Posts from the ‘Aile’ Category

Türkiye’de aile kurumu alarm veriyor.

Türkiye'de aile kurumu da alarm veriyor!
Bozulan ekonomi ve değişen sosyal dengeler, örf adet ve geleneklerin gözardı edilmesi gibi sebepler boşanma oranlarında patlamaya sebep oluyor. Sadece 2014 yılında Türkiye’de 130 bin çift boşandı.

Boşanma oranları hiç olmadığı kadar yüksekten seyrediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu 2014 evlenme ve boşanma istatistiklerini açıkladı.

EVLENEN ÇİFTLERİN SAYISI % 0.1 AZALDI

Buna göre, evli çiftlerin sayısı 2013’e göre yüzde 0,1 azalarak 599 bin 704 oldu.

Evlenme hızının en yüksek olduğu iller sırayla Kilis, Adıyaman ve Van olurken, en düşük olduğu iller ise Çanakkale, Gümüşhane ve Kastamonu.

BOŞANAN ÇİFTLERİN SAYISI % 4,5 ARTTI

Boşanan çiftlerin sayısı 2013’e göre yüzde 4,5 artarak 130 bin 913 oldu.

Boşanma hızının en yüksek olduğu iller sırayla Antalya, İzmir, Muğla olurken, en düşük olduğu iller ise Hakkari, Şırnak ve Bitlis.

BOŞANMALARDA İLK 5 YILA DİKKAT !

Boşanmaların yüzde 39,6’sı evliliğin ilk beş yılı, yüzde 21,8’i ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti.

MELTEM HABER 

Evlenenler azalıyor, boşananlar artıyor!

Reklamlar

EHLİBEYT GÖZÜYLE ÇOCUK EĞİTİMİ

Bu yazımı, yeryüzünü kıyamet gününe kadar pak soyu ile süsleyen; imanına, güzel ahlâkına, takvasına, iffetine, izzet ve faziletine Allah’ın (cc) ve Hz. Peygamberin (sav) şâhitlik ettiği, insanlık ailesinin en hayırlı kadını, ev hanımlarının en şereflisi, cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan (as) ve Hz. Hüseyin’in (as) annesi ve velayet yolunun şahı İmam Ali’nin (as) zevcesi ve Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed’in (sav) cennet çiçeği olan Hz. Fatıma (as) validemize ithaf ediyorum…
Eserlerinden ve görüşlerinden ilham alarak bu çalışmayı hazırladığım ilim, fikir ve gönül adamı Üstad Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza da, kaleme almış olduğu Ehlibeyt Külliyatı sebebiyle, özellikle şükranlarımı sunmak istiyorum.

* * *

Çocuk eğitimi ne zaman başlar? Eğitim doğuştan mı gelir, yoksa sonradan mı kazanılır? Çocuğun eğitim alanı neresidir, ev mi okul mu? Çocuk terbiyesinde en belirleyici rol kime aittir, anneye mi, babaya mı, öğretmene mi? Çocuk yetiştirirken asıl gayemiz ne olmalı? Çocuğun bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini etkileyen manevi kriterler olabilir mi?..
İşte, bu ve benzeri soruların cevabı aranmıştır yıllar boyunca… Ve bu konuda çok şey söylenmiş, binlerce kitap yazılmış, çeşitli tezler ileri sürülmüş, işin ehli olan da olmayan da sayısız görüş beyan etmiştir.
Amacımız, bu tür sorulara cevap aramak değil.
Çocuk eğitimi konusunda tartışma yaratmak yahut yeni bir fikir ortaya atmak da değil…
Benim gayem, hacmi sınırlı olan bu dergi formatında, çocuk yetiştirirken unuttuğumuz veya göz ardı ettiğimiz bazı İslamî ölçüleri naklederek sağlıklı nesillerin filizlenmesine katkı sağlamak. Özellikle, Ehlibeyt medeniyetinin çocuk eğitimi konusundaki evrensel mesajlarının tüm anne ve babalar için paha biçilmez bir değer taşıdığını düşünüyorum.
Zira, yaşayan canlı Kur’an modeli olan ve hayatın hemen her sahasında en güzel örnekleri bulunan Ehlibeyt anlayışının çocuğa ve çocuk eğitimine yaklaşımı da bu anlamda en güzel ve de en doğru ölçüleri yansıtmaktadır.
Araştırmamızda “Ehlibeyt” kavramı sık sık zikredildiğinden öncelikle Ehlibeyt’in kimler olduğunu tekrar hatırlamamızda fayda var:

EHLİBEYT NEDİR, KİMLERİ KAPSIYOR?

Ehlibeyt , Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) ve aile efradının şahsında Kur’an-ı Kerim’in ve İslam’ın yaşam modeli, müşahhas halidir. Başta, Resulullah Efendimiz (sav) olmak üzere, İmam Ali (as), Hz. Fâtıma (as), İmam Hasan (as) ve İmam Hüseyin (as)’den oluşan beş kişilik aile, Ehlibeyt’in özünü ve temelini oluşturmaktadır. (1)
Bu seçilmiş Peygamber soyu: İmam Zeynel Abidin (as), İmam Muhammed Bâkır (as), İmam Câfer-i Sâdık (as), İmam Musa Kâzım (as), İmam Ali Rıza (as), İmam Muhammed Tâki (as), İmam Ali Nâki (as), İmam Hasan Askerî (as), İmam Muhammed Mehdi (as) ile “12 Masum İmam” olarak nihayet bulmaktadır. (2)
Vahiy ve risalet nûrunun muhatabı, ilim, hikmet, feyiz ve hidayetin kaynağı, iman ve islam medeniyetinin çekirdeği olan Ehlibeyt ve ailesi hakkında Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Ben, sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece Benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar: Allah’ın Kitab’ı ve Benim Ehlibeyt’imdir”. (3)
Hazreti Aişe (r.anha) rivayet ediyor; “Bir gün Allah Resulü (sav) dışarı çıktı, sırtında siyah keçi kılından örülme, desenli bir aba vardı. O sırada Hasan geldi, onu abasının altına aldılar, ondan sonra Hüseyin geldi, onu da abasının altına aldı; daha sonra Fâtıma geldi ve abanın altına girdi ve daha sonra Ali geldi, onu da diğerleriyle birlikte abanın altına alarak, “Ey Ehlibeyt, gerçekten Allah, sizden her türlü çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister” (Ahzab Süresi, 33. Ayet) ayetini okudu.” (4).
Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur: “Benim Ehlibeyt’imin sizin içinizdeki misali, Hz. Nuh’un (as) gemisi gibidir. Kim gemiye binerse necat bulur, kim binmezse helak olur” (5).
“Muhammedim, de ki: ‘Ben, bu Peygamberliğimi tebliğime karşılık yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum” (Şura Süresi, 23. Ayet). Bu ayet-i kerime Hz. Ali (as), Hz. Fatıma (as), Hz. Hasan (as), Hz. Hüseyin (as) ve onların pak soyunu sevmek hususunda nazil olan “Meveddet” ayetidir.

İDEAL BİR AİLE YAPISI VE EŞ SEÇİMİ

Ehlibeyt kaynaklarını incelediğimiz zaman, her şeyden önce İslam’ın emir ve talimatları istikametinde tesis edilmiş “ideal bir aile yapısına” ve “ideal bir eş seçimine” dikkat çekilmektedir.
Tahrim Sûresi, 6. Ayette Cenab-ı Hak; “Ey iman edenler kendinizi ve ailenizi ateşten koruyunuz” buyurmuştur. O halde evlenecek kişinin öncelikle iman etmesi ve ailesine imanı ve ibadeti öğretebilecek donanıma sahip olması gerekmektedir.
Bakara Sûresi, 221. Ayette, “İman etmedikçe müşrik bir kadınla evlenmeyin… İman etmedikçe müşrik bir erkekle kızlarınızı evlendirmeyin” buyrularak eş seçiminin ehemmiyeti gözler önüne serilmektedir.
Hz. Peygamber (sav); “Kadın, dört şeyi için nikâhlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç ki, evin bereket bulsun” buyurmuştur (6).
Bir başka bir hadis-i şerifinde Resulullah (sav), şöyle buyurur: “Her biriniz, şükreden bir kalp, zikreden bir dil, ahiret işinize yardımcı olacak mü’mine bir kadın edinsin” (7).
Ebu Ümame radıyallahu anha’ın rivayetine göre, Resulullah aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuşlardır: “Mü’min, Allah’a takvadan sonra en ziyade saliha bir zevceden hayır görür” (8)…
Sağlıklı ve temiz nesillerin dünyaya gelişinde göz ardı edilmemesi gereken konuların başında, ailedeki mahrem (cinsel) hayat gelmektedir. Resulullah Efendimizin (sav) ve Ehlibeyt İmamlarının, mahrem hayatın maddi ve manevi edepleri ile ilgili yüzlerce hadisi şerifleri mevcut olduğundan bu konuda, Prof. Dr. Hamdi Döndüren’in “Delilleriyle Aile İlmihali” adlı kitabını tavsiye ediyor ve ayrıntılara girmiyorum…

BEBEĞİN KADERİ BÜYÜK ÖLÇÜDE ANNENİN ELİNDE

Baba spermasının anne rahminde yerleşmesinden itibaren kadının anneliği başlar. O andan itibaren kadının rahminde canlı bir varlık meydana gelmiş olup hızlı bir şekilde hareket ve tekamül eder. O çok küçük varlık, kâmil bir insan şekline gelinceye kadar olağanüstü bir hızla gelişir ve büyür.
Esasen insanın gerçek yaşı da, o andan başlıyor. Bilim adamlarından biri şöyle kaydeder:
“İnsan dünyaya geldiğinde yaşından 9 ay geçmiştir ve bu ilk dokuz aylık zaman zarfında ömrünün sonuna kadar sahip olacağı eşsiz varlığının tayininde çok büyük rolü olan bir takım aşamalardan geçer” (9).
Hamile kadın, o zamandan itibaren artık anne olmuştur ve rahminde gelişmekte olan çocuğa karşı sorumludur. Babanın nutfesi ve kromozomlarında bulunan özellikler genetik olarak çocuğa intikal ederek onun cismî ve ruhî kişiliğinin oluşumunda etki bıraksa da, bebeğin kaderi  büyük ölçüde annenin elindedir.

ÇOCUĞUN SAADET VEYA BEDBAHTLIĞI ANNE RAHMİNDE BAŞLAR

Annenin rahmi, çocuğun ilk yetişme ortamıdır. Yetişme ortamı bir insanın şahsiyetinin oluşmasında çok etkilidir. Siz öyle bir ortam düşünün ki, saraylar gibi hoş, bakımlı, sağlıklı ve huzurlu olsun. Böyle bir mekanda oluşan ve gelişen bebekle; harabeleri andıran bozuk, sağlıksız ve huzursuz bir ortamda varlık sahnesi ile tanışan bebek bir olur mu?
Hamilelik dönemi çok hassas ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. Annenin ruh ve beden sağlığı ne kadar iyi olursa, anne karnındaki bebeğin gelişimi de o kadar iyi olacaktır.
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “Herkesin saadet ve bedbahtlığı anne rahminde yaşadığı zaman başlar” (10).
Sağlıklı olarak dünyaya gelmek her insanın ilk tabii hakkıdır. O sebeple, anne ve babalar çocuk eğitimini ve gelişimini çocuk daha dünyaya gelmeden, anne karnında iken düşünmek zorundadır.

GEBELİKTE YENİLEN BESİNLERİN ÇOCUĞA ETKİSİ

Ehlibeyt ölçüleri, haram lokmanın doğuracağı sonuçlardan korunmak için rahimdeki bebeğin helalinden beslenmesini ve bebeğin güzel ve akıllı olması için de bazı meyve ve yiyecekleri tavsiye ediyor. Örneğin:.
Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor ki: “Hamile kadınlar, çocukların iyi ahlaklı ve sabırlı olması için hamileliğin son aylarında hurma yesinler.” (11).
Yine Resulullah (sav) şöyle buyurur: “Kavun yiyen hamile kadının çocuğu iyi ahlaklı ve güzel olur.” (12).
Bir başka hadisi şerifte ise “Hamile kadınlara, çocuklarının iyi ahlaklı olmaları için ayva yemelerini tavsiye edin.” denilmiştir (13).
İmam Ali (as) şöyle buyurur: “Hurma yiyin, çünkü hurma bütün dertlerin  şifasıdır.” (14).
İmam Cafer-i Sadık (as) der ki: “Çocuğun yiyeceği, annenin yiyip içtiği şeylerden temin olur” (15).
İmam Rıza (as) şöyle buyurur: “Ayva yemek, akıl ve zekayı güçlendirir.” (16).
Gazali Hazretleri şöyle anlatır: “Rivayet edilmiştir ki bir kavim, çocuklarının çirkinliğini peygamberlerine şikâyet etmiş. Bunun üzerine Allah, o peygambere; ‘Onlara; gebe olan hanımlarına ayva yedirmelerini tavsiye et, çünkü bu meyve çocuklara güzellik sağlar’ diye vahiy etmiştir.” (17).

DOĞUM YAPAN KADIN, CİHAD EDEN ERKEK GİBİDİR

Çocuk yaklaşık dokuz ay on gün anne rahminde yaşar. Çocuğun doğumu, insanoğlunun hayatı boyunca yapmış olduğu en tehlikeli ve en sarsıntılı yolculuktur. En küçük bir gaflet ve dikkatsizlik, çocuk veya annede telafi edilmesi mümkün olmayan ruhi, zihinsel ve bedensel sorunlara, hatta hayati tehlikelere sebebiyet verebilir. O bakımdan, sağlıklı, rahat ve huzurlu bir doğum için gerekli tüm tıbbi, sosyal ve psikolojik koşullar önceden hazırlanmış olmalıdır.
Bir gün Peygamber Efendimiz (sav) cihadın fazileti hakkında sohbet ederken kadınlardan biri, “Ya Resulallah (sav), acaba kadınlar cihadın faziletinden mahrum mu kalacaklar?” diye arzetmesi üzerine Resulullah (sav), “Hayır. Kadın da cihadın sevabına nail olur. Kadın hamile olur, daha sonra bebeği dünyaya getirir ve sonra da çocuk sütten kesilene kadar ona süt verir. Bütün bu müddet zarfında kadın cihad meydanında savaşan bir erkek gibidir. Eğer bu müddet içinde ölecek olursa şehit makamındadır.” buyurdu (18).

SÜT EMZİREN ANNEYE MELEKLERDEN MÜJDE

Anne sütü, çocuk için en iyi, en zengin ve en sağlıklı besin maddesidir. Ehlibeyt anlayışı, anne sütünün çocuk için en mükemmel yiyecek ve en tabii hak olduğunu belirtmektedir.
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı  Kerim’de buyuruyor ki: ” Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyen içindir. Onların yiyeceği, giyeceği maruf vech üzere çocuğun babasına aittir…” (19).
İmam Ali (as) der ki: “Çocuk açısından hiç bir süt, anne sütünden iyi değildir.” (20).
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “Allah Teâla, çocuğuna süt veren her kadına, çocuğun emmiş olduğu her süt karşılığında bir köle azad etme sevabı  verir. Süt içme dönemi sona erip çocuğu sütten kesince de Allah’ın büyük meleği elini, o kadının boş böğrüne bırakarak der ki, ‘Hayata yeniden başla. Çünkü Allah, senin geçmiş günahlarını affetti” (21).

KIZ MI ERKEK Mİ?

Bazı anne ve babanın en fazla düştüğü yanlışlardan biri de doğacak çocuğun cinsiyetidir. Bu konuda Ehlibeytin görüşü, cinsiyet ayrımı yapmamak ve Allah’tan hayırlı, sağlıklı çocuklar dilemektir.
İmam Zeynel Abidin’e (as) bir çocuğu olduğunu haber verdiklerinde kesinlikle onun cinsiyetini sormaz, onun sağlıklı ve kusursuz olduğunu duyunca Allah’a şükrederdi. (22).
Resul-i Ekrem (sav) ashabı ile oturmuş sohbet ediyordu. O anda birisi meclise girerek, “Ya Resulallah, Allah size bir kız evlat verdi” dedi. Peygamberimiz bu habere sevinerek Allah’a  şükretti. Sonra üzüntüleri yüzlerinden okunan ashabına bakarak, itiraz mahiyetinde, “Size ne oluyor ki?.. Allah, bana koklayacağım bir gül verdi; onun rızkını da kendisi verecektir” buyurdu. (23).
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Erkek çocuk nimet, kız çocuk ise hasenedir; yüce Allah nimetin hesabını sorar, haseneye ise mükâfat verir.” (24).
Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınıza eşit davranın; farklı davranacak olsanız dahi kızlarınızı üstün tutun!” (25).
Yine Efendimiz (sav) buyurur ki: “Kimin bir kızı olur, onu iyi terbiye eder ve rahat etmesi için gerekli ortamı temin ederse, o kız çocuğu onu cehennem ateşinden kurtarır.” (26).

İSİM KOYMADA ÖLÇÜ

Baba ve annenin en hassas ve önemli vazifelerinden biri de çocuğa güzel isim koymalarıdır. Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyuruyor:
“Çocuğun, babanın üzerinde üç hakkı vardır: Ona iyi isim seçmesi, ona okuma-yazma öğretmesi, erginlik çağına erdiğinde onu evlendirmesi” (27).
Hz. Peygamber (sav) bir başka hadisi şerifte de “Çocuklarınıza iyi isim seçiniz, zira kıyamet günü size o isimlerle hitap edilecektir” buyurmuştur (28).
İmam Musa Kâzım (as) şöyle buyuruyor: “Babanın, evladına yapacağı ilk iyilik, ona güzel bir isim seçmesidir.” (29).
İmam Muhammed Bâkır (as) şöyle buyurmaktadır: “En iyi ve üstün isimler peygamberlerin isimleridir.” (30).
Biri, İmam Sadık’a (a.s), “Biz kendimiz için sizin ve babalarınızın isimlerini seçiyoruz. Acaba bu amelin bize bir faydası var mıdır?” diye arzetmesi üzerine  İmam: “Allah’a andolsun ki evet. Acaba din, iyilere dostluk ve kötülere düşmanlıktan başka bir şey midir?” buyurdu. (Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.618).
Resulullah (sav) buyurur ki: “Dört oğlu olup da onlardan hiç birine benim ismimi bırakmayan kimse, bana zulmetmiştir.” (31).
Esma binti Amis anlatıyor:
İmam Hasan (as) ve İmam Hüseyin (as) doğduklarında ben, Hz. Fatıma (a.s)’ın ebesi idim. İmam Hasan (as) dünyaya geldiğinde Hz. Peygamber (sav) gelerek: “Esma! Bana oğlumu getir” buyurdular.
Ben, İmam Hasan’ı (as) sarı bir beze sarararak O Hazretin (sav) yanına götürdüm. Resulullah (sav): “Esma! Ben size, doğan çocukları sarı bezle sarmayın demedim mi?” buyurdu.
Ben hemen İmam Hasan’ı (as) beyaz bir beze sararak Peygamber (sav)’in yanına götürdüm. Hz. Peygamber (sav), İmam Hasan’ın (as) sağ kulağına ezan, sol kulağına ise ikamet okudu… Daha sonra (vahiyle gelen haber üzerine) ona Hasan (as) ismini koydu. İmam Hasan (a.s)’ın doğumunun yedinci günü, Peygamber (sav) iki alaca koç kurban kesti. Onlardan birinin budunu bir altın dinarla beraber ebeye verdi. Sonra İmam Hasan’ın (as) saçını kesti, onun ağırlığında fakirlere gümüş sadaka verdi ve İmam (a.s)’ın başına ıtırdan yapılan güzel kokulu bir renk sürdü…  İmam Hüseyin’in doğumunda da aynı durum yaşanmıştır. (32).

SÜNNET VE TEMİZLİK

Çocuğu temiz tutmak ve onu hastalıklardan korumak anne babaya düşen vazifelerdendir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:
“Çocukları yağ ve kirden temizleyin. Çünkü şeytan onu koklamaktadır. Böylece çocuk uykuda korkar, huysuzlaşır ve melekler rahatsız olur.” (33).
Erkek çocukları sünnet etmek, İslam’ın sünnet ve farzlarından biridir.
“Hz. Peygamber (sav), kızı Hz. Fatıma’ya, İmam Hüseyin’in (as) doğumunun 7. günü başının saçlarını, yani, ana tüylerini Ensar’dan Ebu Hind el-Beyazî’ye tıraş ettirip tarttırarak ağırlığınca gümüş para sadaka vermesini emir buyurmuşlardır. Hz. Ali (as) ve Hz. Fatıma (as) da bu emri hemen yerine getirmişlerdir… Hz. Hüseyin (as), doğumunun yedinci günü sünnet ettirilmiştir” (34).
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz, yeryüzü sünnetsiz insanın idrarından rahatsız olur.” (35).
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) buyuruyor ki:
“Yeni doğan çocuğu, temiz olması ve gelişip ilerlemesi için yedi günlük olduğunda sünnetleyin.” (36).

BEBEKLERİN AĞLAMASI, ALLAH’IN BİRLİĞİNE ŞEHADETTİR

Resulullah (sav) ve Ehlibeyt İmamları, bebek dünyaya gelince, bebeğin sağ kulağına ezan ve sol kulağına da ikamet okunmasını emrederek ilk tevhid dersinin ona verilmesini emretmişlerdir. Zira, bebeğin hassas ruhu ve zarif sistemleri, bu sözlerle etkilenmektedir.
İmam Ali (a.s) şöyle naklediyor: “Resulullah (sav); ‘Çocuğu olan kimse, şeytanın şerrinden korunması için çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına ise ikamet okusun’ buyurdu ve bu güzel ameli Hz. Hasan (as) ve Hz. Hüseyin (as) üzerinde uygulanmasını emretti. Ayrıca, Fatiha, Nas ve Felak surelerinin de bebeğin kulağına okunmasını emretti.” (37).
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “Çocukları ağladıkları için dövmeyin. Zira, çocuğun dört aya kadar ağlaması, Âlemlerin Rabb’inin varlığına ve birliğine şehadettir.” (38).
Peygamber Efendimiz yine (sav) buyurmuştur ki: “Çocuklarınız ağladığında onları dövmeyin; çünkü ilk dört aydaki ağlamaları ‘Lâ ilâhe illallah’ zikridir, ikinci dört aydaki ağlamaları Peygamber’e (sav) ‘salâvattır’, üçüncü dört aydaki ağlamaları ise anne ve baba hakkında duadır.” (39).

HER DOĞAN ÇOCUK, İSLÂM FITRATI ÜZERİNE DOĞAR

Hz. Peygamber (sav) ve Ehlibeyt İmamları, çocukların eğitim ve öğretimine büyük bir önem vermiş, anne ve babanın bu konudaki ağır sorumluluğunu bildirmiştir. Eğitim ve terbiye için en uygun zaman çocukluk dönemidir. Çünkü bu dönemde çocuk henüz şekillenmemiş ve her türlü terbiyeyi almaya hazır durumdadır. Çocukluk dönemindeki eğitimin önemi, çocukluk ruhunun, her çeşit nakış ve izi kabullenmeye hazır olmasından ileri gelmektedir.
Resulullah (sav) şöyle buyurur: “Her doğan çocuk, muhakkak İslâm fıtratı üzerine doğar…” (40).
İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:
“Çocuğun gönlü, boş bir araziye benzer; oraya ne ekilirse kabul eder.” (41).
Yine Resulullah (sav)’den şöyle nakledilir:
“Çocuk itaatsizlikten dolayı nasıl anne ve babasını incitiyorsa, anne ve baba da kendi vazifelerini yerine getirmedikleri takdirde çocuklarını incitmiş olurlar.” (42).
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, çocuklarının kendilerine asi olmasına sebep olan anne ve babaya lanet etsin.” (43).
İmam Zeynel Abidin (a.s) der ki: “Bilmelisin ki evladın, senin vücudunun bir parçasıdır; dünyada tüm hayır ve şerriyle sana mensuptur. Onu güzel terbiye etmekten, Rabbine yönlendirmekten, senin ve kendisi için olan hususlarda (Allah’ın emirlerine) itaatkâr olması için ona yardımda bulunmaktan sorumlusun. Bu hususta ya Allah’ın sevabına nail olur veya O’nun cezasına uğrarsın. Öyleyse onunla ilgili üzerine düşen vazifeyi iyice yaparak Rabbinin huzurunda mazeret kazan ve onu eğitmek için de onun kendisinden yardım al. Kuvvet ancak Allah’tandır.” (44).

ÇOCUĞA VEREBİLECEK EN GÜZEL MİRAS: EDEP VE TERBİYE

Resul-i Ekrem (sav) bir gün şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun ahir zaman babalarına!”. Bunun üzerine ashap sordu: “Yoksa müşrik mi olacaklar?”. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu: “Hayır, Müslüman kalacaklar; ama çocuklarına dini öğretmeyecek ve hatta çocukları dini öğrenmek istediklerinde onlara engel olacak ve onları dünya malı kazanmaya sevk edeceklerdir. İşte Ben, böyle babalardan uzağım; onlar da Benden uzaktırlar.” (45).
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “İyi babaların çocuklarına bırakabileceği en büyük miras, servet değildir; güzel terbiye ve ahlâktır.” (46).
Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyuruyor: “Çocuklarınıza değer verin ve onları iyi terbiye edin ki, Allah (c.c) sizleri affetsin.” (47).
İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: “Çocuğa üç yaşındayken “Lailahe illellah” demesini öğretin. Sonra onu üç yıl yedi ay yirmi günlük olana kadar bırakın. Sonra ona “Muhammedun Resulullah”ı öğretin. Daha sonra onu bırakın dört yaşına yetişsin ve dört yaşında ona Hz. Muhammed’e (sav) salavat göndermesini öğretin” (48).
İmam Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Çocuk, beş yaşını tamamlayıp sağ ve sol elini tanıdığı zaman, onu kıbleye doğru oturtun ve secde etmesini söyleyin. Altı yaşını tamamlayınca, ona rükû ve secdeyi öğretin. Yedi yaşını tamamlayınca da, yüz ve ellerini yıkayarak namaz kılmasını emredin ve bu konuda asla gevşeklik yapmayın.” (49).
Resulullah (sav) şöyle buyurur: “Çocuk, Bismillah’ı öğrendiği zaman, Allah Teâla çocuğu, annesini ve babasını cehennem ateşinden kurtarır.” (50).
İmam Ali (as) buyurmuştur ki: “Çocuklarınıza Peygamber’i (sav), Ehlibeytini ve Kur’an okumayı sevdirin.” (51).
İmam Ali (a.s) buyuruyor ki: “Kötü evlat, insanın en büyük musibetlerindendir. Kötü evlat, anne ve babanın haysiyetini yok eder ve geriye kalanları ise rezil eder.” (52).
Resulullah (sav) şöyle buyurur: “Çocuk, yedi yaşına kadar amir (emredici), yedi yaşından on dört yaşına kadar memur (emre itaat eden), on dört yaşından sonra yedi yıl da baba ve annesinin veziri olmalıdır.” (53).
İmam Sadık (as) şöyle buyurur: “Çocuk yedi yıl oyun oynar, yedi yıl ders okur ve yedi yıl helal ve haramı öğrenir.” (54).

ÇOCUKLARI SEVMEYEN BİZDEN DEĞİLDİR

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Çocukları sevin, onlara karşı şefkatli olun ve onlara söz verecek olursanız kesinlikle sözünüzde durun. Zira, çocuklar, sizin onlara rızık verdiğinizi sanırlar.” (55).
Yine Resulullah (sav) buyuruyor ki: “Çocuklarınızı çok öpün. Zira her öpücüğe karşılık, cennetteki dereceniz yücelir.” (56).
Bir başka hadisi şerifte ise “Çocuk cennet nimetlerinden biridir” (57), “Çocuk kokusu cennet kokularındandır.’ (58) ve “Küçük çocuğu olan onunla çocuklaşsın.’ (59) buyrulmuştur.
Ümmül Fazl anlatıyor: “Resul- i Ekrem (sav) henüz süt çocuğu olan Hz. Hüseyin’i benden alarak kucakladı . Hz. Hüseyin (as) Resulullah’ı n (sav) elbisesini ıslattı. Ben kızarak Hüseyn’i Resulullah’tan (sav) aldım. Bu arada Hüseyin ağladı. Bunun üzerine Resulullah (sav) bana şöyle buyurdu: “Ey Ümmül Fazl, biraz yavaş. Bu idrarı su temizler, ama Hüseyin’in kalbinden üzüntüyü ne giderebilir?” (60).
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Allah, kulunu, çocuğuna karşı muhabbeti vasıtası ile merhametine şamil kılacaktır.” (61).
Resul-i Ekrem (sav) buyurur ki: “Çocuklara şefkat ve büyüklere saygı göstermeyen kimse bizden değildir.” (62).
Hz. Ali (a.s) vasiyetinde, “Çocuklara sevgi ve büyüklere saygı göster” buyurmuş tur. (63)

SONSÖZ

Çocuk eğitimi ve gelişiminin her dönemi başlıbaşına birer araştırma konusudur ve tüm yönleriyle ciltler dolusu eserlerin kaleme alınmasını gerektirir. Kaldı ki, bu konuda eğitim uzmanlarının, pedagogların, sosyologların, çocuk sağlığı uzmanları ve diğer bilim adamlarının sayısız eserleri bulunmaktadır. Sağlıklı çocuklar yetiştirmek isteyen her anne ve babanın bu eserlerden mutlaka yararlanması gerekir.
Biz bu yazımızda, Hz. Peygamber (sav) ve Ehlibeyt İmamlarının çocuk eğitimi konusunda ehemniyet verdikleri bir takım değerleri hatırlatarak; daha sağlıklı, daha zeki, daha mutlu, ruhî nitelikleri daha güçlü ve ahlâkî yönden ilerlemeye daha elverişli çocukların yetişmelerine katkı sağlamak istedik.
Evet; çocuklarımızı en güzel ortamlarda büyütüp, en güzel okullarda okutacağız, en güzel şekilde besleyip, en güzel kıyafetleri giydireceğiz.. Resulullah Efendimizin (sav) buyurduğu gibi, çocuklarımıza Kur’anı, Ehlibeyti, İman, İslam ve İbadet esaslarını en güzel şekilde öğreteceğiz.
Ancak, bazen tüm çaba ve emeklerimize rağmen çocuk eğitiminde sorunlarla karşılaşıyor, uzmanlardan profesyonel destek almamıza rağmen başarısız sonuçlarla karşılaşıyoruz.
Unutmamak gerekir ki, Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed Mustafa (sav), “Çocukların saadet ve bedbahtlığı anne rahminde başlar” buyuruyor.
Sağlıklı ve kusursuz bir nesil için annenin iman ve ibadet ölçüleri kadar; huzuru, mutluluğu, sağlık ve yaşam koşulları da önemlidir. Örneğin; hamilelik döneminde kullanılan alkol, sigara ve benzeri unsurlar anne karnındaki çocuğa nasıl zarar veriyorsa; sosyal, ekonomik, psikolojik ve ailevî huzursuzluklar ve rahatsızlıklar da anne karnındaki bebeğe direkt zarar vermektedir.
O halde, çocuklarımızın geleceği, büyük ölçüde annenin gebelik döneminde, hatta daha da öncesinde anne ve babanın mutluluklarında aranmalıdır…

DİPNOTLAR
1. Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, İcmal Yay., İst., 2010, s.5.
2.  Kifayetu’l-Eser, s.193-200.
3. Sahih-i Müslim, Kitab-u Fezail-i Ali ibn-i Ebi Talib, c.7, s.122;  Sahih-i Tirmizi, c.5, s.328
4. Müslim, Sahih, Fezail’us-Sahabe c.4, s.2224.
5. Suyuti, Tefsir-i Hulafa, s.573; Taberani, Mu’cem’ül Kebir, s. 78.
6. Buhari, Nikah, 15, III /123; Müslim, Rada, 53,II /1086.
7. Kütübü Sitte, Hadis No: 6531.
8. Kütübü Sitte, Hadis No: 6532.
9. Biyografi-i Piş-ez Tevellüd, s. 16.
10. Bihar-ul Envar, c.77, s.133 ve 115.
11. Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.113.
12. Mustedrek-ul Vesail, c.2, s.635.
13. Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.116.
14. Mustedrek-ul Vesail, c.3, s.112.
15. Bihar-ul Envar, c.60, s.343.
16. Mekarimu’l-Ahlak, c. 1 s. 192-222.
17. İhya-i Ulumid’din, c.4, s.278.
18. Mekarim-ul Ahlak, c. 1, s. 268.
19. Bakara Sûresi, 233. Ayet-i Kerime.
20. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.175.
21. Vesail-uş Şiâ , c.15, s.175.
22. Vesail-uş Şiâ, c. 15 s.143.
23. Vesail-uş Şiâ, c. 15 s.102.
24. el-Mehaccet’ül-Beyzâ, c.2, s.64.
25. Nehc’ül-Fesaha, s.365 .
26. Mecma’uz-Zevaid, c. 8 s. 146.
27. Bihar’ul-Envar, c. 104, s. 92.
28. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.123.
29. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.122.
30. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.124.
31. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.126.
32. Bihar’ul- Envar, c. 43, s. 238; Mecmau’z-zevaid, 9/174-175.
33. Bihar’ul-Envar, c. 104, s. 95.
34. Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hüseyin, İcmal Yay., İst., 2010, s.11.
35. Vesil’uş-Şia, c. 15, s.  161.
36. Vesil’uş-Şia, c. 15, s.  165.
37. Müstedrek’ul-Vesail, c. 2, s. 619.
38. Bihar-ul Envar, c.104, s.103.
39. Vesâil’uş-Şia, 63. Bab, s.1.
40. Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5.
41. Nehc’ül-Belağa, s. 903.
42. Bihar’ul-Envar, c. 104, s. 93.
43. Mekarim’ul-Ahlak, s. 518.
44. Tuhaf’ul-Ukul, s. 531.
45. Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.
46. El-Kafi, c.8, s.150.
47. Mekarim-ul Ahlak, s. 255.
48. Mekarim-ul Ahlak, s.254.
49. Mekarim’ul-Ahlak, s. 254.
50. Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.
51. Kenz’ül-Ummal, Hadis: 45409.
52. Gurer’ul-Hikem, s. 180, s.780.
53. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.195.
54. Mustedrek-ul Vesail, c.2, 625.
55. Vesail-uş Şiâ, c.15, s.201.
56. Bihar-ul Envar, c.104, s.92.
57. Keşfül Hafa, 2/1402.
58. Feyz’ül kadir4/42.
59. Deylemî, III, 513.
60. Hedyet-ül Ahbab, s.176.
61. Vesail-uş   Şiâ, c.15, s.98.
62. Bihar-ul Envar, c.75, s.137.
63. Bihar-ul Envar, c.75, s.136.

Oğuz Köroğlu
12 OCAK 2012

http://www.oguzkoroglu.com

İslam Medeniyetinde Kadının Yeri

Kadın her şeyden önce mükellef bir insandır. Yaratılış gayesi Allah’a kulluktur. Yetkisi , sorumluluğu, hakkı, hürriyeti, şerefi, yüceliği, hizmet ve vazifeleri hep bu temel gaye çerçevesinde düşünülmelidir. Kadın da erkek gibi kulluk yolunda ilahî adalete tâbidir.

            Nisa Sûresi’nin 121. âyetinde, “Erkek ve kadın kim mümin olarak salih amellerden işlerse, işte böyle kimseler cennete girerler ve onlara zerre kadar zulmedilmez.” buyrulmaktadır

            Mümin Sûresi’nin 4. âyetinde ise, “Kim bir kötülük yaparsa ancak onun kadar ceza görür. Kadın ve erkek kim inanarak yararlı bir iş yaparsa işte onlar cennete girerler, orada hesapsız rızıklanırlar” buyrulur.

            Kadın mânevî mertebelere ulaşmaya aday bir varlıktır. Kadının her şeyden önce ‘saliha’ olması, kendisinde aranılacak en önemli vasıftır. Muhammed bin Ka’b El Kurzi,” Allah-ü Teala’nın, ‘Rabbimiz bize dünyada hasene ver’ âyetindeki haseneden kastedilen Saliha(iyi) bir kadındır der.

            Resul-i Ekrem de bir hadisi şerifinde, “Sizler şükreden kalbe, zikreden lisana ve ahiret hususunda sizlere yardımcı olacak saliha bir kadına sahip olmaya çalışın” buyurmuştur.

            Kadının saliha olması da, kullukta yüce mertebelere varmasının vesilesidir. Nitekim İslam tarihinde Hakk’a yakın nice örnek kadınların var olduğu bir gerçektir.

            Kadının mülkiyet ve tasarruf hakkı vardır. Kadın müstakil olarak mülk sahibi olur ve mülkünde dilediği gibi tasarruf edebilir. Malını dilerse elinde tutar, satar veya bağışlayabilir.

            Kadın evlenirken bağımsız olarak tercihini kullanır. Evlenecek çiftlerin birbirini görmeleri, meşru şartlarda konuşmaları ve sonra evlenmeye karar vermeleri fıtri haklarındandır. Kimse bu hakkı sınırlandıramaz ve kadını istemediği bir istikamete zorlayamaz. Bu bakımdan nikah merasiminde “ Aldım, kabul ettim” gibi hüküm ifade eden, kesinlik arz eden sözlerle kararını beyan eder.

            Kadın bir ana insanı yetiştiren muallime olması sebebiyle de ayrı bir yere ve şerefe sahiptir. Kadın, insanlığın temel çekirdeğini oluşturan ailenin de muallimesidir. İnsanlığa yön veren insanlar hep o aileden ve özellikle o kadının elinden çıkacaktır. Düzgün bir aile ortamında uzakta ve bilhassa anne şefkatinden mahrum yetişen insanların ileriki hayatlarında büyük ruhsal problemler yaşadıkları bir hakikattir.Tunalimsan

TOPLUMUN ÇEKİRDEĞİ AİLEDİR

 

Toplumun çekirdeği olan aile yapısının korunmadığı taktirde, milletlerin gelecekte; güçlü, bağımsız, zengin ve mutlu olmaları asla ve asla mümkün değildir. Madem ki aile toplumun çekirdeği, toplumun enerjisi, toplumun gücü ve kudretidir; O zaman aile kurumunun korunması, milletlerin öncelikli meselelerinin başında gelmesi gerekmektedir.

Anayasa ve diğer kanunlarda ailenin korunması ile alakalı kanunlar mevcut olmasına rağmen, vicdani bir muhasebe yapıldığı zaman gerek ailelerin, gerek fertlerin istenilen şekilde korunma altında olmadığını, yada ilgili kanunların işlerliğinin olmadığını açıkça görmek mümkündür…

Bütün olumsuzluklara rağmen, devletten, milletten yada başkalarından bir şey beklemeden, fert olarak üzerimize düşen görevler vardır. Zaten bütün fiillerin faili insanın kendisidir. İyililik yada kötülük adına işlenen fiillerin başlangıç noktası insanda başlar, insanda biter. O zaman görülen uygunsuzlukların ortadan kaldırılması yada istenen güzelliklerin ortaya konması insanın kendisi ile alakalı bir durumdur.
Dikkat edilirse, gerek dini, gerek beşeri bütün hukuk kuralları, insanın kendisi ile alakalı olduğu apaçık meydandadır.

Yüce Kitabımız Kuran’da Tahrîm Suresi 6. Ayeti Kerime’de “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.”
Yukarıdaki Ayeti Kerime ailenin korunmasını bizatihi ferdin üzerine sorumluluk olarak yüklemiş ve bu konudaki sorumluluğun yerine getirilmediği taktirde “yakıtı insan ve taşlar olan ateşe atılacakları” ikazında bulunulmuştur.

Doğruya varmak, gerçeği bulmak için önce kendimizi muhasebe etmeye çalışalım dilerseniz.
Aile kurumunun reisi konumuna ister anneyi, ister babayı koyunuz, çocuklar her ikisinin ortak çabası ile meydana gelmiş ve yine ortak çabalarıyla hayatiyetleri devam ettirilmek durumundadır. Aile içindeki düzenden, çocukların mesleki, dini-ahlaki eğitiminden her ikisi de ortak oranda sorumludur…

Buraya kadar aktarılan bilgilerde bir sorun yoktur ancak uygulama noktasında sorunlar başlamaktadır…
Aile içinde annenin görevi başkadır, babanın görevi başkadır. Birbirinin görev alanlarını ihlal de sorun çıkarır, ihmal de…

Aile içi eğitimde kimi aileler şiddetten yana, kimi aileler hoşgörü ve yumuşaklıktan yana tavırlar sergilerler.
Kimi aileler ceza ve mükafattan yanadırlar.
Kimi aileler vurdumduymaz. 
Kimi aileler çocuklarından habersizdirler, herkes kendi halindedir, başkasının haliyle ilgilenecek zaman dahi bulamazlar…

Burada önemli olan; neyin, nerede, ne zaman, yapılması gerektiği konusunda şuurlu davranıştır. Yani her şeyde orta yol; ne ileri ne geri…
Ölçü, ölçü, ölçü…

Yapılacak iş bellidir. Öncelikle ailenin ve aile bireylerinin korunmasını gerek insani, gerek ahlaki, gerekse de dini bir vecibe olarak görüp herkes kendi üzerine düşen görevleri yerine getirmesi lazımdır. İş hayatı ne kadar yorucu, sorunlar ne kadar sıkıcı, maddi imkanlar ne kadar yakıcı olursa olsun; ailesinden sorumlu herkes aile bireylerine mutlaka zaman ayırmak zorundadır.

Eve gelişle başlayacak süreç, aile bireyleriyle şuurlu bir ilgilenme süreci olmalıdır. Selamlaşma, ilgi, sevgi, hoşgörü, tatlı davranışlarla fertler arasında sevgi bağları kuvvet bulmalı. Gün içerisinde yaşananlar paylaşılmalı, gerekli ders ve nasihatler çıkartılmalı, uyarılar yapılmalı, eksikler tamamlanmalı, evde geçen her zaman adeta uygulamalı eğitim olarak yaşanmalıdır…
Birkaç vakit namaz mutlaka evde cemaatle kılınmalı, yetişkinlere tavsiye edilmeli, küçük bebeler meydanda dolaşmalı, ibadetle çok küçük yaşlarda tanışmalı, anlamasa da görmeli, hafızasına kazınmalı…

“Yakıtı insan ve taşlar olan”
Cehennemden korunmak ve dünyada mutlu bir hayat sürmek istiyorsak eğer; evde bir hoş hava estirilmeli Cenetten…
Bakın o zaman hayat yaşanmaya doyulur mu?Tunalimsan