Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Peygamber’in (sav), rıhlet etmeden kısa bir süre önce Gadir-i Hum denilen mevkide Hz. Ali Efendimizi yerine imam, halife ve vasi olarak tayin ettiği, 220 Sünni âlimin eserinde yer alan bir hakikattir. Maide 67. ayetin nazil olmasının ardından gerçekleşen bu ilandan sonra, Hz. Ali, Allah’ın emriyle halife seçilmiştir.

Resulullah, kıyamete kadar İslam dinine halife olacak ve Hz. Hüseyin’in soyundan gelecek imamların isimlerini de saymıştır. Yani imamet, ne kişilerin arasından seçilebilecek ne de babadan oğula geçecek bir makam olarak görülemez.

Ebu Basir şöyle aktardı: “Ebu Abdullah’ın (İmam Cafer’in) yanındaydım. İnsanlar vasilerden söz etmeye başladılar. Ben de oğlu İsmail’in adını andım. Bana dedi ki: ‘Hayır! Allah’a yemin ederim ki, Ey Muhammed! Bir sonraki imamı belirlemek bizim elimizde değildir. O yetki tamamen Allah’a aittir. Bu yetkiyi her imam için ayrı ayrı indirir.” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hüseyin, Önsöz)

Şii dünya için iman şartı olan imamet konusu, Sünni dünyada velayetin devamı şeklinde kabul görür. İmam Rıza, babaları kanalıyla İmam Ali’den (as) şöyle nakletmektedir: “Resulullah (sav) buyurdu: Kurtuluş gemisine binmek, sağlam tutacağa sarılmak ve Allah’ın muhkem ipine yapışmak isteyen Ali’yi sevsin ve onun evlatlarından olan hidayetçileri izlesin.” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hüseyin, Önsöz)

İmamet, Allah’ın emri ve Hz. Peygamber’in beyanı ile tayin edilirken ilim de bir imamdan diğerine Allah’ın lütfü ile bir anda geçer. Denilebilir ki, imamın hak oluşunun bir ispatı da hiçbir eğitim almadan ilim sahibi olmasıdır.

Bu ilme ilaveten Hz. Peygamber’den gelen ve İmam Ali tarafından kaleme alınan Hz. Ali’nin Mushafı, Camia, Cifr, Hz. Fatıma’nın Mushafı da başvurdukları bilgi kaynaklarıdır.

Kuteybe şöyle rivayet eder: “Bir adam Cafer-i Sadık’a gelerek bir soru sordu. O da bu soruya gereken cevabı verdi. Sonra adam şunları söyledi: ‘Sence şöyle şöyle olursa o zaman nasıl bir görüş söylemek gerekir?” İmam buyurdu: “Yavaş ol! Sana bir cevap vermişsem. Bu Resulullah’tandır. Biz de bir şey hakkında ‘bence şöyledir’ demek yoktur.” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Cafer, sayfa 397)

İmam Cafer’in (as) kıyası reddeden hükümleri de Allah’ın lütfü ve Resulullah’ın mirası ilimle değerlendirilmelidir. İmam Cafer (as) kıyası dinde hüküm verilecek bir yöntem olarak kabul etmemektedir.

Ebu Basir, şöyle rivayet eder: “Cafer-i Sadık’a dedim ki: Karşımıza öyle şeyler çıkıyor ki, bunların cevabını ne Allah’ın Kitabında, ne de Peygamber’in sünnetinde bulamıyoruz. Böyle meseller hakkında kendimiz bir görüş beyan edebilir miyiz?”

Buyurdu ki: “Hayır çünkü isabet etsen sevap alamazsın ve eğer yanılırsan Allah’a yalan isnat etmiş olursun.”

İmam Cafer, kıyas hususunda şöyle der: “Sünnet, (İslam’ın hükümleri) kıyas kabul etmez. Aybaşı halindeki bir kadının tutamadığı oruçları daha sonra kaza ettiği halde, kılamadığı namazları kaza etmediğini bilmiyor musun? Ey Eban! Sünnet kıyaslandığı zaman din ortadan kalkar.”

Ehl-i Sünnet’in büyük imamı İmam Azam, Ehl-i Beyt’e olan sevgisinden vazgeçmediği için hapiste şehit edilmiştir. Ebu Hanife, İmam Cafer’in yanına geldi. İmam, “Ey Ebu Hanife, duydum ki kıyas yapıyormuşsun, bu doğru mu?” diye sordu.

Ebu Hanife, ‘evet’ dedi.

İmam buyurdu: “Kıyas yapma. Çünkü ilk kıyas yapan kişi, ‘beni ateşten, onu balçıktan yarattın’ diyen İblis’tir. İblis ateşle balçık arasında kıyas yapmıştır. Eğer Adem’in nuraniliğini ateşin nuraniliği ile karşılaştırsaydı, iki nur arasındaki üstünlük farkını anlardı. Birinin diğerinden daha berrak olduğunu görürdü.”

İmamların ilimleri hakkında son söz şu olsun: Mualla b. Huneys rivayet eder: “İmam Cafer şöyle buyurdu: İki insanın ihtilaf ettikleri hiçbir mesele yoktur ki, buna ilişkin bir temel Allah’ın kitabında olmasın. Ancak sıradan insanların akılları buna ermez.” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Cafer eserinden derlenmiştir.)Prof. Dr. Haydar Baş

Reklamlar