yeni141fsProf. Dr. Haydar Baş

Bugün İmam Hüseyin Efendimizin Kerbela toprağında şehit edildiği gün. Muharremin 10’u, İslam âlemi için büyük bir matem günüdür.
10 Muharrem günü, İslam tarihinde insanlığın kurtuluş günü olarak geçer. Yani, kan dökülmez ve cana kıyılmaz bir gündür.
Bir karıncanın dahi incitilmemesi gereken böyle kutsal bir zamanda, Hz. Peygamberin “oğlum” dediği insan katledilmiştir.
Ehl-i Beyt’i gönüllerden silmenin politikası olarak İmam Hüseyin Efendimizin yasını tutmak, O’nun şehadetine ağlamak bazı çevrelerde eleştirilmektedir.
Oysa, İmam Hüseyin’in yasını tutmanın fazileti pek büyüktür.
İmam Bakır (as) şöyle buyurmuştur:
“Taraftarlarımıza İmam Hüseyin’in (as) makberine ziyarete girmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin İmam Hüseyin’in makberini ziyaret etmesi gereklidir.” (Kamilu’z-ziyaret, sayfa 101)
İmam Hüseyin Efendimiz, Ehl-i Beyt’tendir.
Cenab-ı Hakk’ın (cc) Şura suresi 23. ayette, “De ki: ben bu peygamberliğime karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum” şeklinde, sevilmesini emrettiği beş mübarek kişiden biridir.
Hamse-i Al-i Aba altındadır. Temizliği, pak oluşu Tathir ayeti ile kesindir. Ahzâp suresi 33. ayette şöyle buyrulur: “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
Esasen, İmam Ali Efendimizin hilafetine karşı duruşla başlayan süreç, daha sonra İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve katledilmesi, Kuran’ı Kerim’de Ehl-i Beyt hakkında emredilen ayetler ışığında değerlendirilmelidir.
Yani, pak Ehl-i Beyt soyuna karşı kuşanılan kılıç, aslında Ehl-i Beyt düşmanlığındandır.
Ehl-i Beyt’e olan düşmanlık, nasp edilmiş imamın elinden makam hırsıyla hilafetin alınmasına ve bu pak neslin koltuk endişesi ile katledilmesine neden olacaktır.
Oysa, İmam Ali Efendimiz ve O’nun soyundan gelen 11 masum imamın imameti hakkında Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Selman-ı Farisi şöyle anlatıyor: “Allah Resulü’nün (sav) Hüseyin’i (as) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, O’nu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:
“Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah’ın hüccetisin ve Allah’ın hüccetinin oğlu ve Allah’ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (İmam-ı Zaman) olacaktır.” (Maktel-i Harezmi)
İmamlar hakkındaki bu hakikatin gizlenmesi, koltuk uğruna Allah’ın muradının hiçe sayılarak ayete ters hareket edilmesi, İslam tarihinde önüne geçilemez bir sapmaya neden olmuştur.
İmam Hüseyin Efendimizin döneminde halife koltuğunda oturan Yezid’i ele alalım:
İmam Hüseyin’in (as) hakkı olan hilafet, Yezid tarafından gasp edilmişti.
Yezid, şaraba düşkün, maymun ve köpeklere meraklı bir kişi idi. Kendi aile efradı ile ilişkiye girebilecek bir ahlaka sahipti. Halifelik yaptığı 3 yıl içerisinde Resulullah’ın (sav) “oğlum” dediği İmam Hüseyin’i (as) ve ailesini şehit etmiş, Medine halkını kılıçtan geçirmiş ve Allah’ın evi Kâbe’yi yaktırmıştır.
Yani Yezid’de İslam ümmetine halife olacak özellikler mevcut değildi.
Kendisinden biat istediğinde İmam Hüseyin, ümmetin bu gerçeği görmesi, İslam çizgisinden sapmaların durması ve en önemlisi, halifelik kendine Allah tarafından verilmiş bir hak olduğu için kıyam etmiştir.
Biat etmeyerek Medine’yi terk etmiştir. İmam Hüseyin’in (as) Yezid’e biat etmemesi ile kıyam başlamıştır.
Medine’den ayrılırken, Ümmü Seleme annemize şöyle buyurur:
“Yüce Allah, benim öldürülmüş, kurban edilmiş, haksız yere ve düşmanca katledilmiş olmamı dilemiştir. Ailemin, kafilemde yer alanların ve kadınlarımın dört bir yana dağılmasını, küçücük çocuklarımın mazlum olarak kılıçtan geçirilmesini, tutsak edilip zincire vurulmalarını, yardım istedikleri halde yardımcı bulamamalarını dilemiştir.” (Bihar’ul Envar, c.44, sayfa 331)
Neden kıyam ettiğini şöyle açıklamıştır:
“İmam, Medine’yi terk ederken, Mekke’ye gelmeden kardeşi Muhammed b. Hanefiyye’ye bir vasiyette bulunmuştur. Bu vasiyette şehri terk etmesi ile ilgili olarak şunu yazar:
“…ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufu emir, münkeri nehy etmek, ceddim Resulullah ve babam Ali b. Ebu Talib’in yolunu ihya etmek için kıyam ettim.” (Maktel-i Harezmi, c.1, sayfa 188)
Öyleyse İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve şehadeti, sadece halifeye yapılan bir başkaldırı olarak asla değerlendirilemez.
O’nun şehadeti, Ehl-i Beyt düşmanları ile sevenlerini bugüne kadar ayıran büyük bir olaydır.
Öleceğini bilerek, kanı ile verdiği mücadele, Ehl-i Beyt sevenlerinin gönüllerinde, dillerinde ve kalemlerinde bugüne kadar yaşatılmış; bu sayede Ehl-i Beyt’in mağduriyeti günümüze kadar unutturulmamıştır.
İmam Hüseyin, doğumu Hz. Peygamber tarafından annesi Hz. Fatıma’ya müjdelenen, adını bizzat Cenab-ı Hakk’ın koyduğu mübarek kişidir.
Doğduğunda süt emmeyen Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber’in parmağını emerek beslenmiştir.
Böylece Hüseyin’in eti peygamberimizin etinden, kanı da peygamberimizin kanından beslenerek gelişmiştir.
Ebu-l Müeyyid Harezmi, “Maktel-ül Hüseyn“ adlı kitabının 163. sayfasında şöyle naklediyor:
“Hz. Hüseyin’in (as) doğumundan bir sene sonra on iki melek Resulullah’a (sav) nazil olup şöyle dediler:
“Kabil’in, Habil’in başına getirdiği şeyin aynısı oğlun Hüseyin’in başına gelecek; Habil’e verilen sevabın aynısı Hüseyin’e (as) verilecek; devamla şöyle diyor: ‘Kabil’e verilen azabın aynısı da Hüseyin’in katiline verilecektir.
Gökteki bütün melekler Resulullah’a (sav) nazil olarak baş sağlığı diliyorlar, Hüseyin’in (as) şehit düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı.”
Resulullah da (sav) şöyle dua ediyordu:
Allah’ım Hüseyin’e yardımda bulunmayanları zelil et, O’nu öldürenleri öldür ve onları dileklerinden mahrum kıl.”
O’nun ölmesini emreden en başta Yezid’dir.
Kufe Valisi Ubeydullah b. Ziyad ve İmam Hüseyin Efendimizin karşısına gönderilen 30 bin kişilik ordunun komutanı Ömer b. Sad da aynı günahı taşımaktadır.
75 kişilik nur kafilesi karşısındaki 30 bin kişilik Yezid ordusu, küfrün iman karşısındaki korkusundan başka bir şey değildir.
Kufe’den gelen “başımıza geç” taleplerine karşı sessiz kalamayan İmam, 75 yareni ile Kufe’ye doğru yol alırken Şeraf denilen yerde Yezid’in ordusu ile karşılaşır.
O’nu öldürmeye gelen ordu namaz için Hz. Hüseyin’i imam seçer. O’nun arkasında namaz kılarlar.
Tasua günü denilen Muharremin dokuzunda İmam Hüseyin bir rüya görür ve O’nu kardeşi Zeyneb’e şöyle anlatır:
“Bu uykudan sonra Resulullah’ı bir grup ashabı ile beraber gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Sen bu ümmetin şehidisin, göklerin ve en yüksek semanın ehli, senin gelmeni birbirlerine müjdeliyorlar.” (Maktel-u Harezmi, c.1, sayfa 252)
İmam Hüseyin Aşura sabahı Ömer b. Sad komutasındaki orduya bir konuşma yaparak onların üzerindeki hüccetini tamamlamıştır. Bu konuşmada, kendinin ve Ehl-i Beyt’in Cenab-ı Hak nazarındaki konumunu hatırlatmış ve Yezid’in ordusunun yapacağı yanlışı ikaz etmiştir.
İmam, konuşmalarından etkilenmeyen ve kendisini öldürmek için bekleyen kalabalık için, ellerini açarak şu duayı yapmıştır:
“Allah’ım! Biz peygamberin Ehl-i Beyt’i, O’nun torunları ve yakınlarıyız. Allah’ım bize zulmeden ve hakkımızı gasp eden kimseleri zelil ve mahvet!” (age, c.1, sayfa 249)
İmam’ın çadırlarına ilk oku Ömer b. Sad atmıştır. Bundan sonra, 72 yareni ile İmam Hüseyin’in şehadete yürüdüğü anlardır.
İmam Hüseyin verdiği eşsiz mücadelenin ardından Cuma günü öğleden sonra şehit edildi. Şehit edildiğinde elli yedi yaşındaydı.
“Şehadet anında vücudunda otuz üç mızrak yarası ve otuz dört kılıç darbesi vardı.” (Taberi, c. 6, sayfa 260)
Allah şefaatine nail eylesin… Prof. Dr. Haydar Baş

Reklamlar