İnanan Müslümanlar içinde en üstün sınıf takva sahibi Ehl-i Beyt’tir.

Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizdir.
Cenab-ı Hak ayeti kerimede, “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzab, 33) buyurmuştur.
Yine “De ki: Ben bu (Peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiç bir ücret istemiyorum” (Şura, 23) buyurur.
Ehl-i Beyt’in üstünlükleri hakkında onlarca ayet ve yüzlerce hadis vardır.
Biz bu ikisini vermekle kifayet ediyoruz.
Bugün çeşitli bahaneler ile birliği bozulan, tevhid akidesinin manasını unutan İslam dünyasının tekrar bir ve beraber olması için tek payda ise Ehl-i Beyt’tir.
Birlik mayası Ehl-i Beyt, bilinçli bir şekilde gizlenmiştir. Hatta Hamse-i ali Aba hadisinde ısrarla altı çizildiği şekliyle 5 kişi olan Ehl-i Beyt’in içine Hz. Peygamber’in hanımları, Haşimoğulları, ümmetin tamamı dahil edilmek istenmiştir.
Ehl-i Beyt’in beş kişi ile sınırlandırılması, İslam’ın devamında üstlendikleri rol sebebiyledir.
Ehl-i Beyt, Cenab-ı Hak tarafından sevilmiş, seçilmiş ve üstün tutulmuştur.
Ehl-i Beyt’in üstünlükleri mübarek imamların döneminde de tartışılmıştır.
İmam Rıza Efendimiz ile Memun arasındaki bir münazarayı vermek istiyoruz.
Ayette geçen ‘temiz ıtret’ hakkında Halife Memun’un sorusuna İmam Rıza ayetlerle izah getirmiştir: “İmam (as):  Onlar Allah-u Teala’nın kendi kitabında şu şekilde vasfettiği kimselerdir: ‘Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt’ten  her çeşit günah ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.’ Yine onlar Resulullah ı haklarında şu şekilde buyurduğu kimselerdir: Ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve ıtretim olan Ehl-i Beyt’im.
Bilesiniz ki, bu ikisi havuzu başında Bana gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar. Öyleyse Benden sonra bu ikisi hakkında nasıl davranacağınıza dikkat edin. Ey insanlar! Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın zira onlar sizden âlimdirler.”
Alimler: “Ey Ebu’l Hasan! Acaba itret dediğin Al’nin kendisi midir yoksa diğer kimseleri de kapsıyor mu?”
İmam: “Onlar Al’in ta kendisidir”
Alimler: “Resulullah’tan: Ümmetim Benim Al’imdir” diye nakledilmektedir. Ashabtan inkâr edilemeyecek rivayetlerde Muhammed’in Al’i onun ümmetidir” denilmiştir.
İmam : “Bana söyleyiniz, acaba sadaka Al-i Muhammed’e haram mıdır?”
Ashab: Evet haramdır.”
İmam: “Sadaka bütün ümmete haram mıdır?”
Alimler: “Hayır.”
İmam: İşte ‘Al’ ve ‘ümmet’ arasındaki fark da budur. Yazık sizlere… Kuran’dan yüz mü çevirdiniz.”
Allah-u Teala yarattıklarından tertemiz olanları ayırdığında, mübarek ayetinde Peygamber’ine onlarla beraber lanetleşmeye gitmesini emrederek şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Artık sana gelen bunca ilimden sonra da gene bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da dua edelim ve Allah’ın lanetini yalancıların üstüne kılalım.” (Al-i İmran, 61) Bu ilahi emirden sonra Resulullah, Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i yanına aldı.  Ayette geçen kendimiz ve kendiniz ibaresinin anlamını biliyor musunuz?
Alimler: “Allah-u Teala onunla Peygamberin kendisini kastetmiştir.”
İmam: “Yanıldınız çünkü Allah-u Teala onunla Ali bin Ebu Talib’i kastetmiştir.”
Bir başka ayet: Peygamber itretinin dışında herkesi caminin dışına çıkardı. Bu duruma halk ve Abbas itiraz edip şöyle dediler. “Ey Allah’ın Resulü neden Ali’yi bırakıp da sizi çıkaran Ben değilim, bunu Allah böyle yapmıştır.”
Alimler: Bu söz Kuran’ın neresinde geçiyor?
İmam:  Allah şöyle buyuruyor: Musa’ya ve kardeşine Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın diye vahyettik.” (Yunus 87) Bu ayet Harun’un Musa’nın yanındaki ve Hz. Ali’nin de Peygamberin nezdindeki makamını beyan eder.”
İmam: “Resulullah (sav), ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır, ilmin şehrini dileyen onun kapısından geçmelidir, buyururken bizim bu mevkimizi kim inkâr edebilir?”
İmam: Başka bir delil de “Akrabalarının hakkını ver” (İsra, 26) ayetidir. Bu ayetten sonra Resulullah Fatıma’yı yanına çağırdı. Resulullah: “Şu Fedek savaşsız elde edilen ganimetler arasındadır. Bu yüzden Bana aittir. Başkalarının onda hakkı yoktur. Şimdi, Allah emrettiği için onu sana bağışladım. Öyleyse onu kendin ve evlatların için al.”
Başka bir ayet, Allah-u Teala’nın buyurmuş olduğu şu ayet: “De ki: sizden tebliğime karşılı bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak yakınlarıma sevgidir.” (Şura, 23)
İmam buyurdu: Başka bir ayet de: “Şüphe yok ki, Allah ve melekleri Peygambere salat ve selam ederler! Ey inananlar! Siz de ona salat edin ve selam verin.” (Ahzab, 56)
Ashab: “Ey Allah’ın Resulü, sana selam vermeyi biliyoruz da sana salat nasıl olur?” diye sordular.
Resulullah şöyle buyurdu: “Şöyle diyeceksiniz: Allahumme salli ala Muhammedin ve al-i Muhammed, kema sallayte ala İbrahime ve ala al-i İbrahim. İnneke hamidun mecid.” Allah’ım İbrahim’e ve Al’ine salat ettiğin gibi, Muhammed ve Al’i Muhammed’e de salat eyle. Şüphesiz sen hamid ve mecidsin.” Aranızda bu konuda bir ihtilaf var mı?
Oradakiler: ‘Hayır’ dediler.
İmam: “Anneleriniz, kızlarınız ve kız kardeşleriniz size haram kılındı” (Nisa, 23). Şimdi söyleyin, Resulullah hayatta olmuş olsa benim kızım ve oğlumun kızı ve yahut benim neslimden olan diğer kızlarla evlenmesi doğru olur muydu?”
Alimler: “Hayır, olmazdı” buyurdu.
İmam: “Eğer Resulullah sizin kızlarınızla evlenebilir miydi?”
Alimler: “Evet, evlenebilirdi” dediler.
İmam: “İşte bunun kendisi, benim O’nun Al’inden olduğuma delildir. Eğer siz O’nun al-inden olsaydınız, benim kızlarımın ona haram olduğu gibi sizin kızlarınız da ona haram olurdu.”
İmam: Allah “Ve ehline namazı emret ve kendinden de ona karşı sabırlı ol” (Taha 132). Resulullah bu ayetin nazil olmasından sonra 9 ay boyunca her gün beş defa namaz vakitlerinde Ali ve Fatıma’nın kapısına gelerek şöyle buyurdu: “Namaza! Allah size rahmet etsin! Allah-u Teala, Peygamber’in evlatlarından hiç birisine, bize ikram ettiği derece de ikram etmemiştir. Peygamberler ailesinden sadece bizi has kılmıştır.”
Burada Gadir hadisine de değinmek gerekir.
220 Sünni âlimin eserinde yer verdiği Gadir Hutbesi, Hz. Peygamber’in rıhleti ile sonra eren risalet kapısından sonra açılan velayet kapısının Hz. Ali Efendimiz ile devam ettiğini gösterir.
Veda Haccı’ndan dönerken Maide suresi 67. ayetin nazil olmasından sonra yapılan Hz. Ali’nin halife ilanı, ümmete halifenin tayininin Allah’ın emri ve Resulullah’ın sünneti ile yapıldığını göstermekteydi.
Hutbenin 6 yerinde Hz. Ali Efendimiz halife tayin edilmiştir.
Halife ilanının bitiminden sonra Maide suresinin “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak İslam’ı beğendim” 3. ayeti gelmiştir.
Denilebilir ki din, Hz. Ali’nin halife ilanı ile tamamlanmıştır.
Gadir hadisi, Ehl-i Beyt’i ümmetten ayıran en önemli hadistir. Zira Hz. Ali Efendimiz ile devam eden soyun ümmetin imamı olduğu ilanı Cenab-ı Hakk’ın emri ve Hz. Peygamber’in beyanın ile duyurulmuştur.
Yine Hz. Peygamber’in, “Biliniz ki, aranızda Ehl-i Beyt’imin misali, Nuh’un Gemisi gibidir, kim ona bindiyse kurtuldu ve kim de ondan ayrıldıysa boğuldu” şeklindeki hadisi meşhurdur.
Ehl-i Beyt ümmetin güvencesi, sığınacak limanıdır.
Resulullah buyurdu: “Yıldızlar yeryüzündekilerin -denizde- boğulmamalarını sağlayan yegâne güvencedir. Ehl-i Beyt’im de ümmetimin ihtilaflar karşısındaki yegâne güvencesidir.” (Müstedrek-i Hakim, c.3,sayfa 149)
Kısaca Ehl-i Beyt olan beş kişi ve onlardan devam eden soy ümmetten üstündür.    Prof. Dr. Haydar Baş
Reklamlar