Archive for Şubat 2019

Emaneti ehline verin

yeni141fsAllah (c.c.) Nisa Suresi 58. ayetinde “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir” buyurmaktadır. Emanetleri ehline vermek, işleri o işten anlayanlara emanet etmek vermek demektir. İşten anlamayan insan o işi yüzüne gözüne bulaştırır, fayda vereceğim derken zarar verir. Zararını da sadece kendisi değil, herkes çeker.
Allah Resulü (a.s.) bir işe bir kişiyi tayin edeceği zaman bu noktaya son derece dikkat ederdi. İşin altında ezilecek kimselere o işi vermezdi. Bir toplantıda Resûlullah (s.a.a.) etrafındaki sahabilere bir şeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden), “Bedevîyi işitti ama sorusundan hoşlanmadı” kimisi de “Galiba işitmedi” diye durumu yorumladı. Derken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sözünü bitirince “O, kıyameti soran nerede?” buyurdu.
Bedevî; “Benim, buradayım ya Resûlallah” dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber; “Emanet zayi edildi mi kıyameti bekle!” buyurdu.
Bedevî; “Emanet nasıl zâyi olur?” dedi.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de; “İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle!” buyurdu. (Buhârî, İlim 2).
İşin ehil olanlara verilmemesi, cehaletin yaygınlığı ve ilmin ortadan kalkmış olmasından ileri gelir. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi normalde düşünülemez. Ama ortalığı kesif bir cehalet kaplamış, gerçekler ters yüz edilmiş ise, işler kapanın yani ehil olmayan kimselerin elinde kalır. Bu da toplumlar için bir çeşit kıyamet demektir. İşi ehline verme, aslında bir basiret ve feraset işidir.
Resûlullah (s.a.a.) Habeşistan`a gönderdiği heyetin başına Cafer b. Ebi Tâlib’i seçerken de, Medine’ye ilk mürşit olarak Hazreti Musab b. Umeyr’i gönderirken de, hicret ederken yatağına Hazreti Ali’yi bırakırken de, Mekke’de istihbarat yapmak üzere Hazreti Abbas`ı bırakırken de hep isabet etmiştir. Her birini kabiliyetlerine göre vazifelendirmiştir. Her biri de işin ehli olarak görevlerini hakkı ile yapmış ve üzerlerine düşeni hakkıyla yerine getirmişlerdir. Resûlullah’ın isabetli seçimleri sayesinde hem o işler tam olarak gerçekleşmiş hem de sahabe-i kiram efendilerimiz vazifelerini hakkı ile yerine getirmiş olmanın huzurunu ve gururunu yaşamışlar.
Müslüman bir insan da, Peygamberimizde ki feraset ve fetânet özelliğini örnek alıp, akıl nimetini en hayırlı bir şekilde kullanmalıdır. Kimin hangi göreve daha uygun olabileceğini araştırmalı bilmeli ona göre emaneti sahibine teslim etmelidir. Misal; hazinenin başına hırsızı, mahkemenin başına adaletsizi, polisin başına katili, kuzunun başına kurdu çoban yaparsanız; eğitimin başına cahili, milletin başına haini, bölücüyü, tefrikacıyı, camiye hoca diye papazı koyarsanız siz toplum olarak milli ve manevi değerlerini kaybetmiş olursunuz.
Siz işinin ehli insanlar tarafından yönetilmezseniz, toplum olarak hak ile bâtılı da karıştırarak yanlışı doğru, doğruyu da yanlış görerek kıblenizi dahi kaybedersiniz. Mesela Allah’ın haram kıldığını helal yapan, haramların işlenmesinin önünü açan, Müslüman kızla hıristiyan oğlanın nikahını kıyan imamı alkışlayan, insanları sorgusuz sualsiz destekler duruma gelirsiniz. Hırsızlıkları tescil olmuş insanları savunmak için kırk takla atarak “o yolsuzluk hırsızlık değil mecburen yapmıştır, hem vardır bir hikmeti” diyen insanların sayısı az değil. Ben günümüzde bu ahlakta olan insanlarla çok karşılaşıyorum bu çok acı.
Resûlullah’ın yaptıklarının tam tersini yapanlara sımsıkı yapışan insanlar bana İmam Hüseyin’in karşısında menfaat için veya beyni olmadığı için birleşen ahmakları hatırlatıyor. Allah (c.c.) emirleri varken o emirlerin tam tersini yapıp tepki alacağını da düşündüğü için buna kılıflar hazırlayarak içi boşaltılmış ilimsiz bırakılmış insanlara oynayanlara hesap gününü hatırlatırım.
Yakında seçimler var ülkemizde, benim tavsiyem emaneti ehline verilmesidir. Akıl sahibi insanlar ekonomisi çökmüş olan ülkemizde ekonomi tezi olmayan insanlara, insanlara birliği-beraberliği veremeyenlere bu vatan emanet edilmez.
Yıllardır milletimizi diyalog gemilerine bindirerek Vatikan’a taşıyan FETÖ’ye ve ortaklarına karşı mücadele eden, Büyük İsrail projesi uğruna mezhepsel farklılıkları hortlatanlara karşı Ehl-i Beyt Külliyatını yazarak Ehl-i Beyt sempozyumları yaparak ümmet-i Muhammed’i Ehl-i Beyt şemsiyesi altında toplayan, ekonomisi çökmüş ülkemiz için Milli Ekonomi Modeli’ni yazarak dünyada yeni bir dönem açan tek insan Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
Model bugün dünyada kabul görmüştür; konuşulmaktadır, uygulanmaktadır. ‘Milli paralarlar ticaret’ Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in projesidir. Milli Ekonomi Modelini uygulayan Rusya ve Çin’in ekonomide milli paralarla ticaret ile atağa kalkması, Amerikan dolarını tekel olmaktan çıkarmaya başladı. Bu bir bakıma ABD’nin çöküşü anlamına geliyordu. O gün bugün ABD’nin ekonomik çırpınışları arttıkça artıyor. Dengesi bozulan ABD kendini sağa sola vuruyor. Milli paralarını devreye koyan devletler bu saldırıdan etkilenmiyor ama ekonomisi dolara bağımlı devletler bu süreçten ciddi anlamda etkileniyor.
Ben bir Müslüman Türk evladı olarak tarihimizi de iyice süzerek bir değerlendirme yaptığımda vardığım sonuç; vatan emanetini teslim edebileceğimiz tek insan Prof. Dr. Haydar Baş’tır. Denenmiş insanlar her defasında ülkemizi biraz daha batırarak yaşanmaz hale getirmektedir. Sağduyulu akıl sahibi insanlar emaneti sahibine ehline teslim edeceklerdir.Gökhan Demir-YeniMesaj

Ebu Hanife’nin zalim yönetime karşı duruşu

yeni141fsZalimliğe, kötülüğe buğzetme, ilgi ve alakayı kesme surat asma, sırt dönme, anlamında “kalp ile mücadele” çok önemli ve etkin bir unsurdur. İmam-ı Azam Ebu Hanife bu görüş ve tavrı sadece söylemekle bırakmamış, aynı zamanda uygulayarak zalim idarecilere karşı durmuştur. İmam Ebu Hanife hain ve zalim yönetimin ona verdiği baş kadılık görevini kabul etmeyerek onlara ve düzenlerine karşı olduğunu göstermiştir.
Günümüzde âlim geçinenlerin çoğunun balıklama atlayacakları bu görev gerçekten çok büyük bir vazifeydi. İmam-ı Azam Ebu Hanife O devrin adalet bakanlığı teklifini kabul etmedi. Hem Ehl-i Beyt’e düşmanlık ettikleri için, hem de yönetimi temize çıkarmamak için bunu reddetti. Bu yüzden zindanlara atıldı kırbaçlanarak işkence görerek çok eziyet çekti. Asla Ehl-i Beyte olan sevgisinden, doğru ve asil tavrından asla vazgeçmedi.
İmam-ı Ebu Hanife bu cesur ve gerçek din adamı duruşunun saraya eğilmemenin neticesinde şehit edilmiştir. Hatta İmam-ı Ebu Hanife zalimlerin karşısında durmak ve hakkı savunmak için İmam Zeyd b. Ali’nin başkaldırısına maddi manevi destek vererek katılmıştır.
İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Zeyd b. Ali’nin elçisine şunları söylemiştir: “Şayet insanların O’nu yardımsız bırakmayacağını ve gerçekten O’nunla birlikte olacaklarını bilsem, O’na uyar ve birlikte O’na muhalefet edenlerle savaşırdım. Çünkü hak imam odur. Ama korkarım ki atası İmam Hüseyin gibi, O’nu da yardımsız bırakacaklar. Fakat malımla O’na yardım ediyorum ki, bununla kendisine muhalefet edene karşı güçlensin.” (Mevdudî, age. s. 375-378.).
İmam Azam Ebu Hanife aynı zamanda saraya karşı İmam Ca’fer Sâdık’la da beraberdi onu da madden ve sözleriyle de destekledi. İmam Azam Ebu Hanife o günün zalim yönetimi tarafından zindanlarda kırbaçlanarak zulme uğramıştır. Nedeni Allah’a, Muhammed Mustafa (s.a.a.) ve O’nun Ehl-i Beyt’ine tâbi olmak, onlarla aynı safta olmaktır.
Bu çok önemlidir. O zamana göre adalet bakanlığı olarak sayılan o görevi kabul etmeyerek zalim sultanın, başkanın yanında olmadığını ve onları meşru saymadığını göstermesidir. Ayrıca Ebu Hanife’nin zalimlere karşı yapmış olduğu muhalefeti ve bu Hüseyni duruşun insanlara haksızlık karşısında Hak için candan bile geçileceğini göstermesidir.
İmam Hüseyin Kerbela’da; münafık Ebu Süfyan’ın torunu, İmam Ali (k.v.) ve İmam-ı Hasan’ın katili Muaviye’nin oğlu Yezidi’n karşısına geçti. İslam halifeliği makamını işgal eden zalimlik eden Yezid’e asla biat etmedi. Kerbela’da Muharrem’in onunda makam uğruna, can korkusundan ve mal kazanma arzusunda toplanan 30 bin kişilik Yezid ordusunun karşısında 72 Müslüman İmam Hüseyin’le beraber katledilerek şehit edildi. İmam Hüseyin’e, “Yezid’e biat et” dediler ama O Allah için şehit olmayı seçti. Nefsi uğruna can korkusu veya makam uğruna asla Rabbini terk etmedi.
Resûlullah (s.a.a.) de aynısını yapmıştır. Mekkeli müşriklerin yaptıkları tertip, eziyet ve işkencelerin hiçbiri Resûl-i Ekrem Efendimizi (s.a.a.) İslâm’ı tebliğ etmekten alıkoyamıyordu. Resûlullah (s.a.a.) müşriklere, “Güneşi sağ elime, ay’ı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah bu dini hâkim kılar yahut ben bu uğurda canımı veririm” demişti.
Hüseyniler ve Yezit’ler bugün de varlar, yarın da olacaklar. Önemli olan Hakkın yanında olmaktır. Üç kuruşluk dünya menfaatine ahiretini satarak zalimlere alkış tutarak şakşakçılık yapanlar tarihe iyi bakmalı ve ders almalıdır.
Allah’ın ayetlerine bakmıyorsun, Hz. Muhammed MustafaYı (s.a.a) örnek almıyorsun. Mezhep İmamını takip etmiyorsun, örnek edinmiyorsun. Beyazıt Bestami’nin bir sözü vardır; “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” diye. Sen Rabbini, Peygamberini ve imamını rehber edinmiyorsan şeytanları rehber edinirsin ve kendini asıl Müslüman zannedersin.
Bugün toplum olarak bu hali yaşıyoruz. Allah’a ve İslam’a zıt işler görüldüğünde es geçenler bilmeden de olsa günaha ortak oluyor. Resûlullah (s.a.a.) bir hadis-i şerifinde, “Benden sonra öyle devlet adamları gelecek ki, dininizin ve sizin güzel gördüğünüz şeyleri çirkin, çirkin gördüğünüz şeyleri güzel göreceklerdir. Yani onlar kendilerine göre iyilikleri ve kötülükleri tayin edeceklerdir. Kim bunların isteklerine karşı gelerek onlara uymazsa iki cihanda kurtulmuş olur. Bunları terk eden selamete ermiş olur, kim de bunların (günah kervanına) karışırsa felakete sürüklenir” (Camiu’s-sağir. c.1, hds:469) buyurmuştur.
Müslümanlar yöneticilerini seçerken Allah’ın (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.a)’in, Ehl-i Beyt İmamlarının ölçüsü ve duruşlarına bakarak Hakk’ın razı olacağı insanları seçmelidir. İnsan adım atarken “bu adımdan Rabbim razı olur mu, olmaz mı” diye muhakeme etmelidir. Bu muhakeme ve muhasebe neticesinde bu olumsuzlukları yapmayan, çözümü olan, hak-hukuk bilen, insanları birleştiren, ötekileştirmeyen insanları baş tacı etmeliyiz.
Gökhan Demir-Yeni Mesaj

Allah katında yegâne din İslam’dır

yeni141fsProf. Dr. Haydar Baş, “Din Tahripçilerine Kur’an-ı Kerim’in Cevabı” eserinde Allah katında yegâne dinin İslam olduğu konusunda şu bilgileri veriyor: “İslam’a itirazlar çerçevesinde günümüzde ortaya çıkan dinler arası diyalog adı altında hak ile bâtılı karıştırmaya kalkışıyorlar. Ya İslam’ı muharref dinler derekesine indirmeye çalışıyorlar. Ya da muharref dinleri hak pozisyonuna sokup İslam’ın seviyesine çıkarmaya gayret sarf ediyorlar. Bunun için Kur’an ayetlerini saptırmaktan da çekinmiyorlar.
Bâtılı meslek edinenlerde ölçüyü aramanın bir anlamı olmaz. Burada kesin olarak bilinmesi gereken gerçek şudur. Hak var batıl var; doğru var yanlış var. Hak, ilmen ve mantıken tektir o da İslam’da toplanmıştır. Bâtıl yani yanlış ise pek çoktur. Kur’an’ın da ifade ettiği gibi muharref dinler küfür içindedirler ve müntesipleri olan ehl-i kitap kafirler kategorisindedir. Bu tespit ilahidir zan ve histen uzaktır.
Kur’an’da ehl-i kitabın sapıklık ve küfür içinde olduğu vurgulanırken yüzlerce delille de kurtuluşun ancak son peygamber Resul-i Ekrem Hz. Muhammed (sav)’e tâbi olmak, O’na itaat etmekle gerçekleşeceği de daha bir ısrar ve şiddetle vurgulanır. Evet, Allah indinde din İslam’dır. Müslüman olmak ve kurtulmak ise ancak Allah Resulünü tanımak ve O’na itaat etmekle mümkündür. İşte bu gerçeği haber veren ayetlerden bazılarını aktarmaya çalışalım:
“De ki: Allah’a ve Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah kafirleri sevmez.” (Âl-i İmran: 32).
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmran: 31).
“Şüphesiz ki Allah katında makbul olan din İslam dinidir. Kendilerine kitap verilmiş olan Yahudi ve Hıristiyanlar ise, onlara ilim ulaşmış olduğu halde sırf aralarındaki kıskançlıktan ve başa geçme hırsından dolayı anlaşmazlığa düştüler. Her kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, şüphesiz Allah onların hesabını çok çabuk görür. Eğer onlar İslam’ın hak din olduğu hususunda seninle mücadele edecek olurlarsa onlara de ki: ‘Ben kendimi Allah’a teslim edip ona yöneldim. Bana uyanlar da böyle yaptılar.’ Ve kitap verilenlere de, müşriklere de, ‘İslam’ı kabul ettiniz mi?’ diye sor. İslam’a girerlerse doğru yolu bulmuşlardır. Eğer yüz çevirirlerse senin üzerine düşen tebliğ etmektir. Allah ise kullarının her halini hakkıyla görür.” (Âl-i İmran: 19-20).
“Her kim İslam’dan başka bir din ararsa o din ondan kabul olunmaz. Ahirette ise o hüsrana uğrayanlardandır. İman edip Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkâra sapan topluluğu Allah nasıl hidayete erdirir? Allah zalimler gurubunu doğru yola iletmez.” (Âl-i İmran: 85-86).
“Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra kim Peygambere muhalefet edip müminlerin yolundan başka bir yol tutarsa, Biz de onu kendi seçtiği yola sevk eder ve cehenneme sokarız. Gidilecek ne kötü bir yerdir orası!” (Nisa: 115).
“Sizden kim Allah’a ve Resulüne itaat eder ve güzel işler yaparsa, ona da mükafatını iki kat veririz…” (Ahzab: 31).
“And olsun ki, Allah’ın rahmetini ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için, Allah’ın Resulünde size güzel bir numune vardır.” (Ahzab: 21).
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ki amellerinizi boşa çıkarmış olmayın. İnkar eden ve halkı Allah yolundan alıkoyan, sonrada kafir olarak ölenleri Allah bağışlamaz.” (Muhammed: 33-34).
“… Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu da pek acı bir azapla cezalandırır.” (Fetih: 17).
“Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Buna şahid olarak Allah yeter.” (Fetih: 28).
“Allah’ın çizdiği sınırlar yerine başka hükümler getirerek Allah’a ve Resulüne düşmanlık edenlere gelince; kendilerinden öncekiler nasıl zillet ve rezalete düştü iseler, onlar da öylece zelil ve rezil olacaklardır. Çünkü Biz apaçık ayetler indirmişizdir. Bu ayetleri inkar edenlerin hakkı da hor ve hakir edici bir azaptır.” (Mücadele: 5).
“Ey iman edenler! Gizlice konuştuğunuzda sakın günah işlemek, müminlere düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek üzere fısıldaşmayın. Aranızda iyilik ve takvayı konuşun. Huzurunda toplanacağınız Allah’tan da korkun.” (Mücadele: 9).
“Allah’ın çizdiği sınırlar yerine başka hükümler getirerek Allah’a ve Resulüne düşmanlık edenler en aşağılık kimseler arasındadırlar.” (Mücadele: 30).
“Allah, ‘Ben ve Peygamberim elbette üstün geliriz’ diye takdir buyurmuştur. Muhakkak ki Allah mutlak kuvvet sahibidir ve O’nun kudreti her şeye galiptir.” (Mücadele: 21).”

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, Allah ve Resulüne düşmanlık edenlere sevgi beslediğini göremezsin. İsterse onlar babaları, evlatları, kardeşleri yahut aşiretleri olsun. Allah onların kalplerine imanı yerleştirmiş ve kendi tarafından bir nur ile kuvvetlendirmiştir. Ahirette de onları, içinde ebediyen kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Allah onlardan razıdır, onlarda Allah’tan. İşte onlar Allah’a tâbi olan topluluktur. Haberiniz olsun ki, Allah’a tâbi olanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.” (Mücadele: 22).
“Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Haşr: 7).
Cenab-ı Hak, İslam’ı yegane hak din ve Peygambere itaati İslam’a tâbi olmanın değişmez şartı olarak gösterirken, Allah’ın hükümlerine itaatte aynı emir, aynı zamanda peygamberdir. Vahyedilene uymak başta vahye muhatap olan Peygambere düşer. Ey Peygamber! Allah’ın emir ve yasaklarına uymakta sebat et; kafirlerin ve münafıkların arzularına tâbi olma. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yapar. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab: 1-3).
“Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mümin kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahzab: 36).
“Ey Peygamber! Biz seni insanlar için bir şahit, bir müjdeci, bir sakındırıcı, Onun izniyle insanları Allah’ın yoluna çağrıcı ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab: 45-46).
“O peygamberler ki Allah’ın emirlerini tebliğ eder yalnız ondan korkar ve Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah kafidir. Muhammed hiçbirinizin babası değildir. O Allah’ın Resulüdür ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah ise her şeyi hakkıyla bilir.” (Ahzab: 39-40).
Cenab-ı Hak Resulüne mutlak itaati emrederken ve bu itaatin Allah’a itaat anlamına geldiğini ısrarla vurgularken zaman zaman ehl-i kitabı uyarır, onların nankörlük yaptıklarını, sözlerinde durmadıklarını hakikatleri gizlediklerini ilan eder. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de Yahudiler hakkında şöyle buyurulur: “Biz onları ahidlerini bozmaları yüzünden lanetledik ve kalplerini kaskatı yaptık onlar kelimeleri kitaptaki yerlerinden değiştirip Tevrat’ı tahrif ederler. Onlar kendilerine ihtar edilen hakikatlerden bir pay çıkarmayı da unuttular. Pek azı müstesna onlardan hep hainlik görürsün.” (Maide: 13).
“Biz Hıristiyanız diyenlerden de ahid almıştık; onlar da kendilerine ihtar edilen hakikatlerden nasiplerini unuttular. Bu yüzden aralarına kıyamete kadar devam edecek bir düşmanlık ve kin saldık işleyip durdukları kötülükleri yakında Allah onlara bildirecektir.” (Maide: 14).
“Ey kitap ehli! Size Resulümüz geldi ki kitaptan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklar, birçoğunu da yüzünüze vurmaz. Gerçekten size bir nur ve hakkı apaçık bildiren bir kitap gelmiştir.” (Maide: 15).
“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhafız olarak göndermedik sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.” (Nisa: 80).
“Ey insanlar! Peygamber Rabbınızdan size hakkı getirdi. Ona inanın; hakkınızda hayırlı olan budur. Eğer inkâr ederseniz göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Allah ise her şeyi hakkıyla bilir her işi hikmetle yapar.” (Nisa 170).
“Ey insanlar! Size Rabbınızdan apaçık bir delil olan bir peygamber geldi ve size dünyanızı ve ahiretinizi aydınlatıcı apaçık bir nur olarak Kur’an indirdik.” (Nisa: 174).
“Allah’a iman edip O’nun kitabına sımsıkı sarılanları, Allah elbette kendi katından bir rahmet ve lütfa eriştirecek ve onları Kendi rızasına ulaştıran dosdoğru bir yola iletecek.” (Nisa: 175).
“Allah’a itaat edin Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz Resulümüzün üzerine düşen açıkça tebliğ etmekten ibarettir.” (Tegabun: 12).
Allah-u Teâlâ, Peygamberin görevini de özetle şöyle anlatıyor:
“Sen insanları tevhide davet et. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma. Ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inandım ve aranızda adalet etmekle emrolundum. Allah benim de sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize sizin yaptıklarınız da sizedir. Hak ortaya çıkmış, aramızda münakaşaya hacet kalmamıştır. Allah bizi bir araya toplayıp hükmünü verecektir. Dönüş ancak O’nadır.” (Şura: 15).
“İman eden ve güzel işler yapan kullarına Allah’ın müjdelediği saadet budur. De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beyt’ime muhabbettir. Kim bir iyilik yaparsa biz onun sevabını daha da artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır ve şükredenlerin mükâfatını fazlasıyla verir.” (Şura: 23).”Gökhan Demir-Yeni Mesaj