gün oruç tutarsa, her bir günü için otuz gün sevabı yazılır.” (Hadîs-i şerîf-Taberânî)
Muharrem ayı Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed’in (s.a.a.) Mekke’den Medine’ye hicreti ile başlamıştır. Muharremin 10’uncu gününe “Aşura günü” denilmektedir.
Özellikle de Hicri 61. Yılı Muharremin 10’uncu günü cereyan eden İmam Hüseyin ve ona iman eden dostlarının, aile fertlerinin çoluk çocuk demeden hunharca katledilmeleriyle, dünyanın ve insanlığın seyri değişmiştir.
Kerbela’da Peygamberimizin ciğerparesi, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin(a.s.)’ın şahadeti aşura gününe denk gelmiş olup, bu dahi insanlığın dönüm noktasıdır. Bu günde insanlığa Hak adına dik duruşun adresi ve şekli gösterilmiştir. Hz. Hüseyin(a.s.) da mücadelesinin karşılığını böyle mübarek bir günde şehit olmakla almıştır. Yüce Allah, Hz. Hüseyin(a.s.) Efendimizin hem duruşundan, hem şefaatinden istifade etmeyi nasip eylesin. Âmin…
Aşura günü yapılmasında fayda görülen işler, Hadisi şeriflerle haber verilmiştir. Abdulkadir Geylani Hazretlerinin, Gunyet’üt Talibin adlı eserinden derlediğimiz bilgileri sizlerle paylaşalım:
“Bir kimse, Muharrem ayında, aşure günü oruç tutar ise, onun için bin melek sevabı verilir.
Bir kimse, Muharrem ayında aşure günü oruç tutar ise, onun için on bin şehit sevabı, onbin hac eden ve umre eden sevabı verilir.
Bir kimse, aşure günü bir yetimin başını okşar ise, o yetimin başındaki tüylerin sayısı kadar, o kimsenin cennetteki derecesini artırır.
Bir kimse, aşure gecesi, oruçlu bir mü’mine iftar ziyafeti verir ise, Muhammed ümmetinin tümüne iftar ziyafeti vermiş ve hepsinin karnını doyurmuş kadar olur.”
Bu arada, Sahabe Efendilerimiz Resulullah (sav) Efendimize şöyle dediler;
— Ya Resulallah, bu manaya göre, Allah’u Teala aşura gününü diğer günlere bakarak üstün kılmıştır.
Bunun üzerine, Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurdu;
—Evet, öyledir. Allah’u Teale, semaları aşure günü yarattı. Dağları aşura günü yarattı, Denizleri aşura günü yarattı, Kalemi aşure günü yarattı, Levhü aşure günü yarattı. Adem aleyhisselamı aşura günü yarattı. Adem aleyhisselamı aşura günü cennete koydu. İbrahim aleyhisselam, aşure günü doğdu. Allahu Teale Onu aşura günü ateşten kurtardı. Oğluna kurban fedaisini aşura günü yolladı. Firavun, aşura günü suda boğuldu. Allah’u Teala Eyyub aleyhisselamı hastalık belasından aşura günü kurtardı. Allah’u Teala Âdem aleyhisselamın tevbesini aşura günü kabul buyurdu. Allah’u Teala Davut aleyhisselamın günahını aşura günü kabul buyurdu. İsa aleyhisselam, aşura günü doğdu. Kıyamet aşura günü kopacaktır.”
Bir başka hadisi şerifte de “ Bir kimse aşura günü boy abdesti alır ise, ölüm hariç, hiç hasta olmaz, Bir kimse aşura günü gözlerine sürme çeker ise, sene boyunca göz ağrısı görmez, Bir kimse, aşura günü bir hastayı ziyaret eder ise, Âdem’in oğlunu ziyaret etmiş gibi sevap alır. Aşura günü birine bir içimlik su veren kimse, göz açıp kapayacak kadar dahi, Allah’a asi olmamış gibi olur.”
Aşure günü kılınacak namaz:
“Bir kimse, aşağıda anlatılacak şekilde dört rekât namaz kılar ise; Allah’u Teale onu elli senelik geçmiş, elli senelikte gelecek günahını bağışlar. Mele-i alada dahi, onun için nurdan bir köşk yapar:
a) Her rekâtında bir kere Fatiha suresi okunur.
b) Ellibir kere İhlâs suresi okunur.
Namaz bittikten sonra da Resulullah Efendimize 70 kere salâvat okunur.”
Aşure gününe ait olan ibadetlerin yanında belki de en fazla önem vermemiz gereken İmam Hüseyin(a.s.)’ın şahadetinden dolayı tutacağımız matemdir.
Bugün tutulacak matemin çok büyük önemi vardır. İmam Cafer-es Sadık’tan (a.s.) şöyle rivayet edilmiştir: “Hüseyin’in (a.s.) başına gelenlerin dışında hiçbir musibete ağlamak yakışık almaz. Hüseyin bin Ali’ye ağlamanın pek büyük fazileti ve sevabı vardır.” (Kamilu’z-ziyaret, sayfa 101.)
Bugün, kınayıcıların kınamasından çekinmeden farklı bir şeyler yapmalıyız. Peygamberimizin(s.a.a.) emanetinin bizlere ulaşması için verdiği mücadele uğruna bir yudum su bile layık görülmeden, dünyada eşine rastlanmayacak derecede bir katliama maruz kalan İmam Hüseyin (a.s.)’ın duruşunu ve mücadelesini tefekkür etmeliyiz. Zevkimizden, rahatımızdan, yememizden içmemizden bir gün dahi olsa uzak durmalıyız. O’nun aziz hatırasına saygı ve sevgi duymalıyız. O’nun için gözyaşı dökmeliyiz. O’nun vasiyetine sadık kalacağımızın sözünü vermeliyiz. İşte o zaman Aşure günün fazilet ve bereketinden istifade edenlerden oluruz. Rabbim cümlemizi Ehl-i Beyt’in yolundan ve şefaatinden ayırmasın.  Ugur Kepekçi

SONSUZ KURTULUŞ İLACI

yeni141fs

ABDÜLKADİR GEYLÂNÎ HAZRETLERİNDEN ÖĞÜTLER

Evliyalar Sultanı, Gavs-ı Âzam olarak meşhur olan ilim ve hikmet kutbu Abdülkadir Geylânî Hazretleri 1077’de Hazar Denizinin güneyinde bulunan Geylan’da dünyaya geldi ve 1166 tarihinde Bağdat’ta hayata gözlerini yumdu. Hem anne, hem de baba tarafından Peygamberimizin neslinden gelen Abdülkadir Geylânî Hazretleri hem ilmi, hem de manevî hali ile yüzyıllar boyu muhtaç gönüllere İlâhi aşkı yansıtmıştır. Öyle ki, Müslüman olmayanlar bile onun büyüklüğü karşısında eğilmişlerdir.

Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin gerek dergâh ve medresesinde yaptığı sohbetler, gerekse camideki vaaz ve nasihatleri talebeleri tarafından yazılıyor ve muhafaza ediliyordu. Bizim istifade ettiğimiz Fütûhü’l-Gayb ve Fethu’r-Rabbânî isimli eserleri 1150-1152 yılları arasında yaptığı sohbetlerden oluşmuş ve yakın talebesi Afif tarafından kaleme alınmıştır.

Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin sohbetleri ve hitabelerinin muhatapları her kesimden insanlardır. Fakat özellikle Fethü’r-Rabbâni deki hitabeleri daha çok “Ey oğul!” şeklindedir ve çoğunlukla nefse hitap eder, nefse ağır darbeler indirir, nefsin yapısında bulunan şirk, nifak, yalan, riya ve isyan gibi kötülükleri temizlemeye çalışır.

Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin en önemli eserlerinden olan 620 sayfalık Fethü’r-Rabbâni´den derlemeye çalıştığımız bu öğütler, hemen herkesin ortak derdini dile getirmekte ve çareler göstermektedir. Bu vesile ile bir aczimi itiraf edeyim: Bir an için kendimi Abdülkadir Geylânî Hazretlerine muhatap olarak kabul ettim, ancak dayanamadım. Çünkü insanda öyle ağır bir nefis ameliyatı yapıyor ki, uzun süre tahammül etmek mümkün olmuyor. Bunun için ağır dersleri değil de, umumi öğütleri derlemeye çalıştık.

Önce kendini düzelt

Ey oğul!

Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsim düzelt. Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış. Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hal var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma. Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana!

Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin. Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah’a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere götürebilir.

Denize düşen ve yüzme bilmeyen birisini ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir. Aynen bunun gibi, Allah’a insanları ancak Onu tanıyan birisi götürebilir. Allah’ı tanımayan kişiye gelince, Ona giden yolda bu kişi insanlara nasıl rehberlik edebilir ki?

Sana Allah’ın tasarrufundan bahsetme ihtiyacını duymuyorum. Sen Onu seversin, amellerini sırf Onun rızası için yaparsın. Asla Ondan başkası için yapmazsın. Ondan korkarsın, Ondan başkasından asla korkmazsın.

Takvaya sarıl

Ey oğul!

Sana takva gerek. Takvaya sarıl, muttaki ol. Sana İslam gerek, İslam’ın esaslarına sarıl. Nefse, şehevî arzulara, şeytana ve kötü kişilere muhalefet etmeli ve onlara uymamalısın. Mü’min kişi bu hususlarda devamlı cihat halindedir. Öyle ki, başından miğferi hiç eksik olmaz, kılıcı asla kınına girmez, atının sırtı hiç eğersiz kalmaz. Uykuyu bile hak erenlerinin uyuduğu niyetle uyur. Hak erenleri düşmana galip gelebilmek için zindelik kazanmak maksadıyla uyurlar. İhtiyaç dolayısıyla yemek yerler. Ancak zaruret halinde konuşurlar. Mecbur kalmadıkça âdetleri dilsizlik ve sükûttur. Onları ancak Allah’ın takdiri konuşturur. Bu dünyada onların dilini Allah hareket ettirir, konuşturur. Tıpkı yarın Kıyamet gününde organlarını konuşturacağı gibi…

Allah’ı daima görür gibi ol

Ey oğul!

Yalnızlık anlarında öyle bir takvaya ihtiyacın var ve öyle bir takvaya sahip olmalısın ki, seni günahlardan ve günaha sürükleyecek kaymalardan alıkoysun. Öyle bir murakabeye ihtiyacın var, öyle bir murakebeye sahip olmalısın ki, Allah’ın daima seni görmekte olduğunu sana hatırlatsın. İşte sen yalnızlık anlarında böyle olmaya muhtaçsın, mecbursun. Bundan başka, nefis, heva ve şeytanla savaşmaya muhtaçsın.

Gönülleri hakka davet et

Ey oğul!

Büyük insanları yıkıp mahveden küçük hatalar, sürçmeler ve kaymalardır. Zahitleri mahveden nefsanî ihtiraslardır. Hak erenlerini mahveden yalnızlık anlarındaki kötü düşünceler, hatıra gelen kötü fikirlerdir. Sıddıkları mahveden bir anlık kötülüktür. Onların bütün meşguliyetleri, kalblerini uygunsuz düşüncelerden korumak ve muhafaza etmektir. Onlar Hakka davet mevkiinde bulunan kişilerdir. İnsanları Allah’ı tanımaya davet, ederler. Gönülleri Hakka davet etmekten bir an bile geri durmazlar.

Nefsini itaat altına al

Ey oğul!

Bu zaman âhirzamandır. Nifak çarşısı açılmıştır. Yalan çarşısı açılmıştır. Münafık, yalancı, deccal kişilerle oturmayınız. Yazık sana ki, nefsin münafıktır, yalancıdır, kâfirdir, fâcirdir, müşriktir. Böyle olduğu halde sen onunla nasıl oturuyorsun? Ona muhalefet et, asla muvafakat etme. Onu bağla, asla salıverme. Onu hapset, zindana at. Kendisine ancak zaruri olan haklarını ver. Fazla verme. Onu mücahedelerle kahret, itaat altına al!

Dünya ile âhireti biraraya getir

Ey oğıû!

Dünya ile âhireti biraraya getir. Her ikisini de aynı yere koy. Kalbin dünya ve ahiret düşüncesinden arınmış olarak ve çırıl çıplak bir şekilde Mevlan ile tek başına ol. Allah’tan başka herşeyden arınmadıkça Ona yönelme. Halka bağlanıp kalarak Haktan ayrı kalma. Bütün bu sebepleri kopar, at. Allah’a giden yoldaki engelleri birer birer bertaraf et. Bütün bunları yaptıktan sonra dünya ve âhireti bıraktığın yere var. Dünyayı nefsine ver, âhireti kalbine koy, Mevlâyı da özünde tut.

Tevbe ile günah elbiseni çıkar

Ey oğul!

Nefis ile birlikte olma. Hevesinle birlikte olma. Dünya ile de birlikte olma. Öyle ise hemen günahlarına tevbe et, bir daha işlememeye azmeyle. Onlardan sıyrıl. Seri adımlarla Mevlana koş. Tevbe ettiğin zaman hem dışın, hem de için tevbe etmiş olsun. Tevbe, Allah’ın katında makbul kul olmanın temelidir. Halis bir tevbe ile ve Allah’tan hakikaten haya etmek suretiyle üzerindeki günah elbisesini çıkar, at.

Derdi sabırla karşıla

Ey oğul!

Sana herhangi bir dert geldiği zaman onu sabır eliyle karşıla ve devası gelinceye kadar sakin ol. Deva gelince de onu şükürle karşıla. Bu hale geldiğin zaman peşinen ebedi zevkli safalı bir hayatta olursun.

Himmetin dünya olmasın

Ey oğul!

Dünyadaki himmet ve gayretin yemek, içmek, giymek, evlenmek, güzel ve rahat evlerde oturmak, servet toplamaktan ibaret olmasın. Bütün bunlar nefsin işidir, nefsin rağbet ettiği şeylerdir. Öyleyse kalbe mahsus himmet ve gayret nedir? Kalb, öz ve sır neye rağbet eder? Onun himmet ve gayreti Allah’ı aramaktır. Kalbin rağbet edeceği tek şey budur. Senin himmet ve gayretin ve rağbet edeceğin şey senin için en mühim olandır, sana ehemmiyet verendir. Öyleyse senin rağbet edeceğin şey, Rabbin ve Onun nezdinde olmalıdır.

Ahiret için hazırlan

Ey oğul!

Sen, ömründen sadece bir gün kaldığını farzet ve ecel meleğinin geleceğini düşünerek ve ahiret için hazırlan. Dünya hak erenleri için bir kuvvet kazanma ve pişip olgunlaşma yeridir.

Dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın

Ey oğul!

Sen dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın. Allah’ın yoluna uymayan bir yaşayış içindesin. İçinde bulunduğun bu hali hemen değiştir.

Kendini Allah’ın takdirine teslim et. Sonra Onunla birlikte ol. Nasıl bir binanın önce bir temele, sonra da duvarlara ihtiyacı varsa, her işin de önce bir temele sonra da bir yapıya ihtiyacı vardır. Senin yolunun temeli, Allah’ın takdirine teslim olmak, yapısı da Onunla birlikte olmandır. Bu esasa yapış, ömür boyu, gece gündüz buna devam et.

Tefekkür insanı Allah’a götürür

Ey oğul!

Tefekkür kalbin yapacağı işlerdendir. Eğer kendin için bir iyilik görürsen, bir iyiliğe nail olursan, Allah’a şükret. Bir kötülük görürsen de ondan dolayı tevbe et. İşte bu tefekkür sayesinde dinin ihya olur, dirilir, şeytanın da ölür.

Şöyle denmiştir: “Bir saat tefekkür, bir gecelik ibadetten hayırlıdır.”

Allah’a ulaşma yolunda yine Allah’ın fiillerini delil getir. Nasıl ki bir sanat eserinden sanatkâra intikal ediliyorsa, Allah’ın muazzam bir sanatı olan bu kâinata bakmakla da Allah’a ulaşılabilir. Onun için Allah’ın sanatı üzerinde tefekkür edersen Allah’a ulaşabilirsin.

Hakiki imana sahip olan bir mü’minin iki dış gözü, iki de iç gözü vardır. İki dış gözü ile Allah’ın yeryüzündeki sanat eserlerini görür, iki iç gözü ile de Allah’ın göklerde yaratmış olduğu eserleri görür. Bundan sonra onun gözünden perdeler kaldırılır. Neticede Allah’ın yakın ve sevgili kullarından olur. Sevgiliden hiçbir şey gizlenemeyeceğine göre, Allah’ın sevgili kullarından olan bu kişiden de İlâhî sırlar gizlenmez.

Dinini satarak dünyalık elde etme

Ey oğul!

Meşru yoldan ve helalinden alın teriyle kazandığını ye. Dinini satarak dünyalık elde etmeye ve bu yoldan kazanılmış şeylerle geçinmeye kalkışma. Helalinden ve meşru yoldan kazan. Bu kazancınla başkalarına ikram et. Onlara da yedir, içir. Ta ki aradaki sevgi ve kardeşlik bağlarının devamına ve pekişmesine vesile olsun.

Allah’ı kullarına şikâyet etme

Ey oğul!

Allah’ı kullarına şikâyet etmeye kalkışma. Kullara şikâyetçi olma. Allah’a şikâyetçi ol. Allah her şeye kadirdir. Ondan başkası ise hiçbir şeye muktedir değildir. İç sıkıntıları, maruz kalınan musibetleri, mânevi dertleri ve verilen sadakalarla yapılan iyilikleri gizli tutmak da iyilik hazinelerindendir. Sadakayı sağ elinle ver. Sol elinin bundan haberdar olmaması için gayret et.

Dünya seni yutmasın

Ey oğul!

Dünya denizinden sakın. Onda çok kişiler boğulmuş, ancak pek az kişi kurtulmuştur. O derin bir denizdir. Herşeyi garkeder, kendinde boğar. Ancak Allah dilediği kullarım ondan kurtarır. Tıpkı kıyamet gününde mü’minleri Cehennemden kurtaracağı gibi.

Takva güneşiyle beraber ol

Ey oğul!

Bütün fiil ve hareketlerinde tevhid güneşi, şeriat güneşi ve takva güneşi ile beraber ol. Zira bu güneş, heva ve hevesin; nefsin, şeytanın ve mahlukata dayanmanın sebep olduğu şirk tuzağına düşmekten seni muhafaza eder. Bu güneş seni Allah yolunda ilerlerken aceleci olmaktan alıkor.

Aceleci olma

Ey oğul!

Aceleci olma. Zira acele eden hataya düşer, teenni eden de isabet eder, hedefine ulaşır. Acele etmek şeytandandır, şeytanın işidir. Teenni etmek de Allah’tandır. Çok kere seni aceleciliğe sevkeden şey, dünyalık toplama hırsıdır. Rızık ve dünyalık hususunda kanaat sahibi ol. Zira kanaat tükenmez hazinedir.

Sadece kısmetine ve eline geçene razı ol. Kısmetinde olmayandan da geri dur. Helal ve meşru olandan ayrılma. İşte o zaman zengin olursun. Allah’tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymazsın. Kalbin mutmain olur, sükûnete kavuşur, özün saflaşır, berraklaşır. Zararlı duygu, temayül ve ihtiraslardan arınırsın. Böylece dış gözünde dünya, kalb gözünde ahiret, sır gözünde Allah’tan başkası değersiz olur.

Aklını kullan

Ey oğul!

Akl-ı selim sahibi ol. Aklını kullan. Acele etme. Şurası muhakkak ki. acele etmekle eline bir şey geçmez. Acele etmekle ne vaktinden önce akşamı edebilirsin, ne de sabahı. İstediğini elde edebilmek için sabırla akşama kadar çalışmıyor, didinmiyor musun?

Allah korkusu her kapının anahtarıdır

Ey oğul!

Önünde kapalı bir kapının kalmamasını istersen izzet ve celâl sahibi olan Allah’tan kork. Zira Allah korkusu her kapının anahtarıdır, her kapıyı açar.

Amellerini güzel yap

Ey oğul!

Güzel ameller işlemekte tembellik etme. Zira tembellik edenler ebediyen mahrum kalırlar. Bu arada daimi bir pişmanlık da peşlerini bırakmaz. Amellerini güzel yap. Unutma ki, Allah hem dünya hayatı ile, hem de ahiret hayatı ile sana karşı cömertlik etmiş, ikramda bulunmuştur.

Allah’ın rızasına dön

Ey oğul!

Dua ipini uzat. Allah’ın rızasına dön. Kalbin itiraz ettiği halde dilinle dua eder duruma düşme. Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin.

Kötü kişilerle arkadaşlık etme

Ey oğul!

Kötü kişilerle arkadaşlık etmen, iyi kişiler hakkında kötü düşüncelere sürükler. Hep kötü insanlarla beraber oldukça iyi ve salih kişiler seni kötü bir insan olarak görürler.

Dine sarıl

Ey oğul!

Başkaları tarafından uyandırılmadan önce uyan. Dine sarıl. Dinine sahip kişilerin arasına katil. Onlarla birlikte ol. Asıl insan olanlar dinine sarılmış olanlardır. İnsanların en akıllısı, Allah’a itaat eden, Onun dinine, kitabına sarılan ve yaşayışını Allah’ın ahkâmına uygun geçiren insandır. İnsanların en cahili de Allah’a isyan eden, yaşayışını Onun dinine, kitabına ve ahkâmına uygun olarak geçirmeyen kişidir.

Cahillerle arkadaşlık etme

Ey oğul!

Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir. Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır. Sağlam inançlı, alim ve ilmi ile amel eden mü’minlerle arkadaşlık et. Mü’min iman kuvveti sebebiyle diğer insanlara karşı daima neşeli ve güleryüzlü görünmeye, hüznü de Allah ile kendi arasında gizli tutmaya muktedir olabilir. Mü’minin hüznü daimidir, çünkü tefekkür eder. Çok ağlar, az güler.

Bunun için Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem, “Mü’min için, Rabbine kavuşmanın dışında rahat yoktur” buyururlar.

Kalb ve gönül ehli ile arkadaş ol. Onların sohbetlerinde bulun. Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun.

Şu kimselerle dostluk kur

Ey oğul!

Kendileriyle dünyada sırf dünyalık için arkadaşlık ve dostluk ettiğin şu kişileri yarın göremeyeceksin. Aranız ayrılacak. Kötü dost ve arkadaşlarla aran nasıl ayrılmasın ki, sen onlarla Allah için değil, Allah’tan başka şeyler için dostluk ettin. Eğer insanlarla mutlaka dostluk, arkadaşlık ve ahbaplık etmen gerekiyorsa, takva sahibi, arif, ilmi ile âmil, yalnız Allah’ın rızasını isteyen ve Allah’ın nazarında itiban olan kişilerle dostluk ve arkadaşlık et. Şu kimselerle dostluk ve arkadaşlık kur:

1. Seni Allah’a yaklaştırsın.

2. Seni dalaletten kurtarsın, doğru yola çeksin.

3. Seni dünyaya kulköle olmaktan kurtarsın.

4. Önüne ahiret nimetlerini sersin.

5. Seni nefsin esaretinden kurtarsın, hürriyete kavuştursun.

6. Seni yılanların, akreplerin ve vahşi hayvan tabiatlı insanlardan kurtarsın, rahata, huzura kavuştursun.

Bütün isteklerin Allah’tan olsun

Ey oğul!

Eğer dünya tasalarından sıyrılmaya gücün yetiyorsa hiç durma, hemen sıyrıl. Aksi halde seri olarak kalbinle Allah’a koş. Onun rahmetine yapış. Ta ki kalbinden dünya tasaları çıksın. O her şeye kadirdir. Her şeyi bilir. Her şey Onun kudret elindedir. Onu kendisine imanla ve kendisinin marifeti ile doldurmasını iste.

Ayrıca sana sarsılmaz bir iman vermesini, senin kalbinde kendisine ünsiyet peyda etmesini ve senin bütün uzuvlarını kendisine itaatle meşgul hale getirmesini iste. Bütün bunların hepsini Allah’tan iste. Kendin gibi faninin önünde zelil durumlara düşme. Bütün isteklerin Allah’tan olsun, asla başkalarından olmasın. Bütün muamelen Allah’la beraber olsun ve Allah için olsun, asla Ondan başkası için olmasın.

Allah’a hizmet et

Ey oğul!

Hizmet edersen, hizmet olunursun. Haddi aşmazsan kurtulursun. Allah’a hizmet et. Onun yolunda ol. Onun yolunu bırakıp da sana ne zararı, ne de faydası dokunan şu devlet adamlarının hizmetçiliğini yapma. Onlar şimdiye kadar sana ne verdiler? Kısmetinde olmayan bir şeyi sana verebilirler mi?

TUNALIM

Medine Resimleri

yeni141fsGüllerin Efendisine(s.a.v)

Güllerin Sultanı.jpg

Güllerin Efendisine.jpg

Cennet-ül baki mezarlığı

Hz. Osman’ın kabri

Uhud Dağı

Uhud Mağarası

Uhud şehitliği

Okçular Tepesi

Mescid-i Kıbleteyn

Kuba Mescidi

Fetih suresinin indiği yer

Bilal-i habeşi camii

Rabbim görmeyi nasip eylesin cümlemize