Posts from the ‘Kerbela’ Category

HZ. HÜSEYİN’İN TÜRK MİLLETİNE DUASI

10926420_1001439123217597_4759482962897561351_nİslam tarihinin en acı hadisesi hiç şüphesiz ki Kerbela olayıdır. Bundan 1331 sene evvel; iktidar hırsı yüzünden gözünü görmez, kulağını duymaz olan kalbi katranlaşmış Yezid, başlarında Peygamberin(SAV) Torunu Hz.Hüseyin’in bulunduğu topluluğu, bir yudum suya hasret bırakarak şehit etmiştir.

Elim Kerbela olayının vuku bulduğu 680 yılında, yeni yurtlar arama (Kızılelma) derdiyle Türkistan sahasından çıkarak Arap Yarımadasına inen ve İslam’la yeni yeni tanışan Türk Akıncıları, Arapların savaşacağı haberini alırlar ve muhkem bir mevkiden hadiseyi takip ederler. Binlerce kişilik ordusuyla Yezid, 70 kişilik Hz.Hüseyin ve kandaşlarını çepeçevre sarmıştır. Türk Atlıları anlarlar ki; güçlüyle-zayıf, çoklukla-azlık, zalimle-mazlum karşı karşıyadır. Bir tarafta koskoca Emevi Ordusu diğer tarafta Peygamber torunu ve musayipleri, yol arkadaşları… Taraf olma gereği hissedeler ve saflarını belirlerler. Ne asabiyete ne mensubiyete bakarlar taraf olurken. Güç dengesine bakarlar ve Türk Olmanın gereğidir deyip, mazlumdan yana saf tutarlar.

Takvimler Muharrem ayının 9’unu gösterirken yedi Türk Akıncısı bu bela meydanından Hz.Hüseyin’i almak üzere binerler atlarına. Hz.Hüseyin susuzluktan tükenmek üzeredir Türk Yiğitlerini karşısında gördüğünde. “Sizi Azerbaycan’a götürelim” teklifini tereddütsüz reddeder. Çünkü bu yola dönmemek üzere çıkmıştır ve şahadeti kovalayacaktır. Ancak gelen yiğitlerden bir isteği olur Peygamber Torununun. “Oğlum Zeynel Abidin” der “çok hasta, alın götürün Onu buradan, size emanettir.”

Yedi Türk akıncısı yanlarına Zeynel Abidin’i de alarak yıldırım gibi yol alırlar Emevi Ordusunun barikatını yararak. Hz. Peygamberin sevgili torunu, Allah’ın Aslan’ı Âlimler Şahı Hz.Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ellerini Arş-ı A’la’ya kaldırır ve “YARABBİ BU YEDİ YİĞİDE, YEDİ DEVLET NASİP EYLE…”

Zaten bu olaydan sonraki gün Hz.Hüseyin ve yol arkadaşları şehit edilerek Rahmet-i Rahman’a kavuşmuşlardır.

Bu yiğitler, Türkistan sahasında gözleri gibi baktıkları Zeynel Abidin’i, kargaşa ortamının durulduğundan emin oldukları ve emanete halel gelmeyeceğini anladıklarında Mekke’ye geri götürmüşlerdir.

Bugün Türkistan sahasından Balkanlara uzanan coğrafyada hür ve bağımsız yedi Türk Devleti mevcuttur. İşte bu yedi devletin yedi bayrağı, Hz.Hüseyin’in duasının kabulünün delili olarak semalarda dalgalanmaktadır.

Bağımsız Türk yurtlarını düşününce elbette Esir Türk illerini de düşünmeden edemedim. Hz. Hüseyin’in duası, Bağımsız Türk Devletleri ve esir Türk Yurtlarını düşününce aklıma Oğuz Kaan’ın Türklük duası geldi. Yazımı Oğuz Ata’nın duasının son bölümüyle bitireyim istedim: “Ulu Tanrı! Güzel Tanrı! Gök Tanrı! TÜRKÇE konuşulan, TÜRK’e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK’ün hükmü altında bırak!

Ehlibeyt’e ve Ehlibeyt’i sevenlere selam ile…

TANRI TÜRK’E YAR OLSUN…
H.Alperen BURAK
alperenburak67@hotmail.com

İmam Hüseyin Efendimizin şehadeti

yeni141fsProf. Dr. Haydar Baş

Bugün İmam Hüseyin Efendimizin Kerbela toprağında şehit edildiği gün. Muharremin 10’u, İslam âlemi için büyük bir matem günüdür.
10 Muharrem günü, İslam tarihinde insanlığın kurtuluş günü olarak geçer. Yani, kan dökülmez ve cana kıyılmaz bir gündür.
Bir karıncanın dahi incitilmemesi gereken böyle kutsal bir zamanda, Hz. Peygamberin “oğlum” dediği insan katledilmiştir.
Ehl-i Beyt’i gönüllerden silmenin politikası olarak İmam Hüseyin Efendimizin yasını tutmak, O’nun şehadetine ağlamak bazı çevrelerde eleştirilmektedir.
Oysa, İmam Hüseyin’in yasını tutmanın fazileti pek büyüktür.
İmam Bakır (as) şöyle buyurmuştur:
“Taraftarlarımıza İmam Hüseyin’in (as) makberine ziyarete girmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin İmam Hüseyin’in makberini ziyaret etmesi gereklidir.” (Kamilu’z-ziyaret, sayfa 101)
İmam Hüseyin Efendimiz, Ehl-i Beyt’tendir.
Cenab-ı Hakk’ın (cc) Şura suresi 23. ayette, “De ki: ben bu peygamberliğime karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum” şeklinde, sevilmesini emrettiği beş mübarek kişiden biridir.
Hamse-i Al-i Aba altındadır. Temizliği, pak oluşu Tathir ayeti ile kesindir. Ahzâp suresi 33. ayette şöyle buyrulur: “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
Esasen, İmam Ali Efendimizin hilafetine karşı duruşla başlayan süreç, daha sonra İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve katledilmesi, Kuran’ı Kerim’de Ehl-i Beyt hakkında emredilen ayetler ışığında değerlendirilmelidir.
Yani, pak Ehl-i Beyt soyuna karşı kuşanılan kılıç, aslında Ehl-i Beyt düşmanlığındandır.
Ehl-i Beyt’e olan düşmanlık, nasp edilmiş imamın elinden makam hırsıyla hilafetin alınmasına ve bu pak neslin koltuk endişesi ile katledilmesine neden olacaktır.
Oysa, İmam Ali Efendimiz ve O’nun soyundan gelen 11 masum imamın imameti hakkında Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Selman-ı Farisi şöyle anlatıyor: “Allah Resulü’nün (sav) Hüseyin’i (as) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, O’nu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:
“Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah’ın hüccetisin ve Allah’ın hüccetinin oğlu ve Allah’ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (İmam-ı Zaman) olacaktır.” (Maktel-i Harezmi)
İmamlar hakkındaki bu hakikatin gizlenmesi, koltuk uğruna Allah’ın muradının hiçe sayılarak ayete ters hareket edilmesi, İslam tarihinde önüne geçilemez bir sapmaya neden olmuştur.
İmam Hüseyin Efendimizin döneminde halife koltuğunda oturan Yezid’i ele alalım:
İmam Hüseyin’in (as) hakkı olan hilafet, Yezid tarafından gasp edilmişti.
Yezid, şaraba düşkün, maymun ve köpeklere meraklı bir kişi idi. Kendi aile efradı ile ilişkiye girebilecek bir ahlaka sahipti. Halifelik yaptığı 3 yıl içerisinde Resulullah’ın (sav) “oğlum” dediği İmam Hüseyin’i (as) ve ailesini şehit etmiş, Medine halkını kılıçtan geçirmiş ve Allah’ın evi Kâbe’yi yaktırmıştır.
Yani Yezid’de İslam ümmetine halife olacak özellikler mevcut değildi.
Kendisinden biat istediğinde İmam Hüseyin, ümmetin bu gerçeği görmesi, İslam çizgisinden sapmaların durması ve en önemlisi, halifelik kendine Allah tarafından verilmiş bir hak olduğu için kıyam etmiştir.
Biat etmeyerek Medine’yi terk etmiştir. İmam Hüseyin’in (as) Yezid’e biat etmemesi ile kıyam başlamıştır.
Medine’den ayrılırken, Ümmü Seleme annemize şöyle buyurur:
“Yüce Allah, benim öldürülmüş, kurban edilmiş, haksız yere ve düşmanca katledilmiş olmamı dilemiştir. Ailemin, kafilemde yer alanların ve kadınlarımın dört bir yana dağılmasını, küçücük çocuklarımın mazlum olarak kılıçtan geçirilmesini, tutsak edilip zincire vurulmalarını, yardım istedikleri halde yardımcı bulamamalarını dilemiştir.” (Bihar’ul Envar, c.44, sayfa 331)
Neden kıyam ettiğini şöyle açıklamıştır:
“İmam, Medine’yi terk ederken, Mekke’ye gelmeden kardeşi Muhammed b. Hanefiyye’ye bir vasiyette bulunmuştur. Bu vasiyette şehri terk etmesi ile ilgili olarak şunu yazar:
“…ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufu emir, münkeri nehy etmek, ceddim Resulullah ve babam Ali b. Ebu Talib’in yolunu ihya etmek için kıyam ettim.” (Maktel-i Harezmi, c.1, sayfa 188)
Öyleyse İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve şehadeti, sadece halifeye yapılan bir başkaldırı olarak asla değerlendirilemez.
O’nun şehadeti, Ehl-i Beyt düşmanları ile sevenlerini bugüne kadar ayıran büyük bir olaydır.
Öleceğini bilerek, kanı ile verdiği mücadele, Ehl-i Beyt sevenlerinin gönüllerinde, dillerinde ve kalemlerinde bugüne kadar yaşatılmış; bu sayede Ehl-i Beyt’in mağduriyeti günümüze kadar unutturulmamıştır.
İmam Hüseyin, doğumu Hz. Peygamber tarafından annesi Hz. Fatıma’ya müjdelenen, adını bizzat Cenab-ı Hakk’ın koyduğu mübarek kişidir.
Doğduğunda süt emmeyen Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber’in parmağını emerek beslenmiştir.
Böylece Hüseyin’in eti peygamberimizin etinden, kanı da peygamberimizin kanından beslenerek gelişmiştir.
Ebu-l Müeyyid Harezmi, “Maktel-ül Hüseyn“ adlı kitabının 163. sayfasında şöyle naklediyor:
“Hz. Hüseyin’in (as) doğumundan bir sene sonra on iki melek Resulullah’a (sav) nazil olup şöyle dediler:
“Kabil’in, Habil’in başına getirdiği şeyin aynısı oğlun Hüseyin’in başına gelecek; Habil’e verilen sevabın aynısı Hüseyin’e (as) verilecek; devamla şöyle diyor: ‘Kabil’e verilen azabın aynısı da Hüseyin’in katiline verilecektir.
Gökteki bütün melekler Resulullah’a (sav) nazil olarak baş sağlığı diliyorlar, Hüseyin’in (as) şehit düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı.”
Resulullah da (sav) şöyle dua ediyordu:
Allah’ım Hüseyin’e yardımda bulunmayanları zelil et, O’nu öldürenleri öldür ve onları dileklerinden mahrum kıl.”
O’nun ölmesini emreden en başta Yezid’dir.
Kufe Valisi Ubeydullah b. Ziyad ve İmam Hüseyin Efendimizin karşısına gönderilen 30 bin kişilik ordunun komutanı Ömer b. Sad da aynı günahı taşımaktadır.
75 kişilik nur kafilesi karşısındaki 30 bin kişilik Yezid ordusu, küfrün iman karşısındaki korkusundan başka bir şey değildir.
Kufe’den gelen “başımıza geç” taleplerine karşı sessiz kalamayan İmam, 75 yareni ile Kufe’ye doğru yol alırken Şeraf denilen yerde Yezid’in ordusu ile karşılaşır.
O’nu öldürmeye gelen ordu namaz için Hz. Hüseyin’i imam seçer. O’nun arkasında namaz kılarlar.
Tasua günü denilen Muharremin dokuzunda İmam Hüseyin bir rüya görür ve O’nu kardeşi Zeyneb’e şöyle anlatır:
“Bu uykudan sonra Resulullah’ı bir grup ashabı ile beraber gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Sen bu ümmetin şehidisin, göklerin ve en yüksek semanın ehli, senin gelmeni birbirlerine müjdeliyorlar.” (Maktel-u Harezmi, c.1, sayfa 252)
İmam Hüseyin Aşura sabahı Ömer b. Sad komutasındaki orduya bir konuşma yaparak onların üzerindeki hüccetini tamamlamıştır. Bu konuşmada, kendinin ve Ehl-i Beyt’in Cenab-ı Hak nazarındaki konumunu hatırlatmış ve Yezid’in ordusunun yapacağı yanlışı ikaz etmiştir.
İmam, konuşmalarından etkilenmeyen ve kendisini öldürmek için bekleyen kalabalık için, ellerini açarak şu duayı yapmıştır:
“Allah’ım! Biz peygamberin Ehl-i Beyt’i, O’nun torunları ve yakınlarıyız. Allah’ım bize zulmeden ve hakkımızı gasp eden kimseleri zelil ve mahvet!” (age, c.1, sayfa 249)
İmam’ın çadırlarına ilk oku Ömer b. Sad atmıştır. Bundan sonra, 72 yareni ile İmam Hüseyin’in şehadete yürüdüğü anlardır.
İmam Hüseyin verdiği eşsiz mücadelenin ardından Cuma günü öğleden sonra şehit edildi. Şehit edildiğinde elli yedi yaşındaydı.
“Şehadet anında vücudunda otuz üç mızrak yarası ve otuz dört kılıç darbesi vardı.” (Taberi, c. 6, sayfa 260)
Allah şefaatine nail eylesin… Prof. Dr. Haydar Baş

SELAM OLSUN KERBELA ŞEHİTLERİNE VE İMAM HÜSEYİN’E

SELAM OLSUN KERBELA ŞEHİTLERİNE VE İMAM HÜSEYİN’E
Müslim, Kufe’ye vardı. Onun Kufe’ye gelme haberi, şehirde yayılınca on iki bin kişi, diğer bir görüşe göre ise on sekiz bin kişi onun vasıtasıyla İmam Hüseyin (a.s)’a biat ettiler. Müslim, durumu Hz. Hüseyin’e bildirerek İmam’ın Kufe’ye gelmesini istedi. Ancak çeşitli sebeplerle Hz. Hüseyin’e biat edenlerin bir kısmı şehit edildi birçoğu da korkularından dolayı döndüler. Her şeye rağmen Hz. Hüseyin çıktığı yoldan geri dönmedi.

Ömer bin Sa’d, Aşura gününe üç gün kala, İmam Hüseyin (a.s)’ın kafilesinin suya ulaşmaması için beş yüz süvariyi Fırat nehrini korumaları için görevlendirdi. (Bakar mısınız manzaraya; bir dünyaya yetecek Fırat nehrinden bir damla suyu bile çok gören mantık…)

Muharrem ayının dokuzuncu günü Hz. Hüseyin (a.s) ve ashabı, düşman tarafından ablukaya alındılar…

Nihayet “Aşura” günü Ömer bin Sa’d, otuz bin savaşçıyla saldırıyı başlattı. Otuz iki süvari ve kırk piyadeden oluşan Hz. Hüseyin (a.s)’ın ordusu, onların saldırıları karşısında korkusuzca direnip, yiğitçe savaştılar; hem şehit verdiler ve hem de onlardan öldürdüler.

Hz. Hüseyin (a.s)’ın ashabının hepsi şehit olunca, sıra İmam (a.s)’ın kendi ailesine geldiler savaş meydanına çıktılar, yiğitçe savaştıktan sonra onlar da şahadet şerbetini içtiler.
“Aşura” günü nihayet İmam Hüseyin (a.s) da o zalimlerin eliyle feci bir şekilde şehit edildi.

Çocuklarından Ali Ekber ve Abdullah babalarının yanında şahadete erişmiş ve savaştan kurtulan İmam Zeynel Abidin (a.s) da Müslüman’ların dördüncü İmam’ı olmuştur.

Bizler sadece birkaç sahnesini dikkatlerinize sunmakla Kerbela faciasında yaşananlardan bir nebze vicdanlarınıza bilgiler sunduk.

Şimdi yazımızın başına dönersek, Kerbela insanlığın sınavı olduğunu, dünya menfaati uğruna hırsa bürünen kimselerin, ne kadar korkunç bir çehreye bürünebileceklerini siz değerli dostların idraklerine sunmak istedik.

Umudumuz o dur ki hem gerekli dersler çıkarılsın, hem de O yüce şüheda Ehlibeyt kervanından şefaat talebinde bulunmaya bir nebze yüzümüz olsun.
Selam olsun Kerbela şehitlerine selam olsun imam Hüseyin’e!

HER GÜN AŞURA HER YER KERBELA
 
 

O gün, batıl bütün şaşaası, cahilleri hayrete düşüren bolluğu, zayıf imanlıları korkutan kudreti ve nihayet, hakkı hor gören gururuyla, hakkın karşısına dikildi. Batıl taraftarları, hakka galip gelebilme ümidiyle sevinç sarhoşluğunun doruğunda ve bütün hakikatlere kör kesilmiş vaziyette, şer naralarıyla coşmuşlardı. Hakkı yıkabilme ümidi batıl cephede bir kez daha güç kazanmıştı. Her şey görünüşte   hakkın aleyhineydi. Hak olabildiğince mazlumdu ve hak taraftarları olabildiğince garip ve yalnızdılar. Karanlık, güneşi dört bir yandan çepeçevre kuşatmıştı. Güneşin kanı akıtılacaktı.

Ne oldu? Hak mağlup düştü mü? Güneşin kanı akıtıldı mı?

Evet, güneşin kanı akıtıldı, ama hak mağlup düşmedi! Çünkü hak, kanla ayakta kalır. Hak, kanı aktıkça  dirilir. Güneşin kanı aktı ama  batmadı; daha da parladı, bütün karanlıklara ulaşabilir oldu.

Kılıç keskindi, güçlüydü, gururlu ve kendinden emindi. Bol bol kan akıttı, nice yaralar açtı; hem tenlerde, hem yüreklerde, hem bedenlerde hem gönüllerde. Kollar kesti, başlar ayırdı, analar ağlattı, yetimler inletti.

Ama akıbet ancak hakkın ve hak taraftarlarının olabilirdi. Sonuçta yükselen hak oldu, batan da batıl. Kan coştu ve nice durgun denizleri coşturdu. Kan kılıca galip geldi;  kılıç kırıldı, kan ise ebedîleşti, dillere düştü gönüllere yerleşti. Hak, batılın bir defa daha hiç olduğunu ispatladı.

Batıl elbet yine dönecek, yine hakkın karşısına dikilecekti, yine hakla batıl karşı karşıya gelecekti. Yine Aşuralar  Kerbelalar sürüp gidecekti .

                    TEMSİLİ RESİMLERLE KERBELA OLAYI   

Ubeydullah Bin Ziyad’ın adamları Hz. Hüseyin (a)’in elçisi Müslim’i kaleden aşağı atamak üzereyken.

Hz. Hüseyin (a) Kerbela’ya doğru hareket etmekte olan kervana öncülük ediyor.

Hz. Hüseyin Beni Esat kabilesiyle sohbet etmekte.

Hz. Hüseyin (a) savaştan önce Ömer Bin Sa’d’ın ordusuyla konuşup onlara nasihatte bulunuyor.

Hz. Hüseyin (a) tövbe edip kendisine katılan Hürr’ün biatini kabullenirken.

Hz. Hüseyin şehitlerden birinin cesedini kadınların çadırına getiriyor.

Düşmanlarla savaş sahnesi.

18 yaşındaki, Peygamber efendimize (s) çok benzeyen Hz. Ali Ekber’in başı babası Hz. Hüseyin’in (a) dizi üstünde.


Hz. Hüseyin’in (a) fedakar kardeşi Hz. Ebulfezl Abbas Fırat nehri başında. (Abbas (a) kardeşinin susuzluğunu hatırlayarak su içmemiş susuz şehid edilmiştir.)

Hz. Hüseyin (a) küçük yavrusu Ali Asgar için Ömer Sa’d ordusundan su istiyor ve onlar bu isteğe masum bebeğin boğazına ok saplayarak cevap veriyorlar.

 Kaynak:ehlibeytsevdasi.yoo7.com/