Ehl-i Beyt’in değeri

İnanan Müslümanlar içinde en üstün sınıf takva sahibi Ehl-i Beyt’tir.

Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizdir.
Cenab-ı Hak ayeti kerimede, “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzab, 33) buyurmuştur.
Yine “De ki: Ben bu (Peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiç bir ücret istemiyorum” (Şura, 23) buyurur.
Ehl-i Beyt’in üstünlükleri hakkında onlarca ayet ve yüzlerce hadis vardır.
Biz bu ikisini vermekle kifayet ediyoruz.
Bugün çeşitli bahaneler ile birliği bozulan, tevhid akidesinin manasını unutan İslam dünyasının tekrar bir ve beraber olması için tek payda ise Ehl-i Beyt’tir.
Birlik mayası Ehl-i Beyt, bilinçli bir şekilde gizlenmiştir. Hatta Hamse-i ali Aba hadisinde ısrarla altı çizildiği şekliyle 5 kişi olan Ehl-i Beyt’in içine Hz. Peygamber’in hanımları, Haşimoğulları, ümmetin tamamı dahil edilmek istenmiştir.
Ehl-i Beyt’in beş kişi ile sınırlandırılması, İslam’ın devamında üstlendikleri rol sebebiyledir.
Ehl-i Beyt, Cenab-ı Hak tarafından sevilmiş, seçilmiş ve üstün tutulmuştur.
Ehl-i Beyt’in üstünlükleri mübarek imamların döneminde de tartışılmıştır.
İmam Rıza Efendimiz ile Memun arasındaki bir münazarayı vermek istiyoruz.
Ayette geçen ‘temiz ıtret’ hakkında Halife Memun’un sorusuna İmam Rıza ayetlerle izah getirmiştir: “İmam (as):  Onlar Allah-u Teala’nın kendi kitabında şu şekilde vasfettiği kimselerdir: ‘Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt’ten  her çeşit günah ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.’ Yine onlar Resulullah ı haklarında şu şekilde buyurduğu kimselerdir: Ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve ıtretim olan Ehl-i Beyt’im.
Bilesiniz ki, bu ikisi havuzu başında Bana gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar. Öyleyse Benden sonra bu ikisi hakkında nasıl davranacağınıza dikkat edin. Ey insanlar! Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın zira onlar sizden âlimdirler.”
Alimler: “Ey Ebu’l Hasan! Acaba itret dediğin Al’nin kendisi midir yoksa diğer kimseleri de kapsıyor mu?”
İmam: “Onlar Al’in ta kendisidir”
Alimler: “Resulullah’tan: Ümmetim Benim Al’imdir” diye nakledilmektedir. Ashabtan inkâr edilemeyecek rivayetlerde Muhammed’in Al’i onun ümmetidir” denilmiştir.
İmam : “Bana söyleyiniz, acaba sadaka Al-i Muhammed’e haram mıdır?”
Ashab: Evet haramdır.”
İmam: “Sadaka bütün ümmete haram mıdır?”
Alimler: “Hayır.”
İmam: İşte ‘Al’ ve ‘ümmet’ arasındaki fark da budur. Yazık sizlere… Kuran’dan yüz mü çevirdiniz.”
Allah-u Teala yarattıklarından tertemiz olanları ayırdığında, mübarek ayetinde Peygamber’ine onlarla beraber lanetleşmeye gitmesini emrederek şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Artık sana gelen bunca ilimden sonra da gene bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da dua edelim ve Allah’ın lanetini yalancıların üstüne kılalım.” (Al-i İmran, 61) Bu ilahi emirden sonra Resulullah, Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i yanına aldı.  Ayette geçen kendimiz ve kendiniz ibaresinin anlamını biliyor musunuz?
Alimler: “Allah-u Teala onunla Peygamberin kendisini kastetmiştir.”
İmam: “Yanıldınız çünkü Allah-u Teala onunla Ali bin Ebu Talib’i kastetmiştir.”
Bir başka ayet: Peygamber itretinin dışında herkesi caminin dışına çıkardı. Bu duruma halk ve Abbas itiraz edip şöyle dediler. “Ey Allah’ın Resulü neden Ali’yi bırakıp da sizi çıkaran Ben değilim, bunu Allah böyle yapmıştır.”
Alimler: Bu söz Kuran’ın neresinde geçiyor?
İmam:  Allah şöyle buyuruyor: Musa’ya ve kardeşine Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın diye vahyettik.” (Yunus 87) Bu ayet Harun’un Musa’nın yanındaki ve Hz. Ali’nin de Peygamberin nezdindeki makamını beyan eder.”
İmam: “Resulullah (sav), ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır, ilmin şehrini dileyen onun kapısından geçmelidir, buyururken bizim bu mevkimizi kim inkâr edebilir?”
İmam: Başka bir delil de “Akrabalarının hakkını ver” (İsra, 26) ayetidir. Bu ayetten sonra Resulullah Fatıma’yı yanına çağırdı. Resulullah: “Şu Fedek savaşsız elde edilen ganimetler arasındadır. Bu yüzden Bana aittir. Başkalarının onda hakkı yoktur. Şimdi, Allah emrettiği için onu sana bağışladım. Öyleyse onu kendin ve evlatların için al.”
Başka bir ayet, Allah-u Teala’nın buyurmuş olduğu şu ayet: “De ki: sizden tebliğime karşılı bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak yakınlarıma sevgidir.” (Şura, 23)
İmam buyurdu: Başka bir ayet de: “Şüphe yok ki, Allah ve melekleri Peygambere salat ve selam ederler! Ey inananlar! Siz de ona salat edin ve selam verin.” (Ahzab, 56)
Ashab: “Ey Allah’ın Resulü, sana selam vermeyi biliyoruz da sana salat nasıl olur?” diye sordular.
Resulullah şöyle buyurdu: “Şöyle diyeceksiniz: Allahumme salli ala Muhammedin ve al-i Muhammed, kema sallayte ala İbrahime ve ala al-i İbrahim. İnneke hamidun mecid.” Allah’ım İbrahim’e ve Al’ine salat ettiğin gibi, Muhammed ve Al’i Muhammed’e de salat eyle. Şüphesiz sen hamid ve mecidsin.” Aranızda bu konuda bir ihtilaf var mı?
Oradakiler: ‘Hayır’ dediler.
İmam: “Anneleriniz, kızlarınız ve kız kardeşleriniz size haram kılındı” (Nisa, 23). Şimdi söyleyin, Resulullah hayatta olmuş olsa benim kızım ve oğlumun kızı ve yahut benim neslimden olan diğer kızlarla evlenmesi doğru olur muydu?”
Alimler: “Hayır, olmazdı” buyurdu.
İmam: “Eğer Resulullah sizin kızlarınızla evlenebilir miydi?”
Alimler: “Evet, evlenebilirdi” dediler.
İmam: “İşte bunun kendisi, benim O’nun Al’inden olduğuma delildir. Eğer siz O’nun al-inden olsaydınız, benim kızlarımın ona haram olduğu gibi sizin kızlarınız da ona haram olurdu.”
İmam: Allah “Ve ehline namazı emret ve kendinden de ona karşı sabırlı ol” (Taha 132). Resulullah bu ayetin nazil olmasından sonra 9 ay boyunca her gün beş defa namaz vakitlerinde Ali ve Fatıma’nın kapısına gelerek şöyle buyurdu: “Namaza! Allah size rahmet etsin! Allah-u Teala, Peygamber’in evlatlarından hiç birisine, bize ikram ettiği derece de ikram etmemiştir. Peygamberler ailesinden sadece bizi has kılmıştır.”
Burada Gadir hadisine de değinmek gerekir.
220 Sünni âlimin eserinde yer verdiği Gadir Hutbesi, Hz. Peygamber’in rıhleti ile sonra eren risalet kapısından sonra açılan velayet kapısının Hz. Ali Efendimiz ile devam ettiğini gösterir.
Veda Haccı’ndan dönerken Maide suresi 67. ayetin nazil olmasından sonra yapılan Hz. Ali’nin halife ilanı, ümmete halifenin tayininin Allah’ın emri ve Resulullah’ın sünneti ile yapıldığını göstermekteydi.
Hutbenin 6 yerinde Hz. Ali Efendimiz halife tayin edilmiştir.
Halife ilanının bitiminden sonra Maide suresinin “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak İslam’ı beğendim” 3. ayeti gelmiştir.
Denilebilir ki din, Hz. Ali’nin halife ilanı ile tamamlanmıştır.
Gadir hadisi, Ehl-i Beyt’i ümmetten ayıran en önemli hadistir. Zira Hz. Ali Efendimiz ile devam eden soyun ümmetin imamı olduğu ilanı Cenab-ı Hakk’ın emri ve Hz. Peygamber’in beyanın ile duyurulmuştur.
Yine Hz. Peygamber’in, “Biliniz ki, aranızda Ehl-i Beyt’imin misali, Nuh’un Gemisi gibidir, kim ona bindiyse kurtuldu ve kim de ondan ayrıldıysa boğuldu” şeklindeki hadisi meşhurdur.
Ehl-i Beyt ümmetin güvencesi, sığınacak limanıdır.
Resulullah buyurdu: “Yıldızlar yeryüzündekilerin -denizde- boğulmamalarını sağlayan yegâne güvencedir. Ehl-i Beyt’im de ümmetimin ihtilaflar karşısındaki yegâne güvencesidir.” (Müstedrek-i Hakim, c.3,sayfa 149)
Kısaca Ehl-i Beyt olan beş kişi ve onlardan devam eden soy ümmetten üstündür.    Prof. Dr. Haydar Baş

Lübnanlı heyetten Haydar Baş’a anlamlı ziyaret

Lübnanlı heyetten Haydar Baş'a anlamlı ziyaretLübnan’ın saygın âlimlerinden oluşan bir ilim heyeti BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ı İstanbul’da ziyaret etti. Lübnanlı ilim heyeti Ehl-i Beyt’e yapmış olduğu hizmetlerden dolayı Prof. Dr. Baş’a teşekkürlerini ifade etti

Lübnan’ın en saygın âlimlerinden rahmetli Ayetullah Fazlullah’ın âlim kadrosundan Seyyid Abdülkerim Fazlullah, Enerji Uzmanı Dr. Ahmed Reslan, Bilgisayar Mühendisi Hasan Haşim Bey’den oluşan heyet, Dünya Ehli Beyt Âlimleri Derneği Başkanı Hasan Kanatlı Bey’le beraber, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ı İstanbul’da ziyaret etti.

Görüşmede İslam coğrafyasında yaşanan sıkıntılar ele alındı. Heyet kaleme almış olduğu 14 ciltlik Ehli Beyt Külliyatı ve Ehli Beyt’e yapmış olduğu hizmetlerden dolayı Prof. Dr. Haydar Baş’a teşekkür ettiler.

‘BARIŞTAN YANAYIZ’

Karşılıklı sorulu cevaplı geçen konuşmada Lübnanlı ilim heyeti, İslam ülkelerinde şu anda egemen olan siyaset anlayışlarının, Yahudilerin ve İsrail hükümetinin çıkarlarına hizmet ettiğini dile getirdiler. Kendilerinin Lübnan coğrafyasında barış içinde yaşamak istediklerini ve kesinlikle savaştan yana olmadıklarını dile getiren Lübnanlı ilim heyeti, gerektiği anda ülkelerini savunmak için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü fedakârlığa katlanmaya hazır olduklarını ifade ettiler.

İSLAM’IN ÖZÜ EHL-İ BEYT’TİR

Prof. Dr. Haydar Baş’ın yapmış olduğu Ehli Beyt üzerine çalışmaların nasıl, niçin başladığını soran Lübnan’dan gelen heyete cevabı bizatihi Prof. Dr. Haydar Baş verdi. “Biz Alevileri, Ehl-i Beyt taraftarlarını siyasi çalışmalarımıza başlamadan önce yakinen tanıma imkânı bulamamıştık” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Siyasi parti olarak onların taleplerine cevap verebilmek için çalışmalar yaptığımızda Alevileri daha yakından tanıma fırsatı bulduk. İmam Ali eserimizi kaleme almaya başladığımda İmam Ali ile alakalı çok ezer yazıldığını düşünerek bunları toplamaya başladım. Baktım ki, İmam Ali’nin hayatı üzerine Türkiye’de yazılmış ciddi bir eser yok. Bundan sonra araştırmalarımı daha da derinleştirdim. İmam Ali eserini bitirdikten sonra Fatıma annemizin ve tüm Ehli Beyt imamlarının hayatını içeren Ehl-i Beyt Külliyatı olarak 14 tane eser yazdık. Zannediyorum 14 bin sayfalık bir eserdir bunlar. Bu eserleri yazarken bilgi sahibi olduk, burada ufkumuz açıldı. Gördük ki, İslam’ın özü Ehl-i Beyt’tir.”

HADİSLER 200 SENE SONRA TOPARLANDI

Görüşmede İslam dünyasında hadislerin derlenmesi konusunda da önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Baş, Peygamber Efendimizin hadislerin yazılması yetkisini sadece Hz. Ali’ye verdiğinin altını çizdi.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın da bu konuda Hz. Ali’yi öne çıkardıklarını kaydeden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Peygamberden tam 200 sene sonra hadisler tedvin edilmiştir. İmam Ali Efendimizden rivayet edilen hadisler ise Peygamber Efendimiz söylediği an, bizzat İmam Ali tarafından kaleme alınmıştır. İmam-ı Ali Efendimizin eserinde siyasi, sosyal, ahlaki, iktisadi konulardaki hadislere ‘Cami’ adı veriliyor, ceza hukuku konusundaki hadislere de ‘Cifr Kitabı’ deniyor. İmam-ı Cafer Efendimizin beyanına göre İmam Ali’nin yazdığı yüz binlerce hadis var.”

MEZHEP İMAMLARI EHL-İ BEYT’TENDİR

Lübnan’dan gelen ilim heyetiyle görüşmesinde İmamı Şafii’nin, İmamı Hanbel’in, İmamı Malik’in ve İmamı Azam’ın her zaman Ehl-i Beyt’i savunduklarını söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “İmamı Azam Ehl-i Beyt’tendir. Zaten İmamı Azam’ın hocası İmamı Cafer ve Muhammed Bakır’dır. İki büyük imamdan ders almış, sohbetlerine iştirak etmiş bir adamdır İmamı Azam.”

Gece geç saatlere kadar devam eden görüşmenin akabinde ziyaretlerinden dolayı Lübnan’dan gelen ilim heyetine teşekkür eden Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, heyet aracılığıyla Lübnan halkına selamlarını iletti.

YENİ MESAJ

Ehl-i Beyt-1

Prof. Dr. Haydar BaşSalât ve selam Peygamberimize (s.a.a.) ve O’nun Ehl-i Beyt’ine olsun.
Zübde–i Kur’an olan Peygamberimiz, Veda Haccı’ndan dönerken ümmetine şu ikazda bulunmuştur: “Size iki emanet bırakıyorum . Biri Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri Ehl-i Beyt’imdir. Bunlara sarıldığınız sürece hidayettesiniz.”
Öyleyse hidayet kaynağı, Ehl-i Beyt’tir.
Ehl-i Beyt Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın (cc) doğru, temiz ve sevilmesi şart olarak buyurduğu Peygamber ailesidir.
Bazıları, Hz. Peygamberin hanımlarının veya Haşimoğullarının Ehl-i Beyt içine girdiğini iddia etseler de, Ehl-i Beyt Hamse-i Ali Aba hadisinde Hz. Peygamberin beyan buyurduğu şekliyle; Peygamberimiz, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizdir.
Ehl-i Beyt hakkında Kur’an-ı Kerim’de onlarca ayet bulunmaktadır.
“Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya girişirse, de ki, ‘gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım’ ve sonra dua edelim de Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.” (Al-i İmran, 61) Bu ayetin nazil olmasından sonra Hz. Peygamber Necran Hıristiyanlarıyla karşılaşmaya Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i alarak gitmiştir.
Başka kimseyi almamıştır.
Hamse–i Ali Aba hadisine ve Al-i İmran 61. ayete göre Ehl-i Beyt hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sınırları ve adedi belli bu mübarek beş kişidir.
Ehl-i Beyt’i işaret eden diğer ayetlerden örnekler şöyledir:
“Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” (Ahzab, 33)
“De ki: Ben buna (peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiç bir ücret istemiyorum.” (Şura, 23)
“Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar.” (İnsan, 8)
“Topluca Allah’ın ipine yapışın” (Al-i İmran, 103)
İmam Caferi Sadık, “Allah’ın ipi biziz” buyurmaktadır.
“Ey inananlar! Allah’tan korkun, doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119)
Bu ayet hakkında İmam Muhammed Bakır şöyle diyor: “Yani Al-i Muhammed ile birlikte olun.”
“Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (Nahl, 43)
İmam Muhammed Bakır buyuruyor: “Bu ayet nazil olduğunda, İmam Ali buyurdu ki, “zikir ehli biziz; yüce Allah kitabında bizi kast etmiştir.”
“Sen ancak bir uyarıcısın, her toplumun ise bir yol göstericisi vardır.” (Rad, 7)
İmam Muhammed Bakır bu ayet hakkında şöyle diyor: “Uyarıcı Resulullah’tır. Bizden her zaman insanları Allah’ın peygamberinin getirdiği şeylere hidayet eden bir yol gösterici vardır. Resulullah’tan sonra yol gösterici Ali’dir ve O’nun ardından birbirinden sonra gelen vasilerdir.” (Ra’d, 7)
“O’nun tevilini Allah ve ilimde ileri gidenlerden başka kimse bilemez.” (Al-i İmran, 7)
İmam Caferi Sadık buyuruyor: “İlimde ileri gidenler, Emir’ül müminin Ali ve O’ndan sonra gelen imamlardır.”
“Allah ve melekleri Peygambere salât etmektedirler. Ey inananlar! Siz de O’na salât edin, içtenlikle selam edin!” (Ahzab, 56)
Resullah’a bu ayetle ilgili “sana nasıl salât edelim?” diye sorulduğunda şöyle buyurdu: “Şöyle deyin: Allah’ım, İbrahim’e ve Al-i İbrahim’e bereket verdiğin gibi Muhammed ve Al-i Muhammed’e de bereket ver. Doğrusu sen övülen ve ulusun.”
“Şüphesiz budur benim doğru yolum. Onu takip edin.” (En’am, 153)
“Ey inananlar! Allah’a ve Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” (Nisa, 59)
“Hak, hidayet yolu göründükten sonra, her kim Resulullah’a muhalefet eder ve müminlerin yolundan saparsa onu cehennem ateşi ile yakarız.” (Nisa, 115)
“Bizi nimetini kendilerinden esirgemediğin kişilerin dosdoğru yoluna irşat et, ayaklarımızı onda sabit kıl.” (Fatiha, 7)
“Onlar, Allah’ın kendilerine nimetini lütfettiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olan kimselerdir.” (Nisa, 69)
“Şüphesiz, o kıyamet günü, Allah’ın size ihsan ettiği nimetten sorulacaksınız.” (Tekasür, 8)
“İşte bugün dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip razı oldum.” (Maide, 3)
“Durdurun onları; onlar sorgulanacaklardır.” (Saf, 24)
“Allah onlara azap verecek değil ya.” (Enfal, 33)
“Yoksa Allah’ın fazlına mazhar olmuş insanları mı kıskanıyorlar?” (Nisa, 54)
“O’nun (Kur’an) tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşen kimseler ise, biz ona inandık, iman ettik’ derler” (Al-İmran, 7)
“Allah, adının yüceltilmesine ve içlerinde kendi isminin anılmasına izin verdiği evler vardır.” (Nur, 36)
“Sabıklar (ileri geçenler) dereceleri en yüksek olanlar…” (Vakıa, 10)
“Araf (cennetle–cehennem arasındaki engel) üzerinde bir kısım kimseler var ki bunlar cennetlik ve cehennemliklerden her birini simasından tanırlar.” (Araf, 46)
“Allah adının yüceltilmesine ve kendi isminin anılmasına izin verdiği evler vardır. Bu evlerde kendisini sabah akşam tesbih edip, namaz kılan kimseler vardır. Onları ne ticaret, ne de bir alışveriş Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin halden hale dönüp kıvrandığı günden (kıyamet gününden) korkarlar.” (Nur, 36-37)
“Bizim yarattığımız insanlardan bir ümmet vardır ki, rehberlik ederler ve hak ile hüküm verirler.” (Araf, 181)
“Cehennemlik olanlarla cennetlik olanlar bir olamaz. Kurtulacak olanlar cennet ehlidir.” (Araf, 181)
“Yoksa o günah kazananlar, kendilerine iman edip salih ameller işleyenler gibi sayacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne de fena hüküm veriyorlar.” (Casiye, 21)
“İman edip salih amel işleyenler, işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.” (Beyine, 7)
“Hak ile gelen Peygamber ve O’nu tasdik edenler, işte onlar takva sahibi kimselerdir.” (Zümer, 33)
“Bir kısım insanlar da vardır ki, Allah’ın rızası uğruna, canlarını satarlar. Allah ise kullarına çok merhamet edicidir.” (Bakara, 207)
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr hayra harcayanlar vardır ki, onların Rableri katında ecirleri mahfuzdur. Onlar için hiçbir korku yoktur. Ve onlar hiçbir zaman mahzun olmayacaklardır.” (Bakara, 274)
“Tuba (ne mutlu) onlara! Ahirette en güzel barınak da onlarındır.” (Ra’d, 29)
“Sonra biz Kitab’ı seçtiğimiz kimselere miras olarak bıraktık. Bunların kimi nefislerine zulüm edicidir. Kimi muktesid, kimileri de Allah’ın izniyle hayır yapmakta ileri geçendir. İşte bu çok büyük bir ihsandır” (Fatır, 32) (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali.)
Yarın Ehl-i Beyt konusuna devam edeceğiz.

Ehl-i Beyt-2

Prof. Dr. Haydar BaşEhl-i Beyt, iki kapak arasında emirleri ve yasakları ile yazılı Kur’an-ı Kerim’in müşahhas örneklere dökülmüş halidir.
Ehl-i Beyt, yaşayan Kur’an numuneleridir.
Kur’an-ı Kerim’de namaz, oruç, zekât, hac emredilir. Bunların nasıl yapılacağı ise Hz. Peygamber’in uygulamalarında ve ondan sonra da “Ehl-i Beyt’im” dediği Hz. Fatıma’nın, Hz. Ali’nin, Hz. Hasan’ın, Hz. Hüseyin’in hayatlarından öğrenilir.
Bu sebeple Hz. Peygamber mübarek hadislerinde Ehl-i Beyt’i işaret buyurmuştur.
Sabır, kanaat, tefekkür, tevekkül gibi güzel ahlak halleri Ehl-i Beyt’e bakılarak hayata geçirilir.
Onları Allah sevmiş, seçmiş ve ümmete rehber kılmıştır.
Meveddet ayetine göre, Ehl-i Beyt’i sevmek bizlere de farzdır.
Resulullah’ın hadislerinden, Allah’ın ve Peygamber’inin rızasının Ehl-i Beyt’i sevmekte olduğunu görüyoruz.
Bu sevgi bizleri Allah’a yaklaştırır.
Hâkim, Mecmaü’l-Beyan’ında şöyle nakleder: Peygamber şöyle buyurdu: “Allah peygamberleri muhtelif şecerelerden yaratmıştır ama beni ve Ali’yi bir şecere ve ağaçtan yaratmıştır. Ben o ağacın kökleri mesabesindeyim. Ali ise o ağacın gövdesi. Fatıma ise o ağacın meyve vermesine bir vesiledir. Hasan ve Hüseyin bu ağacın meyveleridir. Bize tabi olanlar da bu ağacın yapraklarıdır. Birisi tam 3 bin yıl Allah’a ibadet dahi etse dahi bizim ailemizi sevmediği sürece Allah onu yüzü üstü ateşe atacaktır.”
Hz. Peygamber ondan sonra Meveddet ayetini tilavet buyurdu.
Sünni hadisçi İmam Müslim’in Sahih adlı eserinde: “Mübahale ayeti nazil olunca Peygamber; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve Allah’ım! Bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” diye buyurdu.
Resulullah şöyle buyurdu: “Yıldızlar yeryüzündekileri boğulmaktan güvencedir. Ehl-i Beyt’im de ümmetime ihtilafa düşmekten güvencedir.”
Sünni âlim Tırmızi’nin Sünen’in de Hz. Ali, Resulullah’tan şöyle buyurmuştur: “Bir gün Hz. Peygamber (saa) ciğerimin köşeleri Hasan ile Hüseyin’in ellerinden tutarak şöyle buyurdu: beni, bu ikisini, bunların babalarını ve analarını seven, kıyamette bana ait derecenin yakınında, bizimle beraber yerleştirilecektir.”
Hz. Resulullah, Selman’a şöyle dedi: “Ey Selman! Kim kızım Fatıma’yı severse cennette benimle birlikte olur. Kim de ona düşman olursa ateşe atılır. Ey Selman! Fatıma’ya sevgi beslemenin yüz yerde insana faydası dokunur. O yerlerin en kolayı şunlardır: ölüm zamanı, kabre koyulurken, terazi kurulduğunda, mahşer günü, sırat köprüsünde, sorgu sual anında.” (Feraidus-Simteyn, c.2, sayfa 68)
İbn-i Mesud rivayet etmiştir: “Allah Resulü şöyle buyurdu: Fatıma iffetini kâmil olarak korudu. Bu yüzden Allah onun soyuna ateşi haram kılmıştır.” (Hâkim, Müstedrekü’s Sahihayn, c.3, sayfa 152)
“Kim Ali’yi severse, beni sevmiştir. Kim Ali’ye buğzederse bana buğz etmiştir.” (Hâkim, Müstedreku’s Sahihayn, c.3, sayfa 130)
“Allah her ilmi Bende toplamıştır. Ben de bildiğim her ilmi muttakilerin imamında topladım. Ben her ilmi Ali’ye öğrettim. Odur açık ve şüphesiz imam.”
“Ali, Havz-ı Kevserimin başında Benim halifem olacaktır.”
“Ey Fatıma! Allah, Ali’yi Benimle birlikte yedi haslette bir kıldı:
O, kabri açılıp Benimle birlikte çıkan ilk kişidir.
O, Benimle sırat başında duran ve cehennem ateşine bunu al, bunu bırak diyen ilk kimsedir.
O, Benden sonra ululuk ve şeref elbisesi giydirilen ilk kişidir.
O, arşın sağında Benimle birlikte duran ilk kişidir.
O, cennet kapısını Benimle birlikte çalan ilk kimsedir.
O, cennetin en yüce makamına ve İlliyun’a yerleştirilecek ilk kimsedir.
O, benimle birlikte mühürlenmiş şarap içen ilk kimsedir ki, onun soyu misktir.” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali)
İmam Zeynelabidin’e sordular: “Baban İmam Hüseyin’in evladı neden azdır?”
İmam cevaplarında şöyle buyurdu:
“Ben nasıl doğduğuma şaşıyorum. Çünkü babam İmam Hüseyin (as) her gündüz ve gecede bin rekât namaz kılardı.” (Sünni İbn Abdurrabbih, İkdu’l Ferid eserinden )
“Bir gün Hz. Hüseyin mescide girmişti. Bunu gören Hz. Peygamber’in şöyle dediği duyuldu: Cennet gençlerinin seyidine bakmak isteyen buna baksın.” (Zehebi, c.3, sayfa 282-283)
“Ashab-ı Kiram’ın nakline göre, bir gün Hz. Peygamber, Hasan ve Hüseyin’in elinden tutmuş, onlardan ‘evlatlarım’ diye bahsederek şöyle diyordu: Hasan ile Hüseyin, benim evlatlarımdır; onları seven Beni sevmiş, onları gazaplandıran Beni öfkelendirmiştir.” (İbn Mace, Mukaddime, 11; Ez-Zehebi, Siyer’u A’lami’n-Nübela, c.3, sayfa 284)
“Hz. Hasan ömrü boyunca iki kere tüm mal varlığını Allah yolunda harcadı. Üç kere mal varlığını yarı yarıya böldü. Yarısını kendine ayırdı. Yarısını Allah yolunda harcadı.” (Suyuti, Tarih-i Hulefa, sayfa 190)
 Şii veya Sünni fark etmez, her mezhep ve meşrebin merkezi Ehl-i Beyt’tir.
İslam’ın doğru yaşanması için kendilerine yönelinmesi gereken örneklerimiz Ehl-i Beyt’tir.
Yarın Gadir-i Hum gününü ve İmam Ali Efendimiz’in hilafeti konusunu anlatacağız.Prof. Dr. Haydar Baş

Ehl-i Beyt-3

Prof. Dr. Haydar Başİslam tarihini değiştiren belki de en büyük olay, İmam Ali Efendimizin hilafetinin gaspı meselesidir.
Hz. Ali Efendimizin halife oluşu, Hz. Peygamber’in hadislerinde beyan buyrulmuştur.
Hz. Peygamber, Veda Haccı’ndan dönerken, “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini duyurmamış olursun” (Maide 67) mealindeki ayetin nazil olması üzerine Gadir-i Hum denilen yerde sahabeleri toplamış ve Gadir Hutbesi olarak bilinen hutbeyi irad buyurmuştur.
Gadir Hutbesi, Hz. Ali Efendimizin halifelik ilanıdır.
Hz. Ali’nin halife olarak ilan edilmesinin, Maide Suresi’nin 67. ayetinin nazil olmasından sonra gerçekleştiği, Suyuti’nin Ed-Durr’ul Mensur eserinde, Vahidi’nin Esbab-ı Nüzul eserinde, İbn ebi Hatim’in Tefsir-il Kur’an’il Azim eserinde anlatılır.
Buna göre halifelik ilanı Allah’ın emridir.
220 Sünni eserde Gadir Hutbesi yer almaktadır.
Bu hutbenin altı yerinde Hz. Ali Efendimizin Hz. Peygamber’den sonra yerine halife bırakıldığı Allah’ın emri ile bizzat Peygamber’in ağzından buyrulmuştur:
1- “Ali b. Ebî Talib, benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonraki halifemdir.”
2-  “Allah Resulünün (sav) halifesi odur. Müminlerin emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur.”
3-  “Ey insanlar! Bu Ali’dir! O benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.”
4- “Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum.”
5- “Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır.”
6-  “Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve  Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır.”
Resulullah’ın Hz. Ali’nin hilafeti hakkındaki hutbesinin bitmesinin hemen ardından, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size din olarak İslam’ı verdim” (Maide, 3) ayeti nazil olmuştur.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.a.), “Allah benim peygamberliğimden, Ali’nin velayetinden razı oldu” buyurdular.
Yani Hz. Ali’nin hilafet ilanı ile din kemale ermiştir.
İmam Ali’nin halife tayini ile risalet dönemi bitmiş, velayet dönemi başlamıştır.
Bu velayet de, Hz. Peygamber’in risalet kuralları üzere devam eder.
İmam Muhammed Bakır, Maide 3. ayet hakkında, “Farzlar birbirinin ardınca nazil oluyorlardı, velayet farzların en sonuncusudur. Allah, ‘Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım’ ayeti ile bundan sonra size bir farz inmeyecektir” buyurmuştur.
Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihat, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu müsteşriklerin de kullandığı bir metottur.
124 bin sahabenin katıldığı Veda Haccı’nda yapılan bu hilafet beyanına karşılık, Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından naaş daha ortadayken halife seçimi yapılmıştır.
Hz. Ali Efendimiz, Hz. Peygamber’in defin işleri ile uğraşmaktadır.
Bu esnada Hz. Ebubekir, Hz. Ömer’i alarak bundan sonra yapılacakları konuşmak üzere oradan ayrılarak Hazreçli Sa’d b. Ubade başkanlığında yapılan Sakife toplantısına giderler.
Sakife, İslam tarihinde halifenin seçimle başa getirilmeye çalışıldığı ilk bidattir.
Zira Ensar’ın yaptığı bu toplantıda, Hz. Peygamber’in yerine kimin halife olacağı tartışılmış, bir oldu-bitti ile Hz. Ebubekir’e biat alınmıştır.
Oysa İslam dininde halife seçimle başa getirilmez.
Bakınız, İmam Gazali hilafetle ilgili olarak ne söylemiştir: “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesi’ndeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulullah şöyle buyuruyor:
‘Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır. Eğer onun hilafetini (Hz. Ebubekir) kurtarmak için ‘icma hasıl olmuştu’ derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki?
Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ile evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife’de bulunanların bile bir çoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d Dareyn, sayfa 16-18)
Hz. Ali Efendimiz ise hilafetin kendinden alınmasıyla ilgili şunları demiştir:
“Allah’a and olsun ki, hiç bir zaman Arap’ın Peygamberden sonra imamet ve liderliği O’nun Ehl-i Beyti’nden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam’dan çıkmış Hz. Muhammed’in (s.a.a.) dinini yok etmek istiyorlardı.
Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü bir kaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) batıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehc’ül Belağa, 62. mektup)
Hz. Fatıma (as), hilafet konusunda ümmetin Resulullah’ın (saa) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahseder ki şöyle demiştir: “Başkasının devesini damgaladınız. Sizin malınız olmayan hilafeti gaspettiniz. Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.”
Özetlersek, hilafet şeksiz şüphesiz İmam Ali’nin hakkıdır, bu hususta da kimsenin rey hakkı yoktur.
Çünkü İmam Ali, ayet ve hadislerle hilafete nasb edilmiş tek insandır.Prof. Dr. Haydar Baş

Kur’an istismarı duvara toslar!

Emine Bayraktar

“İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin / Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için” diyordu milli şairimiz Mehmet Akif.

Girişimizi Akif’in Kur’an’a bakışıyla yaptık, Kur’an’la devam edelim…

Seçimler yaklaşınca iktidar cenahı eline Kur’an aldı, meydanlara çıktı. Dillerinden ve ellerinden Kur’an eksik olmayarak meydan meydan dolaşıyorlar. Muhalefeti sürekli eleştiriyorlar. İnsana sorarlar; “Kınadığınız partilere, şahıslara Kur’an’ı örnek gösteriyorsunuz da sizler Kur’an’ı örnek alarak ne yaptınız? Siz, kendiniz, Kur’an ahlakı ile ahlaklandınız mı?”

Ellerindeki Kur’an, acaba eksilen oyların telaşı yüzünden mi?

Bir elinizde Kur’an varken diğer elinizle Kur’an’ın hangi hükümlerini elinizin tersiyle ittiniz ona bakalım.

Kur’an “Zinaya yaklaşmayın, zira o pek çirkindir”(İsra/32)” derken siz zinayı serbest bırakmadınız mı?

Kur’an’da 15 ayette zinanın haram kılındığı beyan edilirken siz zinayı suç olmaktan çıkartmadınız mı?

Sizin Kur’an’dan anladığınız, Kur’an’ın emirlerinin aksini hayata geçirmek mi? Söylemlerinizin tam tersini yapmak mı?

Kur’an ahlakı bu değildir!

Domuz etini kasaplık et statüsüne koyduğunuzda elinizdeki Kur’an’da bunun aksi söylenmiyor muydu?

Kur’an apaçık bir kitaptır. Her konuda her işte bize rehber olan bir kitaptır.

“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftiraya uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana biat ederlerse onların biatlerini al ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”(Müntehine/12)

Kur’an’da hırsızlıkla ilgili 6 ayet geçiyor. Özellikle bakanlara tavsiyem bakara-makara demek yerine o Kur’an’ın sayfalarını açıp ne yazdığını bakmaları gerekirdi.

Hükümetin yolsuzluk ve hırsızlık iddialarının üzerine Kur’an’ın buyruğu gereğince gitmesi gerekirdi.

Çalınanlarda tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu düşünerek, bütün hırsızlık iddialarının üzerine gitmesi gerekenler, bunu yapmayarak ellerindeki Kur’an’a ters düştüler.

Bu ülkenin, yoksullarının, yaşlılarının, çaresizlerin, yetimlerinin hakkının gasp edilmesi, Kur’an’ın hiçbir yerinde yoktur. Tam tersine dinimiz İslam, yetimin hakkının gözetilmesini emreder.

Kur’an-ı Kerim’de doğrudan ya da dolaylı olarak 21 ayetinde “yetimin hakkının gözetilmesi” emredilir.

“Doğrusu yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar, alevli bir ateşe gireceklerdir.”

Gerçek Kur’an’ın ölçüleri böyle. Allah’ın Resulüne indirdiği “gerçek Kur’an” böyle diyor. Siyasilerin kendi menfaatleri için meydanlarda ellerine aldıkları “kitapta” ne yazıyor bilemiyoruz!

Meydanlardaki Kur’an, Allah’ın indirdiği Kur’an değildir.

Resulünün anladığı ve yaşadığı Kur’an değildir.

Ne Yüce Kur’an böyle emretmiştir, ne de Kur’an’ın canlı örneği olan Allah’ın Resulü böyle yaşamıştır.

Bunun Kur’an ahlakı olmadığı kesindir de hangi dinin ahlakı olduğuna dair yorumları size bırakıyorum.

Bir taraftan İslam’ı kullanacaksınız diğer taraftan İslam’ın içini boşaltacaksınız; kimliklerden din hanesini kaldıracaksınız, din dersi kitaplarında kelime-i tevhitten “Muhammedun Reslulullah”ı kaldıracaksınız, yolsuzluğa bulaşmış bakanlara hesap sormayacaksınız, hukuk ve adalete uymayacaksınız, kendi adaletsizliğinize adalet diyeceksiniz, evlatlarınızı hukuk dışına kaçarak aklayacaksınız, “insanların günah işleme özgürlüğü var” diyen zavallıları yanı başınızda tutacaksınız sonra da Kur’an ahlakından bahsedeceksiniz!

Kur’an’ı elinizden düşürmeyeceksiniz!

Allah’ın öyle bir “denetleme sistemi” var ki, ne yaparsanız yapın, O’nun ilahi adaletinden kaçamazsınız.

O Yüceler Yücesi, adalet sahibi olan Allah’tır.

“İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin,

Üç beş siyasetçinin, siyasi rantı için!” Emine Bayraktar-Meltem Haber

Prof. Dr. Haydar Baş Mirac mucizesini anlattı

Prof. Dr. Haydar Baş Mirac mucizesini anlattıPeygamber efendimizin Kâbe’den mescidi aksa’ya götürülüp oradan da 7 kat göğe yükseltildiği ve yüce Allah’ın huzuruna çıkarıldığı manevi değeri oldukça büyük bir gece. Bağımsız Türkiye Partisi Lideri tüm detayları ile Mirac mucizesini yazdı.

İslam âlemi Recep ayının 27. gecesini Miraç Kandili kabul etmektedir.

Miraç, Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biridir.

Peygamberimiz (sav) bir gece Mescid-i Haram’dan alınarak, Mescid-i Aksa’ya kadar götürülüp, oradan göklere çıkarılmış, ilahi ayetler kendisine gösterildikten sonra alındığı yere yatağının sıcaklığı soğumadan tekrar geri getirilmiştir.

Resulullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya olan yolculuğu İsra, oradan semaya huruç edişine Miraç adı verilir.      

Kuran-ı Kerim’de bu mucize şöyle anlatılır: “Mümtaz kullarını, ayetlerimizden bazısını kendisine gösterelim diye bir gece Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya kadar götüren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir, eksikliklerden uzaktır. Her şeyi işiten ve gören O’dur.” (İsra, 1)

Miraca yükselmeden önce Hz. Cebrail gelerek, Resulullah’ın kalbini zemzemle yıkamış; içini hikmet ve iman nuruyla doldurmuştur.

İnşirah-ı sadr olarak bilinen bu mucize bir sefer de çocukluk yıllarında uygulanmıştı.

Cebrail, Burak’ı hazır bulundurmaktadır.

Burak Allah elçisini görünce şaha kalkar.

Hz. Cebrail, “Kendine gel ey Burak! Yemin olsun ki, haşir sabahına kadar Muhammed Mustafa kadar şerefli bir insan senin sırtına ne binmiştir, ne de binecektir” der.

Yıldırımdan hızlı bir yürüyüşle Allah Resulü, müminlerin ilk kıblegâhı olan Mescid-i Aksa’ya misafir edilir.

Fahr-i kâinatı, bu mekânda Allah’ın halili Hz. İbrahim, İsa Ruhullah, Musa Kelimullah ve insanlığın atası Adem Safiyullah efendimiz gibi pek çok peygamber karşılarlar.

Kutlu Elçi burada peygamberlere ve meleklere iki rekât namaz kıldırır.

Mescid-i Aksa’da Burak’ın görevi bitmiştir.

Bundan sonraki yürüyüş manevi bir vasıta ile olmuştur.

Peygamberimiz Cebrail ile yedi kat göğü geçmiş, bu seyir esnasında birinci kat semada Hz. Adem, ikinci kat semada Hz. İsa ve Hz. Yahya, üçüncü kat semada Hz. İdris, beşinci kat semada Hz. Harun, altıncı kat semada Hz. Musa ve yedinci kat semada Hz. İbrahim ile selamlaşmıştır.

Allah Elçisi öyle bir fezaya çıkarıldı ki, kaderleri yazan kalemlerin cızırtısı duyulmaktaydı. Ve nihayet Allah Resulü’nün önünde sitre-i münteha sahası açıldı.

Allah’tan başkasının bilmediği makamlar gösterildi.

Bu son noktadır.

Belki de bu saha, Hz. Muhammed için halk edilmiş, sadece Peygamberimiz için bir defaya mahsus olarak kullanılmıştır.

Bundan öteye Hz. Cebrail dahi geçemez.

Sidret’ül-Münteha’dan öteye yolculuk Refref ile yani muhabbetullah ile gerçekleşmiştir.

O bu seyirdeki vasıtaların zübdesidir.

Dost dostuna vasıl olurken artık yalnızdır.

Zat, sıfat ve esma tecellilerine muhataptır.

Hz. Peygamber, Miraç mucizesinin öncesinde tahammülü imkânsız çilelere maruz kalmıştı. İslam davasında yanındaki iki direği, Hz. Hatice’yi ve amcası Ebu Talib’i kaybetti.

Taif’te taşlandı.

Boykot, açlık sınırları zorluyordu.

Hz. Peygamber, Allah’ın rızası uğruna bu çilelerin hiç birinden yılmadı.

Tıpkı Miraç esnasında cennet ve cehennemi gördüğü halde onlara takılmadığı gibi…

Onun bu halini Cenab-ı Hak şöyle övmüştür: “Gözü ne şaştı, ne de haddi aştı. And olsun ki; Rabbinin ayetlerinin en büyüklerinden olanlarını gördü.” (Necm, 17-18 )

Bakara Suresi’nin son ayetleri, beş vakit namaz, Muhammed Ümmeti’nden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdeleri ile döndü dost meclisinden… (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmet’en lil Âlemin, c.1 )

Akıllara durgunluk veren, ruh ve beden bütünlüğü içinde gerçekleşen Miraç mucizesinde, “iki yay kadar yahut daha yakın oldu” (Necm, 8) şeklinde anlatılan ‘âşık’ın ‘maşuk’u ile buluşmasından sonra Hz. Peygamberimize cennet ve cehennem gösterilmiştir.

Hz. Cebrail ile birlikte cennetin kapısına varan Allah Resulü, gümüşten, inciden, yakuttan ve zümrütten olan cennet duvarlarını gördü.

Burada Resulullah, Allah’ın kendisi için yarattığı Kevser Havuzu’nu gördü.

Kevser sütten beyaz, baldan tatlı, kardan soğuk, miskten güzel kokuludur.

Cehennem de gösterildi, Allah’ın sevgilisine.

Orada azap çeşitleri gösterildi, kendisine.

İlk olarak karnı akrep ve yılanlarla dolu insanlar gördü, bunlar zekât vermeyenlerdi.

Başka bir kavmi, etleri dökülmüş kemikleri görünür bir halde buldu.

Elleri, ayakları ve dilleri kesilmiş bir haldeydiler. Cebrail, “Bunlar dünyada iken dilleriyle Müslümanlara eziyet ediyorlardı” dedi.

Bazı insanları kulaklarına eritilmiş kurşun dökülürken gördü.

Bunun etkisiyle beyinleri pişiyordu.

Bunlar çalgı dinlemeyi adet edinmiş kimselerdi.

Başka bir grup çok pis kokuyordu.

Yüzleri simsiyahtı.

Üzerlerinde ateşten elbiseleri vardı.

Cebrail, “Bunlar içki içenlerdi” buyurdu.

Bir grubun etleri ateşten bıçaklarla kesiliyor, parçalanıyor, sonra yeniden diriltiliyor ve tekrar kesiliyordu.

“Bunlar haksız yere Müslümanları öldürenlerdir” buyurdu, Hz. Cebrail.

Bu şekilde cehennemin azaplarını seyreden Resulullah dönüş yolculuğuna başladı. Müminlere en büyük hediye olan namaz ile…

Hz. Peygamber, Hz. Cebrail’e “Ya kavmim, beni tasdik etmezse” diyordu.

Endişesinde haklı çıktı.

Abdulmuttalib oğulları, İsra ve Miraç gecesinde Hz. Peygamberi yatağında bulamayınca aramaya kalktılar.

Allah Resulü, Ümmühani’nin evine dönünce başından geçenleri anlattı.

Ümmühani, “Bunu halka açma, onlar seni yalanlarlar ve üzerler” dedi.

O da Allah’a yemin olsun ki, ‘Bunu onlara anlatacağım’ diyerek, kararlılığını göstermiştir.

Allah Resulü, Kâbe’nin Hatim denilen yerine giderek, müşriklere başından geçenleri anlattı.

Deve ile en az iki ay süren bu yolculuğun yatağının sıcaklığı geçmeden gerçekleştiğine kimse inanmadı.

Allah Resulüne o anda Hz. Ebubekir inandı ve Sıddık unvanını aldı.

Etrafına toplananlar Beytü’l-Makdis ile ilgili sorular sordular ve Hz. Peygamber hepsini doğru bir şekilde cevapladı.

Yolda rastladığı bir kervandan su içmesini anlatması dahi müşrik mantığını ikna edemedi.

Miraç mucizesi, rüyada gerçekleşmiş olsaydı ne bu kadar itiraz alır, ne de kimsenin dikkatini çekerdi.

Bu öyle büyük bir mucizedir ki, Allah Resulü göğe ruh ve beden olarak yükseltilmiştir.

Miraç hadisesinin anlatıldığı İsra Suresi, müşriklere karşı son ihtar hükmündedir: “Ve onlar ki, ahirete inanmazlar, onlara elim bir azap hazırladık…”

İsra Suresi’nde beyan edilen ve insanlığın kurtuluş ve huzuru için bahsi geçen rahmani hükümler şöyleydi:

* Allah’a hiçbir şekilde şirk koşmayın,

* Akraba, yoksul ve yolda kalmışa yardım edin,

* Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin,

* Fuhuş ve zinaya yaklaşmayın,

* Haksız yere kimseyi öldürmeyin,

* Yetimlerin malına yaklaşmayın,

* Ahdinize sadık kalın,

* Ölçü ve tartıda doğruluğa dikkat edin

* Bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin,

* Yeryüzünde kibir ve gururla yürümeyin,

* İsraftan ve cimrilikten sakının.

Miraç, Allah’ın Peygamberine ayetlerini gösterdiği, âlemlere de ‘Benim Muhammed gibi bir kulum var’ diyerek, O’nu takdim ettiği olağanüstü bir haldir.

Allah Muhammed’i ile övünmektedir.

Ne mutlu biz Müslümanlara, Hz. Muhammed (sav) Efendimiz gibi bir peygamberin ümmetiyiz.

Allah şefaatine nail eylesin.

Prof. Dr. Haydar BAŞ / BTP Genel Başkanı