Prof. Dr. Haydar Başİslam tarihini değiştiren belki de en büyük olay, İmam Ali Efendimizin hilafetinin gaspı meselesidir.
Hz. Ali Efendimizin halife oluşu, Hz. Peygamber’in hadislerinde beyan buyrulmuştur.
Hz. Peygamber, Veda Haccı’ndan dönerken, “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini duyurmamış olursun” (Maide 67) mealindeki ayetin nazil olması üzerine Gadir-i Hum denilen yerde sahabeleri toplamış ve Gadir Hutbesi olarak bilinen hutbeyi irad buyurmuştur.
Gadir Hutbesi, Hz. Ali Efendimizin halifelik ilanıdır.
Hz. Ali’nin halife olarak ilan edilmesinin, Maide Suresi’nin 67. ayetinin nazil olmasından sonra gerçekleştiği, Suyuti’nin Ed-Durr’ul Mensur eserinde, Vahidi’nin Esbab-ı Nüzul eserinde, İbn ebi Hatim’in Tefsir-il Kur’an’il Azim eserinde anlatılır.
Buna göre halifelik ilanı Allah’ın emridir.
220 Sünni eserde Gadir Hutbesi yer almaktadır.
Bu hutbenin altı yerinde Hz. Ali Efendimizin Hz. Peygamber’den sonra yerine halife bırakıldığı Allah’ın emri ile bizzat Peygamber’in ağzından buyrulmuştur:
1- “Ali b. Ebî Talib, benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonraki halifemdir.”
2-  “Allah Resulünün (sav) halifesi odur. Müminlerin emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur.”
3-  “Ey insanlar! Bu Ali’dir! O benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.”
4- “Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum.”
5- “Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır.”
6-  “Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve  Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır.”
Resulullah’ın Hz. Ali’nin hilafeti hakkındaki hutbesinin bitmesinin hemen ardından, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size din olarak İslam’ı verdim” (Maide, 3) ayeti nazil olmuştur.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.a.), “Allah benim peygamberliğimden, Ali’nin velayetinden razı oldu” buyurdular.
Yani Hz. Ali’nin hilafet ilanı ile din kemale ermiştir.
İmam Ali’nin halife tayini ile risalet dönemi bitmiş, velayet dönemi başlamıştır.
Bu velayet de, Hz. Peygamber’in risalet kuralları üzere devam eder.
İmam Muhammed Bakır, Maide 3. ayet hakkında, “Farzlar birbirinin ardınca nazil oluyorlardı, velayet farzların en sonuncusudur. Allah, ‘Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım’ ayeti ile bundan sonra size bir farz inmeyecektir” buyurmuştur.
Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihat, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu müsteşriklerin de kullandığı bir metottur.
124 bin sahabenin katıldığı Veda Haccı’nda yapılan bu hilafet beyanına karşılık, Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından naaş daha ortadayken halife seçimi yapılmıştır.
Hz. Ali Efendimiz, Hz. Peygamber’in defin işleri ile uğraşmaktadır.
Bu esnada Hz. Ebubekir, Hz. Ömer’i alarak bundan sonra yapılacakları konuşmak üzere oradan ayrılarak Hazreçli Sa’d b. Ubade başkanlığında yapılan Sakife toplantısına giderler.
Sakife, İslam tarihinde halifenin seçimle başa getirilmeye çalışıldığı ilk bidattir.
Zira Ensar’ın yaptığı bu toplantıda, Hz. Peygamber’in yerine kimin halife olacağı tartışılmış, bir oldu-bitti ile Hz. Ebubekir’e biat alınmıştır.
Oysa İslam dininde halife seçimle başa getirilmez.
Bakınız, İmam Gazali hilafetle ilgili olarak ne söylemiştir: “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesi’ndeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulullah şöyle buyuruyor:
‘Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır. Eğer onun hilafetini (Hz. Ebubekir) kurtarmak için ‘icma hasıl olmuştu’ derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki?
Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ile evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife’de bulunanların bile bir çoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d Dareyn, sayfa 16-18)
Hz. Ali Efendimiz ise hilafetin kendinden alınmasıyla ilgili şunları demiştir:
“Allah’a and olsun ki, hiç bir zaman Arap’ın Peygamberden sonra imamet ve liderliği O’nun Ehl-i Beyti’nden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam’dan çıkmış Hz. Muhammed’in (s.a.a.) dinini yok etmek istiyorlardı.
Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü bir kaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) batıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehc’ül Belağa, 62. mektup)
Hz. Fatıma (as), hilafet konusunda ümmetin Resulullah’ın (saa) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahseder ki şöyle demiştir: “Başkasının devesini damgaladınız. Sizin malınız olmayan hilafeti gaspettiniz. Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.”
Özetlersek, hilafet şeksiz şüphesiz İmam Ali’nin hakkıdır, bu hususta da kimsenin rey hakkı yoktur.
Çünkü İmam Ali, ayet ve hadislerle hilafete nasb edilmiş tek insandır.Prof. Dr. Haydar Baş
Reklamlar