yeni141fsAllah (c.c.) Nisa Suresi 58. ayetinde “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir” buyurmaktadır. Emanetleri ehline vermek, işleri o işten anlayanlara emanet etmek vermek demektir. İşten anlamayan insan o işi yüzüne gözüne bulaştırır, fayda vereceğim derken zarar verir. Zararını da sadece kendisi değil, herkes çeker.
Allah Resulü (a.s.) bir işe bir kişiyi tayin edeceği zaman bu noktaya son derece dikkat ederdi. İşin altında ezilecek kimselere o işi vermezdi. Bir toplantıda Resûlullah (s.a.a.) etrafındaki sahabilere bir şeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden), “Bedevîyi işitti ama sorusundan hoşlanmadı” kimisi de “Galiba işitmedi” diye durumu yorumladı. Derken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sözünü bitirince “O, kıyameti soran nerede?” buyurdu.
Bedevî; “Benim, buradayım ya Resûlallah” dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber; “Emanet zayi edildi mi kıyameti bekle!” buyurdu.
Bedevî; “Emanet nasıl zâyi olur?” dedi.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de; “İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle!” buyurdu. (Buhârî, İlim 2).
İşin ehil olanlara verilmemesi, cehaletin yaygınlığı ve ilmin ortadan kalkmış olmasından ileri gelir. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi normalde düşünülemez. Ama ortalığı kesif bir cehalet kaplamış, gerçekler ters yüz edilmiş ise, işler kapanın yani ehil olmayan kimselerin elinde kalır. Bu da toplumlar için bir çeşit kıyamet demektir. İşi ehline verme, aslında bir basiret ve feraset işidir.
Resûlullah (s.a.a.) Habeşistan`a gönderdiği heyetin başına Cafer b. Ebi Tâlib’i seçerken de, Medine’ye ilk mürşit olarak Hazreti Musab b. Umeyr’i gönderirken de, hicret ederken yatağına Hazreti Ali’yi bırakırken de, Mekke’de istihbarat yapmak üzere Hazreti Abbas`ı bırakırken de hep isabet etmiştir. Her birini kabiliyetlerine göre vazifelendirmiştir. Her biri de işin ehli olarak görevlerini hakkı ile yapmış ve üzerlerine düşeni hakkıyla yerine getirmişlerdir. Resûlullah’ın isabetli seçimleri sayesinde hem o işler tam olarak gerçekleşmiş hem de sahabe-i kiram efendilerimiz vazifelerini hakkı ile yerine getirmiş olmanın huzurunu ve gururunu yaşamışlar.
Müslüman bir insan da, Peygamberimizde ki feraset ve fetânet özelliğini örnek alıp, akıl nimetini en hayırlı bir şekilde kullanmalıdır. Kimin hangi göreve daha uygun olabileceğini araştırmalı bilmeli ona göre emaneti sahibine teslim etmelidir. Misal; hazinenin başına hırsızı, mahkemenin başına adaletsizi, polisin başına katili, kuzunun başına kurdu çoban yaparsanız; eğitimin başına cahili, milletin başına haini, bölücüyü, tefrikacıyı, camiye hoca diye papazı koyarsanız siz toplum olarak milli ve manevi değerlerini kaybetmiş olursunuz.
Siz işinin ehli insanlar tarafından yönetilmezseniz, toplum olarak hak ile bâtılı da karıştırarak yanlışı doğru, doğruyu da yanlış görerek kıblenizi dahi kaybedersiniz. Mesela Allah’ın haram kıldığını helal yapan, haramların işlenmesinin önünü açan, Müslüman kızla hıristiyan oğlanın nikahını kıyan imamı alkışlayan, insanları sorgusuz sualsiz destekler duruma gelirsiniz. Hırsızlıkları tescil olmuş insanları savunmak için kırk takla atarak “o yolsuzluk hırsızlık değil mecburen yapmıştır, hem vardır bir hikmeti” diyen insanların sayısı az değil. Ben günümüzde bu ahlakta olan insanlarla çok karşılaşıyorum bu çok acı.
Resûlullah’ın yaptıklarının tam tersini yapanlara sımsıkı yapışan insanlar bana İmam Hüseyin’in karşısında menfaat için veya beyni olmadığı için birleşen ahmakları hatırlatıyor. Allah (c.c.) emirleri varken o emirlerin tam tersini yapıp tepki alacağını da düşündüğü için buna kılıflar hazırlayarak içi boşaltılmış ilimsiz bırakılmış insanlara oynayanlara hesap gününü hatırlatırım.
Yakında seçimler var ülkemizde, benim tavsiyem emaneti ehline verilmesidir. Akıl sahibi insanlar ekonomisi çökmüş olan ülkemizde ekonomi tezi olmayan insanlara, insanlara birliği-beraberliği veremeyenlere bu vatan emanet edilmez.
Yıllardır milletimizi diyalog gemilerine bindirerek Vatikan’a taşıyan FETÖ’ye ve ortaklarına karşı mücadele eden, Büyük İsrail projesi uğruna mezhepsel farklılıkları hortlatanlara karşı Ehl-i Beyt Külliyatını yazarak Ehl-i Beyt sempozyumları yaparak ümmet-i Muhammed’i Ehl-i Beyt şemsiyesi altında toplayan, ekonomisi çökmüş ülkemiz için Milli Ekonomi Modeli’ni yazarak dünyada yeni bir dönem açan tek insan Prof. Dr. Haydar Baş’tır.
Model bugün dünyada kabul görmüştür; konuşulmaktadır, uygulanmaktadır. ‘Milli paralarlar ticaret’ Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in projesidir. Milli Ekonomi Modelini uygulayan Rusya ve Çin’in ekonomide milli paralarla ticaret ile atağa kalkması, Amerikan dolarını tekel olmaktan çıkarmaya başladı. Bu bir bakıma ABD’nin çöküşü anlamına geliyordu. O gün bugün ABD’nin ekonomik çırpınışları arttıkça artıyor. Dengesi bozulan ABD kendini sağa sola vuruyor. Milli paralarını devreye koyan devletler bu saldırıdan etkilenmiyor ama ekonomisi dolara bağımlı devletler bu süreçten ciddi anlamda etkileniyor.
Ben bir Müslüman Türk evladı olarak tarihimizi de iyice süzerek bir değerlendirme yaptığımda vardığım sonuç; vatan emanetini teslim edebileceğimiz tek insan Prof. Dr. Haydar Baş’tır. Denenmiş insanlar her defasında ülkemizi biraz daha batırarak yaşanmaz hale getirmektedir. Sağduyulu akıl sahibi insanlar emaneti sahibine ehline teslim edeceklerdir.Gökhan Demir-YeniMesaj