yeni141fsZalimliğe, kötülüğe buğzetme, ilgi ve alakayı kesme surat asma, sırt dönme, anlamında “kalp ile mücadele” çok önemli ve etkin bir unsurdur. İmam-ı Azam Ebu Hanife bu görüş ve tavrı sadece söylemekle bırakmamış, aynı zamanda uygulayarak zalim idarecilere karşı durmuştur. İmam Ebu Hanife hain ve zalim yönetimin ona verdiği baş kadılık görevini kabul etmeyerek onlara ve düzenlerine karşı olduğunu göstermiştir.
Günümüzde âlim geçinenlerin çoğunun balıklama atlayacakları bu görev gerçekten çok büyük bir vazifeydi. İmam-ı Azam Ebu Hanife O devrin adalet bakanlığı teklifini kabul etmedi. Hem Ehl-i Beyt’e düşmanlık ettikleri için, hem de yönetimi temize çıkarmamak için bunu reddetti. Bu yüzden zindanlara atıldı kırbaçlanarak işkence görerek çok eziyet çekti. Asla Ehl-i Beyte olan sevgisinden, doğru ve asil tavrından asla vazgeçmedi.
İmam-ı Ebu Hanife bu cesur ve gerçek din adamı duruşunun saraya eğilmemenin neticesinde şehit edilmiştir. Hatta İmam-ı Ebu Hanife zalimlerin karşısında durmak ve hakkı savunmak için İmam Zeyd b. Ali’nin başkaldırısına maddi manevi destek vererek katılmıştır.
İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Zeyd b. Ali’nin elçisine şunları söylemiştir: “Şayet insanların O’nu yardımsız bırakmayacağını ve gerçekten O’nunla birlikte olacaklarını bilsem, O’na uyar ve birlikte O’na muhalefet edenlerle savaşırdım. Çünkü hak imam odur. Ama korkarım ki atası İmam Hüseyin gibi, O’nu da yardımsız bırakacaklar. Fakat malımla O’na yardım ediyorum ki, bununla kendisine muhalefet edene karşı güçlensin.” (Mevdudî, age. s. 375-378.).
İmam Azam Ebu Hanife aynı zamanda saraya karşı İmam Ca’fer Sâdık’la da beraberdi onu da madden ve sözleriyle de destekledi. İmam Azam Ebu Hanife o günün zalim yönetimi tarafından zindanlarda kırbaçlanarak zulme uğramıştır. Nedeni Allah’a, Muhammed Mustafa (s.a.a.) ve O’nun Ehl-i Beyt’ine tâbi olmak, onlarla aynı safta olmaktır.
Bu çok önemlidir. O zamana göre adalet bakanlığı olarak sayılan o görevi kabul etmeyerek zalim sultanın, başkanın yanında olmadığını ve onları meşru saymadığını göstermesidir. Ayrıca Ebu Hanife’nin zalimlere karşı yapmış olduğu muhalefeti ve bu Hüseyni duruşun insanlara haksızlık karşısında Hak için candan bile geçileceğini göstermesidir.
İmam Hüseyin Kerbela’da; münafık Ebu Süfyan’ın torunu, İmam Ali (k.v.) ve İmam-ı Hasan’ın katili Muaviye’nin oğlu Yezidi’n karşısına geçti. İslam halifeliği makamını işgal eden zalimlik eden Yezid’e asla biat etmedi. Kerbela’da Muharrem’in onunda makam uğruna, can korkusundan ve mal kazanma arzusunda toplanan 30 bin kişilik Yezid ordusunun karşısında 72 Müslüman İmam Hüseyin’le beraber katledilerek şehit edildi. İmam Hüseyin’e, “Yezid’e biat et” dediler ama O Allah için şehit olmayı seçti. Nefsi uğruna can korkusu veya makam uğruna asla Rabbini terk etmedi.
Resûlullah (s.a.a.) de aynısını yapmıştır. Mekkeli müşriklerin yaptıkları tertip, eziyet ve işkencelerin hiçbiri Resûl-i Ekrem Efendimizi (s.a.a.) İslâm’ı tebliğ etmekten alıkoyamıyordu. Resûlullah (s.a.a.) müşriklere, “Güneşi sağ elime, ay’ı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah bu dini hâkim kılar yahut ben bu uğurda canımı veririm” demişti.
Hüseyniler ve Yezit’ler bugün de varlar, yarın da olacaklar. Önemli olan Hakkın yanında olmaktır. Üç kuruşluk dünya menfaatine ahiretini satarak zalimlere alkış tutarak şakşakçılık yapanlar tarihe iyi bakmalı ve ders almalıdır.
Allah’ın ayetlerine bakmıyorsun, Hz. Muhammed MustafaYı (s.a.a) örnek almıyorsun. Mezhep İmamını takip etmiyorsun, örnek edinmiyorsun. Beyazıt Bestami’nin bir sözü vardır; “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” diye. Sen Rabbini, Peygamberini ve imamını rehber edinmiyorsan şeytanları rehber edinirsin ve kendini asıl Müslüman zannedersin.
Bugün toplum olarak bu hali yaşıyoruz. Allah’a ve İslam’a zıt işler görüldüğünde es geçenler bilmeden de olsa günaha ortak oluyor. Resûlullah (s.a.a.) bir hadis-i şerifinde, “Benden sonra öyle devlet adamları gelecek ki, dininizin ve sizin güzel gördüğünüz şeyleri çirkin, çirkin gördüğünüz şeyleri güzel göreceklerdir. Yani onlar kendilerine göre iyilikleri ve kötülükleri tayin edeceklerdir. Kim bunların isteklerine karşı gelerek onlara uymazsa iki cihanda kurtulmuş olur. Bunları terk eden selamete ermiş olur, kim de bunların (günah kervanına) karışırsa felakete sürüklenir” (Camiu’s-sağir. c.1, hds:469) buyurmuştur.
Müslümanlar yöneticilerini seçerken Allah’ın (c.c.) Hz. Muhammed (s.a.a)’in, Ehl-i Beyt İmamlarının ölçüsü ve duruşlarına bakarak Hakk’ın razı olacağı insanları seçmelidir. İnsan adım atarken “bu adımdan Rabbim razı olur mu, olmaz mı” diye muhakeme etmelidir. Bu muhakeme ve muhasebe neticesinde bu olumsuzlukları yapmayan, çözümü olan, hak-hukuk bilen, insanları birleştiren, ötekileştirmeyen insanları baş tacı etmeliyiz.
Gökhan Demir-Yeni Mesaj