Posts from the ‘X Kuran-ı Kerim’ Category

Allah Resulünün hadisinde fitne dönemi

Prof. Dr. Haydar Baş                                                                                                                                                                                   Ankebut Sûresi’nin 2. ayeti yani, “İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demekle bırakıverileceklerini mi sandılar?” ayeti nazil olduğunda Hz. Ali Efendimiz, “Resûlullah aramızda iken imtihan edilmeyeceğiz” diye anladım buyurur ve ayette geçen imtihanı kendilerine sorar. 
Hz. Peygamber’e (s.a.v.), “Ey Allah’ın Resûlü, Yüce Allah’ın Sana haber verdiği bu imtihan nedir?” diye sordum.
“Ey Ali! Ümmetim Benden sonra imtihan edilecek” dedi.
“Ey Allah’ın Resûlü! Uhud Savaşı’nda Müslümanlardan şehit olanlar şehit olduğunda, şehadet Benden uzaklaştırılınca ve bu bana ağır gelince, ‘gözün aydın şehadet arkandadır’ demediniz mi?” diye sordum.
Bana, “Bu böyle olacak, o durumda nasıl sabredeceksin?” dedi.
Ona, “Ey Allah’ın Resûlü! Bu sabrın değil, müjde ve şükrün zamanıdır” dedim.
Hz. Peygamber, “Ey Ali! Topluluk mallarıyla sınanacaklar, dinleri ile Rablerine minnet edecekler, O’nun rahmetini umacaklar, O’nun gücünden emin olacaklar. O’nun haram kıldığını yalancı şüphelerle ve gaflete düşürücü arzularıyla helal kılacaklardır” buyurdu.
“Ey Allah’ın Resûlü, bu durumda onları hangi konumda değerlendireceğim. İrtidat konumunda mı yoksa fitne konumunda mı?” diye sordum.
Allah Resûlü bana, “Fitne konumunda” buyurdular. (İmam Ali, Prof. Dr. Haydar Baş, s.1104). 
İslam âlemi bugün Hz. Peygamber’in, “fitne konumu” olarak buyurduğu üç hali de yaşamaktadır.
Ve Ankebut Sûresi’nin 2. ayetine göre, sadece ‘inandım’ demek yeterli olmayacak, Müslümanlar bu fitne ortamında deneneceklerdir.
Müslümanlar malları ile sınanmaktadır.
Bugün malımızı; hayra mı, harama mı gittiğine bakmadan harcamaktayız. Helal-haram kavramı her konuda kalkmıştır.
Hele hele Arap İslam ülkelerinin paraları Müslüman kardeşini öldürmek maksadıyla Batı’nın silah sanayiine gitmektedir.
İbadetimiz neredeyse
kalmamıştır.
Namaz kılanlar azalmış, oruç tutanlar parmakla gösterilir haldedir.
Allah rızası istikametinde bir yaşam çizgisinden
maalesef toplum olarak uzaklaşıyoruz.
Hadiste beyan buyrulduğu gibi fitne döneminde haramlar helal yapılmıştır.
Domuz eti haramdır, ülkemizde market reyonlarında satılır hale gelmiştir.
Faiz haramdır; hacı amcalar faiz ile sofralarına ekmek götürmektedir.
Zina haramdır; artık suç dahi sayılmamaktadır.
Müslümanın Müslümana kanı haramdır; İslam dünyasında silahlar birbirine dönmüştür, akan kan kimsenin umurunda değildir.
Hal böyle iken, idrak edeceğimiz Kadir Gecesi fitnelerden kurtulabilmemiz, iman imtihanını vereceğimiz bir ömür geçirmemiz için dua etmemize vesile büyük bir gecedir.
Nefsimizin, ailemizin, milletimizin ve İslam âleminin fitnelerden kurtuluşu için yapılacak duaları Cenab-ı Hak (c.c.) kabul eylesin.               Prof. Dr. Haydar Baş

Kur’an istismarı duvara toslar!

Emine Bayraktar

“İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin / Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için” diyordu milli şairimiz Mehmet Akif.

Girişimizi Akif’in Kur’an’a bakışıyla yaptık, Kur’an’la devam edelim…

Seçimler yaklaşınca iktidar cenahı eline Kur’an aldı, meydanlara çıktı. Dillerinden ve ellerinden Kur’an eksik olmayarak meydan meydan dolaşıyorlar. Muhalefeti sürekli eleştiriyorlar. İnsana sorarlar; “Kınadığınız partilere, şahıslara Kur’an’ı örnek gösteriyorsunuz da sizler Kur’an’ı örnek alarak ne yaptınız? Siz, kendiniz, Kur’an ahlakı ile ahlaklandınız mı?”

Ellerindeki Kur’an, acaba eksilen oyların telaşı yüzünden mi?

Bir elinizde Kur’an varken diğer elinizle Kur’an’ın hangi hükümlerini elinizin tersiyle ittiniz ona bakalım.

Kur’an “Zinaya yaklaşmayın, zira o pek çirkindir”(İsra/32)” derken siz zinayı serbest bırakmadınız mı?

Kur’an’da 15 ayette zinanın haram kılındığı beyan edilirken siz zinayı suç olmaktan çıkartmadınız mı?

Sizin Kur’an’dan anladığınız, Kur’an’ın emirlerinin aksini hayata geçirmek mi? Söylemlerinizin tam tersini yapmak mı?

Kur’an ahlakı bu değildir!

Domuz etini kasaplık et statüsüne koyduğunuzda elinizdeki Kur’an’da bunun aksi söylenmiyor muydu?

Kur’an apaçık bir kitaptır. Her konuda her işte bize rehber olan bir kitaptır.

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftiraya uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat ederlerse onların biatlerini al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”(Müntehine/12)

Kur’an’da hırsızlıkla ilgili 6 ayet geçiyor. Özellikle bakanlara tavsiyem bakara-makara demek yerine o Kur’an’ın sayfalarını açıp ne yazdığını bakmaları gerekirdi.

Hükümetin yolsuzluk ve hırsızlık iddialarının üzerine Kur’an’ın buyruğu gereğince gitmesi gerekirdi.

Çalınanlarda tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu düşünerek, bütün hırsızlık iddialarının üzerine gitmesi gerekenler, bunu yapmayarak ellerindeki Kur’an’a ters düştüler.

Bu ülkenin, yoksullarının, yaşlılarının, çaresizlerin, yetimlerinin hakkının gasp edilmesi, Kur’an’ın hiçbir yerinde yoktur. Tam tersine dinimiz İslam, yetimin hakkının gözetilmesini emreder.

Kur’an-ı Kerim’de doğrudan ya da dolaylı olarak 21 ayetinde “yetimin hakkının gözetilmesi” emredilir.

“Doğrusu yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar, alevli bir ateşe gireceklerdir.”

Gerçek Kur’an’ın ölçüleri böyle. Allah’ın Resulüne indirdiği “gerçek Kur’an” böyle diyor. Siyasilerin kendi menfaatleri için meydanlarda ellerine aldıkları “kitapta” ne yazıyor bilemiyoruz!

Meydanlardaki Kur’an, Allah’ın indirdiği Kur’an değildir.

Resulünün anladığı ve yaşadığı Kur’an değildir.

Ne Yüce Kur’an böyle emretmiştir, ne de Kur’an’ın canlı örneği olan Allah’ın Resulü böyle yaşamıştır.

Bunun Kur’an ahlakı olmadığı kesindir de hangi dinin ahlakı olduğuna dair yorumları size bırakıyorum.

Bir taraftan İslam’ı kullanacaksınız diğer taraftan İslam’ın içini boşaltacaksınız; kimliklerden din hanesini kaldıracaksınız, din dersi kitaplarında kelime-i tevhitten “Muhammedun Reslulullah”ı kaldıracaksınız, yolsuzluğa bulaşmış bakanlara hesap sormayacaksınız, hukuk ve adalete uymayacaksınız, kendi adaletsizliğinize adalet diyeceksiniz, evlatlarınızı hukuk dışına kaçarak aklayacaksınız, “insanların günah işleme özgürlüğü var” diyen zavallıları yanı başınızda tutacaksınız sonra da Kur’an ahlakından bahsedeceksiniz!

Kur’an’ı elinizden düşürmeyeceksiniz!

Allah’ın öyle bir “denetleme sistemi” var ki, ne yaparsanız yapın, O’nun ilahi adaletinden kaçamazsınız.

O Yüceler Yücesi, adalet sahibi olan Allah’tır.

“İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin,

Üç beş siyasetçinin, siyasi rantı için!” Emine Bayraktar-Meltem Haber

Prof. Dr. Haydar Baş Mirac mucizesini anlattı

Prof. Dr. Haydar Baş Mirac mucizesini anlattıPeygamber efendimizin Kâbe’den mescidi aksa’ya götürülüp oradan da 7 kat göğe yükseltildiği ve yüce Allah’ın huzuruna çıkarıldığı manevi değeri oldukça büyük bir gece. Bağımsız Türkiye Partisi Lideri tüm detayları ile Mirac mucizesini yazdı.

İslam âlemi Recep ayının 27. gecesini Miraç Kandili kabul etmektedir.

Miraç, Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biridir.

Peygamberimiz (sav) bir gece Mescid-i Haram’dan alınarak, Mescid-i Aksa’ya kadar götürülüp, oradan göklere çıkarılmış, ilahi ayetler kendisine gösterildikten sonra alındığı yere yatağının sıcaklığı soğumadan tekrar geri getirilmiştir.

Resulullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya olan yolculuğu İsra, oradan semaya huruç edişine Miraç adı verilir.      

Kuran-ı Kerim’de bu mucize şöyle anlatılır: “Mümtaz kullarını, ayetlerimizden bazısını kendisine gösterelim diye bir gece Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya kadar götüren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir, eksikliklerden uzaktır. Her şeyi işiten ve gören O’dur.” (İsra, 1)

Miraca yükselmeden önce Hz. Cebrail gelerek, Resulullah’ın kalbini zemzemle yıkamış; içini hikmet ve iman nuruyla doldurmuştur.

İnşirah-ı sadr olarak bilinen bu mucize bir sefer de çocukluk yıllarında uygulanmıştı.

Cebrail, Burak’ı hazır bulundurmaktadır.

Burak Allah elçisini görünce şaha kalkar.

Hz. Cebrail, “Kendine gel ey Burak! Yemin olsun ki, haşir sabahına kadar Muhammed Mustafa kadar şerefli bir insan senin sırtına ne binmiştir, ne de binecektir” der.

Yıldırımdan hızlı bir yürüyüşle Allah Resulü, müminlerin ilk kıblegâhı olan Mescid-i Aksa’ya misafir edilir.

Fahr-i kâinatı, bu mekânda Allah’ın halili Hz. İbrahim, İsa Ruhullah, Musa Kelimullah ve insanlığın atası Adem Safiyullah efendimiz gibi pek çok peygamber karşılarlar.

Kutlu Elçi burada peygamberlere ve meleklere iki rekât namaz kıldırır.

Mescid-i Aksa’da Burak’ın görevi bitmiştir.

Bundan sonraki yürüyüş manevi bir vasıta ile olmuştur.

Peygamberimiz Cebrail ile yedi kat göğü geçmiş, bu seyir esnasında birinci kat semada Hz. Adem, ikinci kat semada Hz. İsa ve Hz. Yahya, üçüncü kat semada Hz. İdris, beşinci kat semada Hz. Harun, altıncı kat semada Hz. Musa ve yedinci kat semada Hz. İbrahim ile selamlaşmıştır.

Allah Elçisi öyle bir fezaya çıkarıldı ki, kaderleri yazan kalemlerin cızırtısı duyulmaktaydı. Ve nihayet Allah Resulü’nün önünde sitre-i münteha sahası açıldı.

Allah’tan başkasının bilmediği makamlar gösterildi.

Bu son noktadır.

Belki de bu saha, Hz. Muhammed için halk edilmiş, sadece Peygamberimiz için bir defaya mahsus olarak kullanılmıştır.

Bundan öteye Hz. Cebrail dahi geçemez.

Sidret’ül-Münteha’dan öteye yolculuk Refref ile yani muhabbetullah ile gerçekleşmiştir.

O bu seyirdeki vasıtaların zübdesidir.

Dost dostuna vasıl olurken artık yalnızdır.

Zat, sıfat ve esma tecellilerine muhataptır.

Hz. Peygamber, Miraç mucizesinin öncesinde tahammülü imkânsız çilelere maruz kalmıştı. İslam davasında yanındaki iki direği, Hz. Hatice’yi ve amcası Ebu Talib’i kaybetti.

Taif’te taşlandı.

Boykot, açlık sınırları zorluyordu.

Hz. Peygamber, Allah’ın rızası uğruna bu çilelerin hiç birinden yılmadı.

Tıpkı Miraç esnasında cennet ve cehennemi gördüğü halde onlara takılmadığı gibi…

Onun bu halini Cenab-ı Hak şöyle övmüştür: “Gözü ne şaştı, ne de haddi aştı. And olsun ki; Rabbinin ayetlerinin en büyüklerinden olanlarını gördü.” (Necm, 17-18 )

Bakara Suresi’nin son ayetleri, beş vakit namaz, Muhammed Ümmeti’nden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdeleri ile döndü dost meclisinden… (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmet’en lil Âlemin, c.1 )

Akıllara durgunluk veren, ruh ve beden bütünlüğü içinde gerçekleşen Miraç mucizesinde, “iki yay kadar yahut daha yakın oldu” (Necm, 8) şeklinde anlatılan ‘âşık’ın ‘maşuk’u ile buluşmasından sonra Hz. Peygamberimize cennet ve cehennem gösterilmiştir.

Hz. Cebrail ile birlikte cennetin kapısına varan Allah Resulü, gümüşten, inciden, yakuttan ve zümrütten olan cennet duvarlarını gördü.

Burada Resulullah, Allah’ın kendisi için yarattığı Kevser Havuzu’nu gördü.

Kevser sütten beyaz, baldan tatlı, kardan soğuk, miskten güzel kokuludur.

Cehennem de gösterildi, Allah’ın sevgilisine.

Orada azap çeşitleri gösterildi, kendisine.

İlk olarak karnı akrep ve yılanlarla dolu insanlar gördü, bunlar zekât vermeyenlerdi.

Başka bir kavmi, etleri dökülmüş kemikleri görünür bir halde buldu.

Elleri, ayakları ve dilleri kesilmiş bir haldeydiler. Cebrail, “Bunlar dünyada iken dilleriyle Müslümanlara eziyet ediyorlardı” dedi.

Bazı insanları kulaklarına eritilmiş kurşun dökülürken gördü.

Bunun etkisiyle beyinleri pişiyordu.

Bunlar çalgı dinlemeyi adet edinmiş kimselerdi.

Başka bir grup çok pis kokuyordu.

Yüzleri simsiyahtı.

Üzerlerinde ateşten elbiseleri vardı.

Cebrail, “Bunlar içki içenlerdi” buyurdu.

Bir grubun etleri ateşten bıçaklarla kesiliyor, parçalanıyor, sonra yeniden diriltiliyor ve tekrar kesiliyordu.

“Bunlar haksız yere Müslümanları öldürenlerdir” buyurdu, Hz. Cebrail.

Bu şekilde cehennemin azaplarını seyreden Resulullah dönüş yolculuğuna başladı. Müminlere en büyük hediye olan namaz ile…

Hz. Peygamber, Hz. Cebrail’e “Ya kavmim, beni tasdik etmezse” diyordu.

Endişesinde haklı çıktı.

Abdulmuttalib oğulları, İsra ve Miraç gecesinde Hz. Peygamberi yatağında bulamayınca aramaya kalktılar.

Allah Resulü, Ümmühani’nin evine dönünce başından geçenleri anlattı.

Ümmühani, “Bunu halka açma, onlar seni yalanlarlar ve üzerler” dedi.

O da Allah’a yemin olsun ki, ‘Bunu onlara anlatacağım’ diyerek, kararlılığını göstermiştir.

Allah Resulü, Kâbe’nin Hatim denilen yerine giderek, müşriklere başından geçenleri anlattı.

Deve ile en az iki ay süren bu yolculuğun yatağının sıcaklığı geçmeden gerçekleştiğine kimse inanmadı.

Allah Resulüne o anda Hz. Ebubekir inandı ve Sıddık unvanını aldı.

Etrafına toplananlar Beytü’l-Makdis ile ilgili sorular sordular ve Hz. Peygamber hepsini doğru bir şekilde cevapladı.

Yolda rastladığı bir kervandan su içmesini anlatması dahi müşrik mantığını ikna edemedi.

Miraç mucizesi, rüyada gerçekleşmiş olsaydı ne bu kadar itiraz alır, ne de kimsenin dikkatini çekerdi.

Bu öyle büyük bir mucizedir ki, Allah Resulü göğe ruh ve beden olarak yükseltilmiştir.

Miraç hadisesinin anlatıldığı İsra Suresi, müşriklere karşı son ihtar hükmündedir: “Ve onlar ki, ahirete inanmazlar, onlara elim bir azap hazırladık…”

İsra Suresi’nde beyan edilen ve insanlığın kurtuluş ve huzuru için bahsi geçen rahmani hükümler şöyleydi:

* Allah’a hiçbir şekilde şirk koşmayın,

* Akraba, yoksul ve yolda kalmışa yardım edin,

* Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin,

* Fuhuş ve zinaya yaklaşmayın,

* Haksız yere kimseyi öldürmeyin,

* Yetimlerin malına yaklaşmayın,

* Ahdinize sadık kalın,

* Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin

* Bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin,

* Yeryüzünde kibir ve gururla yürümeyin,

* İsraftan ve cimrilikten sakının.

Miraç, Allah’ın Peygamberine ayetlerini gösterdiği, âlemlere de ‘Benim Muhammed gibi bir kulum var’ diyerek, O’nu takdim ettiği olağanüstü bir haldir.

Allah Muhammed’i ile övünmektedir.

Ne mutlu biz Müslümanlara, Hz. Muhammed (sav) Efendimiz gibi bir peygamberin ümmetiyiz.

Allah şefaatine nail eylesin.

Prof. Dr. Haydar BAŞ / BTP Genel Başkanı

Her şeyden hesaba çekileceğiz

yeni141fsKıyametin kopması hak olduğuna göre, biz inananlar ahirete hazırlık yapmak, her an Allah’ın bizi gördüğü inancıyla yaşamak zorundayız. Cenab-ı Hakk’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiğine göre; “Şüphesiz ölüleri ancak Biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz) sayıp yazmışızdır.” (Yâsin: 36/12).
“Küçük-büyük her şey, satır satır yazılıdır.” (Kamer: 54/53).
Her şahsın yanında bulunan kayıt melekleri (Kiramen Kâtibin) amel, yani hesap defterine, yaptığı her işi kaydetmektedirler. O kayıt melekleri için Cenab-ı Hakk, “O muhafızlar değerli, şerefli kâtiplerdir” (İnfitar: 82/11) buyuruyor.
O şerefli kâtiplerin (Kiramen Kâtibin) kaydettikleri ahirette insana bildirilir:
“O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.” (Kıyâme: 75/13).
Ehl-i Sünnet ulemasının itikadına ve Ehl-i Beyt ekolüne göre; Mizan haktır. Allah-u Teâlâ’nın terazisi vardır. Bununla kıyamet günü, iyilikleri kötülükleri tartacaktır.
Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr’ın İbn Abbâs’dan (radiyallahu anh) şöyle bir rivâyetleri bulunmaktadır: “İman; Cennet’e, Cehennem’e, hesaba, Mizan’a ve iyisiyle kötüsüyle kadere iman etmendir.” (İmam Ahmed’in Müsned’inde, I, 318-9; IV, 129).
Peygamber Efendimiz Mizan için, “Terazi, Rahman ve Rahîm olan Allah Teâlâ’nın yed-i kudretindedir. Bazı kavimleri yükseltir, diğer bazı kavimleri de alçaltır” buyurdu. (Ömer Nasuhi Bilmen, 500 Hadis Tercüme ve İzahı; Camiu’s-Sagir, Darikutni).
Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de Mizan için şöyle buyuruyor:
“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.” (Enbiya: 21/47).
“O gün kimin ameli ağır gelirse işte o, hoşnut edici bir yaşayış içinde olur. Ameli hafif olana gelince, işte onun anası (yeri, yurdu) ‘Hâviye/kızgın ateş’dir.” (Kâria: 101/6-9).
Amelin ağır gelmesi; hayır ve iyiliklerin fazla olması dolayısıyla Allah’ın izniyle Cennet’e girmek demektir. Hafif gelmesi ise; hayır ve sevap kefesine konacak amelin azlığı veya bulunmaması demektir. Dolayısıyla Cehennem’i hak etmek demektir.
Peygamber Efendimiz dahi terazisinin ağır gelmesi için dua etmiştir.
Ümmü Seleme’den (radiyallahu anhâ) rivayetle;
“Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua etti: “Allah’ım! Ayağımı kaydırma, terazimi ağır eyle! Derecemi yükselt, namazımı kabul et, hatamı bağışla! Senden Cennet’in en yüksek derecelerini dilerim. Âmin!” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’ta; Heysemî, Mecma X, 176).
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: “Müflis kimdir, bilir misiniz?”
“Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır” dediler.
Şöyle buyurdu: “Gerçek müflis, kıyamet günü namazı, oruç ve zekâtı ile gelir. Diğer yandan, şuna hakaret etmiş, ona iftira atmış, berikinin malını yemiş, öbürünün kanını akıtmış ve falanı dövmüş olarak gelir. Yaptığı iyilik ve sevapları işte böylece ona buna dağıtılır. Borcu ödenmeden sevapları biterse, bu defa onların günahlarını kendisi yüklenecek, sonra da Cehennem’e atılacaktır.” (Müslim, birr ve’s-sıla 59, s. 1997 ve Tirmizî, 2418).

Yeni Mesaj Gazetesi

Yeliz Yücel

 

Mekke’nin 1930 yılındaki görüntüsü

Tarihi görüntülere tanıklık etmeye hazır olun.Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (SAV)’ın doğduğu yaşadığı İslam dininin kutsal şehri Mekke’nin 1930 yılındaki görüntüleri ortaya çıktı.Sosyal medyada yayınlanan tarihi görüntüler izlenme rekorları kırıyoryeni141fs

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

10155546_10153176129723066_1439191134233535112_nTÜM ARKADAŞ ve DOSTLARIMIN, YÜCE TÜRK MİLLETİMİN ve MÜSLÜMAN ALEMİNİN BAYRAMLARINI KUTLAR, KESİLEN KURBANLARIN ve YAPILAN HAYIR ve HASENATIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE, YÜCE RABBİMDEN, ZULÜM ve EZİYET ALTINDA Kİ TÜRK ve MÜSLÜMAN ALEMİNE YARDIMLARINI ESİRGEMEMESİNİ NİYAZ EDER, TÜRK ve MÜSLÜMAN ALEMİNİNDE AKLINI KULLANARAK, BİRLİK ve BERABERLİK YOLUNDA ADIM ATMALARINI, ZULMEDEN ZALİMLERİ İYİ TANIMALARINI, YAPILAN HATA ve YANLIŞLARI YAPANLARIN İSLAM DÜŞMANI OLDUĞUNU BİLEREK, DİNİMİZE YÖNELİK SUÇLAMALARDA BULUNMAMALARINI TEMENNİ EDERİM.

Adaletle hükmetmeyenin sonu helak olur

yeni141fsUğur KepekçiYasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanmasına adalet denilmektedir. Adaletin doğru işlemesi, konulan yasayla da doğru orantılıdır. Yasalar konurken insanın yaratılışını, niteliklerini, ihtiyaçlarını tanıyan bir otorite tarafından hazırlanmalıdır. Öyleyse, insanı tanımadan insana iyilik sağlanamaz.

O zaman adalet kavramını anlamanın ve uygulamanın yolu;  insanları ve kâinatı yoktan var eden Allah’ın(cc) buyruklarını yerine getirmektir. İnsanlar kendi akıl ölçüleriyle, kabiliyetleriyle, nefisleriyle yasa yapmaya kalkıştıkça adalet kavramı da yavaş yavaş yok olmaya yüz tutmuştur. Böylece insanlık da huzurunu, sağlığını ve birçok değerlerini kaybetmiştir.
Yüce Allah adaleti ayakta tutmamızı ve Allah için şahitlik etmemizi biz kullarından istemiştir:
“Ey iman edenler adaleti ayakta tutarak Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin, ana ve babanızın aleyhinde bile olsa (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adaleti yerine getirebilmek için hevâ ve hevesinize uymayın. Eğer eğri davranır veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa suresi / Ayet 135)
Yüce Allah hüküm sahiplerine de şu uyarıyı yapmıştır;
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisâ suresi / Ayet 58)
Bir başka ayeti kerimede de Allah(cc) adaleti, iyiliği, emredip hayâsızlığı yasaklayarak bize öğüt veriyor:
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. “ (Nahl suresi / Ayet 90)
Diğer bir Ayet-i Kerimede Allah(cc) işleri ehline vermemizi ve adaletle hükmetmemizi istiyor:
“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa suresi / Ayet 58)
Hz. Peygamber (s.a.a.) de adalet ve adaletle hükmedenlerin ahirette ne kadar yüce mertebelere erişecekleri hakkında birçok hadis buyurmuşlardır:
“Hükmünde, yönetimi ve velâyeti altındakiler hakkında adil davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır.” (Müslim, İmâre, 18).
“Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah’ın yüce lütfüne ve himayesine mazhar olacakların öncüleridir.” (Buhârî, Edep, 36)
Bugün dünyanın kan-ı revan, insanlığın perişan olmasının nedenlerine bakılırsa; adaletten, doğruluk ve iyilikten uzaklaşmaları sebebiyle olduğunu görürüz.
Çözüm: İnsanlığın huzuru, Allah ve Resûlünün emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve adaletle hükmetmekle mümkündür. U.Kepekçi-Yeni Mesaj