Posts tagged ‘ehl-i beyt’

Ehl-i Beyt’in değeri

İnanan Müslümanlar içinde en üstün sınıf takva sahibi Ehl-i Beyt’tir.

Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizdir.
Cenab-ı Hak ayeti kerimede, “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister” (Ahzab, 33) buyurmuştur.
Yine “De ki: Ben bu (Peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiç bir ücret istemiyorum” (Şura, 23) buyurur.
Ehl-i Beyt’in üstünlükleri hakkında onlarca ayet ve yüzlerce hadis vardır.
Biz bu ikisini vermekle kifayet ediyoruz.
Bugün çeşitli bahaneler ile birliği bozulan, tevhid akidesinin manasını unutan İslam dünyasının tekrar bir ve beraber olması için tek payda ise Ehl-i Beyt’tir.
Birlik mayası Ehl-i Beyt, bilinçli bir şekilde gizlenmiştir. Hatta Hamse-i ali Aba hadisinde ısrarla altı çizildiği şekliyle 5 kişi olan Ehl-i Beyt’in içine Hz. Peygamber’in hanımları, Haşimoğulları, ümmetin tamamı dahil edilmek istenmiştir.
Ehl-i Beyt’in beş kişi ile sınırlandırılması, İslam’ın devamında üstlendikleri rol sebebiyledir.
Ehl-i Beyt, Cenab-ı Hak tarafından sevilmiş, seçilmiş ve üstün tutulmuştur.
Ehl-i Beyt’in üstünlükleri mübarek imamların döneminde de tartışılmıştır.
İmam Rıza Efendimiz ile Memun arasındaki bir münazarayı vermek istiyoruz.
Ayette geçen ‘temiz ıtret’ hakkında Halife Memun’un sorusuna İmam Rıza ayetlerle izah getirmiştir: “İmam (as):  Onlar Allah-u Teala’nın kendi kitabında şu şekilde vasfettiği kimselerdir: ‘Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt’ten  her çeşit günah ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.’ Yine onlar Resulullah ı haklarında şu şekilde buyurduğu kimselerdir: Ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve ıtretim olan Ehl-i Beyt’im.
Bilesiniz ki, bu ikisi havuzu başında Bana gelinceye dek birbirlerinden ayrılmazlar. Öyleyse Benden sonra bu ikisi hakkında nasıl davranacağınıza dikkat edin. Ey insanlar! Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın zira onlar sizden âlimdirler.”
Alimler: “Ey Ebu’l Hasan! Acaba itret dediğin Al’nin kendisi midir yoksa diğer kimseleri de kapsıyor mu?”
İmam: “Onlar Al’in ta kendisidir”
Alimler: “Resulullah’tan: Ümmetim Benim Al’imdir” diye nakledilmektedir. Ashabtan inkâr edilemeyecek rivayetlerde Muhammed’in Al’i onun ümmetidir” denilmiştir.
İmam : “Bana söyleyiniz, acaba sadaka Al-i Muhammed’e haram mıdır?”
Ashab: Evet haramdır.”
İmam: “Sadaka bütün ümmete haram mıdır?”
Alimler: “Hayır.”
İmam: İşte ‘Al’ ve ‘ümmet’ arasındaki fark da budur. Yazık sizlere… Kuran’dan yüz mü çevirdiniz.”
Allah-u Teala yarattıklarından tertemiz olanları ayırdığında, mübarek ayetinde Peygamber’ine onlarla beraber lanetleşmeye gitmesini emrederek şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Artık sana gelen bunca ilimden sonra da gene bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da dua edelim ve Allah’ın lanetini yalancıların üstüne kılalım.” (Al-i İmran, 61) Bu ilahi emirden sonra Resulullah, Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i yanına aldı.  Ayette geçen kendimiz ve kendiniz ibaresinin anlamını biliyor musunuz?
Alimler: “Allah-u Teala onunla Peygamberin kendisini kastetmiştir.”
İmam: “Yanıldınız çünkü Allah-u Teala onunla Ali bin Ebu Talib’i kastetmiştir.”
Bir başka ayet: Peygamber itretinin dışında herkesi caminin dışına çıkardı. Bu duruma halk ve Abbas itiraz edip şöyle dediler. “Ey Allah’ın Resulü neden Ali’yi bırakıp da sizi çıkaran Ben değilim, bunu Allah böyle yapmıştır.”
Alimler: Bu söz Kuran’ın neresinde geçiyor?
İmam:  Allah şöyle buyuruyor: Musa’ya ve kardeşine Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın diye vahyettik.” (Yunus 87) Bu ayet Harun’un Musa’nın yanındaki ve Hz. Ali’nin de Peygamberin nezdindeki makamını beyan eder.”
İmam: “Resulullah (sav), ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır, ilmin şehrini dileyen onun kapısından geçmelidir, buyururken bizim bu mevkimizi kim inkâr edebilir?”
İmam: Başka bir delil de “Akrabalarının hakkını ver” (İsra, 26) ayetidir. Bu ayetten sonra Resulullah Fatıma’yı yanına çağırdı. Resulullah: “Şu Fedek savaşsız elde edilen ganimetler arasındadır. Bu yüzden Bana aittir. Başkalarının onda hakkı yoktur. Şimdi, Allah emrettiği için onu sana bağışladım. Öyleyse onu kendin ve evlatların için al.”
Başka bir ayet, Allah-u Teala’nın buyurmuş olduğu şu ayet: “De ki: sizden tebliğime karşılı bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak yakınlarıma sevgidir.” (Şura, 23)
İmam buyurdu: Başka bir ayet de: “Şüphe yok ki, Allah ve melekleri Peygambere salat ve selam ederler! Ey inananlar! Siz de ona salat edin ve selam verin.” (Ahzab, 56)
Ashab: “Ey Allah’ın Resulü, sana selam vermeyi biliyoruz da sana salat nasıl olur?” diye sordular.
Resulullah şöyle buyurdu: “Şöyle diyeceksiniz: Allahumme salli ala Muhammedin ve al-i Muhammed, kema sallayte ala İbrahime ve ala al-i İbrahim. İnneke hamidun mecid.” Allah’ım İbrahim’e ve Al’ine salat ettiğin gibi, Muhammed ve Al’i Muhammed’e de salat eyle. Şüphesiz sen hamid ve mecidsin.” Aranızda bu konuda bir ihtilaf var mı?
Oradakiler: ‘Hayır’ dediler.
İmam: “Anneleriniz, kızlarınız ve kız kardeşleriniz size haram kılındı” (Nisa, 23). Şimdi söyleyin, Resulullah hayatta olmuş olsa benim kızım ve oğlumun kızı ve yahut benim neslimden olan diğer kızlarla evlenmesi doğru olur muydu?”
Alimler: “Hayır, olmazdı” buyurdu.
İmam: “Eğer Resulullah sizin kızlarınızla evlenebilir miydi?”
Alimler: “Evet, evlenebilirdi” dediler.
İmam: “İşte bunun kendisi, benim O’nun Al’inden olduğuma delildir. Eğer siz O’nun al-inden olsaydınız, benim kızlarımın ona haram olduğu gibi sizin kızlarınız da ona haram olurdu.”
İmam: Allah “Ve ehline namazı emret ve kendinden de ona karşı sabırlı ol” (Taha 132). Resulullah bu ayetin nazil olmasından sonra 9 ay boyunca her gün beş defa namaz vakitlerinde Ali ve Fatıma’nın kapısına gelerek şöyle buyurdu: “Namaza! Allah size rahmet etsin! Allah-u Teala, Peygamber’in evlatlarından hiç birisine, bize ikram ettiği derece de ikram etmemiştir. Peygamberler ailesinden sadece bizi has kılmıştır.”
Burada Gadir hadisine de değinmek gerekir.
220 Sünni âlimin eserinde yer verdiği Gadir Hutbesi, Hz. Peygamber’in rıhleti ile sonra eren risalet kapısından sonra açılan velayet kapısının Hz. Ali Efendimiz ile devam ettiğini gösterir.
Veda Haccı’ndan dönerken Maide suresi 67. ayetin nazil olmasından sonra yapılan Hz. Ali’nin halife ilanı, ümmete halifenin tayininin Allah’ın emri ve Resulullah’ın sünneti ile yapıldığını göstermekteydi.
Hutbenin 6 yerinde Hz. Ali Efendimiz halife tayin edilmiştir.
Halife ilanının bitiminden sonra Maide suresinin “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak İslam’ı beğendim” 3. ayeti gelmiştir.
Denilebilir ki din, Hz. Ali’nin halife ilanı ile tamamlanmıştır.
Gadir hadisi, Ehl-i Beyt’i ümmetten ayıran en önemli hadistir. Zira Hz. Ali Efendimiz ile devam eden soyun ümmetin imamı olduğu ilanı Cenab-ı Hakk’ın emri ve Hz. Peygamber’in beyanın ile duyurulmuştur.
Yine Hz. Peygamber’in, “Biliniz ki, aranızda Ehl-i Beyt’imin misali, Nuh’un Gemisi gibidir, kim ona bindiyse kurtuldu ve kim de ondan ayrıldıysa boğuldu” şeklindeki hadisi meşhurdur.
Ehl-i Beyt ümmetin güvencesi, sığınacak limanıdır.
Resulullah buyurdu: “Yıldızlar yeryüzündekilerin -denizde- boğulmamalarını sağlayan yegâne güvencedir. Ehl-i Beyt’im de ümmetimin ihtilaflar karşısındaki yegâne güvencesidir.” (Müstedrek-i Hakim, c.3,sayfa 149)
Kısaca Ehl-i Beyt olan beş kişi ve onlardan devam eden soy ümmetten üstündür.    Prof. Dr. Haydar Baş

Ehl-i Beyt-1

Prof. Dr. Haydar BaşSalât ve selam Peygamberimize (s.a.a.) ve O’nun Ehl-i Beyt’ine olsun.
Zübde–i Kur’an olan Peygamberimiz, Veda Haccı’ndan dönerken ümmetine şu ikazda bulunmuştur: “Size iki emanet bırakıyorum . Biri Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri Ehl-i Beyt’imdir. Bunlara sarıldığınız sürece hidayettesiniz.”
Öyleyse hidayet kaynağı, Ehl-i Beyt’tir.
Ehl-i Beyt Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın (cc) doğru, temiz ve sevilmesi şart olarak buyurduğu Peygamber ailesidir.
Bazıları, Hz. Peygamberin hanımlarının veya Haşimoğullarının Ehl-i Beyt içine girdiğini iddia etseler de, Ehl-i Beyt Hamse-i Ali Aba hadisinde Hz. Peygamberin beyan buyurduğu şekliyle; Peygamberimiz, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizdir.
Ehl-i Beyt hakkında Kur’an-ı Kerim’de onlarca ayet bulunmaktadır.
“Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya girişirse, de ki, ‘gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım’ ve sonra dua edelim de Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.” (Al-i İmran, 61) Bu ayetin nazil olmasından sonra Hz. Peygamber Necran Hıristiyanlarıyla karşılaşmaya Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i alarak gitmiştir.
Başka kimseyi almamıştır.
Hamse–i Ali Aba hadisine ve Al-i İmran 61. ayete göre Ehl-i Beyt hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sınırları ve adedi belli bu mübarek beş kişidir.
Ehl-i Beyt’i işaret eden diğer ayetlerden örnekler şöyledir:
“Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.” (Ahzab, 33)
“De ki: Ben buna (peygamberliğimi tebliğime) karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiç bir ücret istemiyorum.” (Şura, 23)
“Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar.” (İnsan, 8)
“Topluca Allah’ın ipine yapışın” (Al-i İmran, 103)
İmam Caferi Sadık, “Allah’ın ipi biziz” buyurmaktadır.
“Ey inananlar! Allah’tan korkun, doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119)
Bu ayet hakkında İmam Muhammed Bakır şöyle diyor: “Yani Al-i Muhammed ile birlikte olun.”
“Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (Nahl, 43)
İmam Muhammed Bakır buyuruyor: “Bu ayet nazil olduğunda, İmam Ali buyurdu ki, “zikir ehli biziz; yüce Allah kitabında bizi kast etmiştir.”
“Sen ancak bir uyarıcısın, her toplumun ise bir yol göstericisi vardır.” (Rad, 7)
İmam Muhammed Bakır bu ayet hakkında şöyle diyor: “Uyarıcı Resulullah’tır. Bizden her zaman insanları Allah’ın peygamberinin getirdiği şeylere hidayet eden bir yol gösterici vardır. Resulullah’tan sonra yol gösterici Ali’dir ve O’nun ardından birbirinden sonra gelen vasilerdir.” (Ra’d, 7)
“O’nun tevilini Allah ve ilimde ileri gidenlerden başka kimse bilemez.” (Al-i İmran, 7)
İmam Caferi Sadık buyuruyor: “İlimde ileri gidenler, Emir’ül müminin Ali ve O’ndan sonra gelen imamlardır.”
“Allah ve melekleri Peygambere salât etmektedirler. Ey inananlar! Siz de O’na salât edin, içtenlikle selam edin!” (Ahzab, 56)
Resullah’a bu ayetle ilgili “sana nasıl salât edelim?” diye sorulduğunda şöyle buyurdu: “Şöyle deyin: Allah’ım, İbrahim’e ve Al-i İbrahim’e bereket verdiğin gibi Muhammed ve Al-i Muhammed’e de bereket ver. Doğrusu sen övülen ve ulusun.”
“Şüphesiz budur benim doğru yolum. Onu takip edin.” (En’am, 153)
“Ey inananlar! Allah’a ve Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” (Nisa, 59)
“Hak, hidayet yolu göründükten sonra, her kim Resulullah’a muhalefet eder ve müminlerin yolundan saparsa onu cehennem ateşi ile yakarız.” (Nisa, 115)
“Bizi nimetini kendilerinden esirgemediğin kişilerin dosdoğru yoluna irşat et, ayaklarımızı onda sabit kıl.” (Fatiha, 7)
“Onlar, Allah’ın kendilerine nimetini lütfettiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olan kimselerdir.” (Nisa, 69)
“Şüphesiz, o kıyamet günü, Allah’ın size ihsan ettiği nimetten sorulacaksınız.” (Tekasür, 8)
“İşte bugün dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip razı oldum.” (Maide, 3)
“Durdurun onları; onlar sorgulanacaklardır.” (Saf, 24)
“Allah onlara azap verecek değil ya.” (Enfal, 33)
“Yoksa Allah’ın fazlına mazhar olmuş insanları mı kıskanıyorlar?” (Nisa, 54)
“O’nun (Kur’an) tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşen kimseler ise, biz ona inandık, iman ettik’ derler” (Al-İmran, 7)
“Allah, adının yüceltilmesine ve içlerinde kendi isminin anılmasına izin verdiği evler vardır.” (Nur, 36)
“Sabıklar (ileri geçenler) dereceleri en yüksek olanlar…” (Vakıa, 10)
“Araf (cennetle–cehennem arasındaki engel) üzerinde bir kısım kimseler var ki bunlar cennetlik ve cehennemliklerden her birini simasından tanırlar.” (Araf, 46)
“Allah adının yüceltilmesine ve kendi isminin anılmasına izin verdiği evler vardır. Bu evlerde kendisini sabah akşam tesbih edip, namaz kılan kimseler vardır. Onları ne ticaret, ne de bir alışveriş Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin halden hale dönüp kıvrandığı günden (kıyamet gününden) korkarlar.” (Nur, 36-37)
“Bizim yarattığımız insanlardan bir ümmet vardır ki, rehberlik ederler ve hak ile hüküm verirler.” (Araf, 181)
“Cehennemlik olanlarla cennetlik olanlar bir olamaz. Kurtulacak olanlar cennet ehlidir.” (Araf, 181)
“Yoksa o günah kazananlar, kendilerine iman edip salih ameller işleyenler gibi sayacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne de fena hüküm veriyorlar.” (Casiye, 21)
“İman edip salih amel işleyenler, işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.” (Beyine, 7)
“Hak ile gelen Peygamber ve O’nu tasdik edenler, işte onlar takva sahibi kimselerdir.” (Zümer, 33)
“Bir kısım insanlar da vardır ki, Allah’ın rızası uğruna, canlarını satarlar. Allah ise kullarına çok merhamet edicidir.” (Bakara, 207)
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr hayra harcayanlar vardır ki, onların Rableri katında ecirleri mahfuzdur. Onlar için hiçbir korku yoktur. Ve onlar hiçbir zaman mahzun olmayacaklardır.” (Bakara, 274)
“Tuba (ne mutlu) onlara! Ahirette en güzel barınak da onlarındır.” (Ra’d, 29)
“Sonra biz Kitab’ı seçtiğimiz kimselere miras olarak bıraktık. Bunların kimi nefislerine zulüm edicidir. Kimi muktesid, kimileri de Allah’ın izniyle hayır yapmakta ileri geçendir. İşte bu çok büyük bir ihsandır” (Fatır, 32) (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali.)
Yarın Ehl-i Beyt konusuna devam edeceğiz.

Ehl-i Beyt-2

Prof. Dr. Haydar BaşEhl-i Beyt, iki kapak arasında emirleri ve yasakları ile yazılı Kur’an-ı Kerim’in müşahhas örneklere dökülmüş halidir.
Ehl-i Beyt, yaşayan Kur’an numuneleridir.
Kur’an-ı Kerim’de namaz, oruç, zekât, hac emredilir. Bunların nasıl yapılacağı ise Hz. Peygamber’in uygulamalarında ve ondan sonra da “Ehl-i Beyt’im” dediği Hz. Fatıma’nın, Hz. Ali’nin, Hz. Hasan’ın, Hz. Hüseyin’in hayatlarından öğrenilir.
Bu sebeple Hz. Peygamber mübarek hadislerinde Ehl-i Beyt’i işaret buyurmuştur.
Sabır, kanaat, tefekkür, tevekkül gibi güzel ahlak halleri Ehl-i Beyt’e bakılarak hayata geçirilir.
Onları Allah sevmiş, seçmiş ve ümmete rehber kılmıştır.
Meveddet ayetine göre, Ehl-i Beyt’i sevmek bizlere de farzdır.
Resulullah’ın hadislerinden, Allah’ın ve Peygamber’inin rızasının Ehl-i Beyt’i sevmekte olduğunu görüyoruz.
Bu sevgi bizleri Allah’a yaklaştırır.
Hâkim, Mecmaü’l-Beyan’ında şöyle nakleder: Peygamber şöyle buyurdu: “Allah peygamberleri muhtelif şecerelerden yaratmıştır ama beni ve Ali’yi bir şecere ve ağaçtan yaratmıştır. Ben o ağacın kökleri mesabesindeyim. Ali ise o ağacın gövdesi. Fatıma ise o ağacın meyve vermesine bir vesiledir. Hasan ve Hüseyin bu ağacın meyveleridir. Bize tabi olanlar da bu ağacın yapraklarıdır. Birisi tam 3 bin yıl Allah’a ibadet dahi etse dahi bizim ailemizi sevmediği sürece Allah onu yüzü üstü ateşe atacaktır.”
Hz. Peygamber ondan sonra Meveddet ayetini tilavet buyurdu.
Sünni hadisçi İmam Müslim’in Sahih adlı eserinde: “Mübahale ayeti nazil olunca Peygamber; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve Allah’ım! Bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” diye buyurdu.
Resulullah şöyle buyurdu: “Yıldızlar yeryüzündekileri boğulmaktan güvencedir. Ehl-i Beyt’im de ümmetime ihtilafa düşmekten güvencedir.”
Sünni âlim Tırmızi’nin Sünen’in de Hz. Ali, Resulullah’tan şöyle buyurmuştur: “Bir gün Hz. Peygamber (saa) ciğerimin köşeleri Hasan ile Hüseyin’in ellerinden tutarak şöyle buyurdu: beni, bu ikisini, bunların babalarını ve analarını seven, kıyamette bana ait derecenin yakınında, bizimle beraber yerleştirilecektir.”
Hz. Resulullah, Selman’a şöyle dedi: “Ey Selman! Kim kızım Fatıma’yı severse cennette benimle birlikte olur. Kim de ona düşman olursa ateşe atılır. Ey Selman! Fatıma’ya sevgi beslemenin yüz yerde insana faydası dokunur. O yerlerin en kolayı şunlardır: ölüm zamanı, kabre koyulurken, terazi kurulduğunda, mahşer günü, sırat köprüsünde, sorgu sual anında.” (Feraidus-Simteyn, c.2, sayfa 68)
İbn-i Mesud rivayet etmiştir: “Allah Resulü şöyle buyurdu: Fatıma iffetini kâmil olarak korudu. Bu yüzden Allah onun soyuna ateşi haram kılmıştır.” (Hâkim, Müstedrekü’s Sahihayn, c.3, sayfa 152)
“Kim Ali’yi severse, beni sevmiştir. Kim Ali’ye buğzederse bana buğz etmiştir.” (Hâkim, Müstedreku’s Sahihayn, c.3, sayfa 130)
“Allah her ilmi Bende toplamıştır. Ben de bildiğim her ilmi muttakilerin imamında topladım. Ben her ilmi Ali’ye öğrettim. Odur açık ve şüphesiz imam.”
“Ali, Havz-ı Kevserimin başında Benim halifem olacaktır.”
“Ey Fatıma! Allah, Ali’yi Benimle birlikte yedi haslette bir kıldı:
O, kabri açılıp Benimle birlikte çıkan ilk kişidir.
O, Benimle sırat başında duran ve cehennem ateşine bunu al, bunu bırak diyen ilk kimsedir.
O, Benden sonra ululuk ve şeref elbisesi giydirilen ilk kişidir.
O, arşın sağında Benimle birlikte duran ilk kişidir.
O, cennet kapısını Benimle birlikte çalan ilk kimsedir.
O, cennetin en yüce makamına ve İlliyun’a yerleştirilecek ilk kimsedir.
O, benimle birlikte mühürlenmiş şarap içen ilk kimsedir ki, onun soyu misktir.” (Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali)
İmam Zeynelabidin’e sordular: “Baban İmam Hüseyin’in evladı neden azdır?”
İmam cevaplarında şöyle buyurdu:
“Ben nasıl doğduğuma şaşıyorum. Çünkü babam İmam Hüseyin (as) her gündüz ve gecede bin rekât namaz kılardı.” (Sünni İbn Abdurrabbih, İkdu’l Ferid eserinden )
“Bir gün Hz. Hüseyin mescide girmişti. Bunu gören Hz. Peygamber’in şöyle dediği duyuldu: Cennet gençlerinin seyidine bakmak isteyen buna baksın.” (Zehebi, c.3, sayfa 282-283)
“Ashab-ı Kiram’ın nakline göre, bir gün Hz. Peygamber, Hasan ve Hüseyin’in elinden tutmuş, onlardan ‘evlatlarım’ diye bahsederek şöyle diyordu: Hasan ile Hüseyin, benim evlatlarımdır; onları seven Beni sevmiş, onları gazaplandıran Beni öfkelendirmiştir.” (İbn Mace, Mukaddime, 11; Ez-Zehebi, Siyer’u A’lami’n-Nübela, c.3, sayfa 284)
“Hz. Hasan ömrü boyunca iki kere tüm mal varlığını Allah yolunda harcadı. Üç kere mal varlığını yarı yarıya böldü. Yarısını kendine ayırdı. Yarısını Allah yolunda harcadı.” (Suyuti, Tarih-i Hulefa, sayfa 190)
 Şii veya Sünni fark etmez, her mezhep ve meşrebin merkezi Ehl-i Beyt’tir.
İslam’ın doğru yaşanması için kendilerine yönelinmesi gereken örneklerimiz Ehl-i Beyt’tir.
Yarın Gadir-i Hum gününü ve İmam Ali Efendimiz’in hilafeti konusunu anlatacağız.Prof. Dr. Haydar Baş

Ehl-i Beyt-3

Prof. Dr. Haydar Başİslam tarihini değiştiren belki de en büyük olay, İmam Ali Efendimizin hilafetinin gaspı meselesidir.
Hz. Ali Efendimizin halife oluşu, Hz. Peygamber’in hadislerinde beyan buyrulmuştur.
Hz. Peygamber, Veda Haccı’ndan dönerken, “Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini duyurmamış olursun” (Maide 67) mealindeki ayetin nazil olması üzerine Gadir-i Hum denilen yerde sahabeleri toplamış ve Gadir Hutbesi olarak bilinen hutbeyi irad buyurmuştur.
Gadir Hutbesi, Hz. Ali Efendimizin halifelik ilanıdır.
Hz. Ali’nin halife olarak ilan edilmesinin, Maide Suresi’nin 67. ayetinin nazil olmasından sonra gerçekleştiği, Suyuti’nin Ed-Durr’ul Mensur eserinde, Vahidi’nin Esbab-ı Nüzul eserinde, İbn ebi Hatim’in Tefsir-il Kur’an’il Azim eserinde anlatılır.
Buna göre halifelik ilanı Allah’ın emridir.
220 Sünni eserde Gadir Hutbesi yer almaktadır.
Bu hutbenin altı yerinde Hz. Ali Efendimizin Hz. Peygamber’den sonra yerine halife bırakıldığı Allah’ın emri ile bizzat Peygamber’in ağzından buyrulmuştur:
1- “Ali b. Ebî Talib, benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonraki halifemdir.”
2-  “Allah Resulünün (sav) halifesi odur. Müminlerin emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur.”
3-  “Ey insanlar! Bu Ali’dir! O benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir.”
4- “Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum.”
5- “Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır.”
6-  “Benden sonra Ali, Allah’ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve  Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır.”
Resulullah’ın Hz. Ali’nin hilafeti hakkındaki hutbesinin bitmesinin hemen ardından, “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size din olarak İslam’ı verdim” (Maide, 3) ayeti nazil olmuştur.
Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.a.), “Allah benim peygamberliğimden, Ali’nin velayetinden razı oldu” buyurdular.
Yani Hz. Ali’nin hilafet ilanı ile din kemale ermiştir.
İmam Ali’nin halife tayini ile risalet dönemi bitmiş, velayet dönemi başlamıştır.
Bu velayet de, Hz. Peygamber’in risalet kuralları üzere devam eder.
İmam Muhammed Bakır, Maide 3. ayet hakkında, “Farzlar birbirinin ardınca nazil oluyorlardı, velayet farzların en sonuncusudur. Allah, ‘Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım’ ayeti ile bundan sonra size bir farz inmeyecektir” buyurmuştur.
Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihat, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu müsteşriklerin de kullandığı bir metottur.
124 bin sahabenin katıldığı Veda Haccı’nda yapılan bu hilafet beyanına karşılık, Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından naaş daha ortadayken halife seçimi yapılmıştır.
Hz. Ali Efendimiz, Hz. Peygamber’in defin işleri ile uğraşmaktadır.
Bu esnada Hz. Ebubekir, Hz. Ömer’i alarak bundan sonra yapılacakları konuşmak üzere oradan ayrılarak Hazreçli Sa’d b. Ubade başkanlığında yapılan Sakife toplantısına giderler.
Sakife, İslam tarihinde halifenin seçimle başa getirilmeye çalışıldığı ilk bidattir.
Zira Ensar’ın yaptığı bu toplantıda, Hz. Peygamber’in yerine kimin halife olacağı tartışılmış, bir oldu-bitti ile Hz. Ebubekir’e biat alınmıştır.
Oysa İslam dininde halife seçimle başa getirilmez.
Bakınız, İmam Gazali hilafetle ilgili olarak ne söylemiştir: “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesi’ndeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulullah şöyle buyuruyor:
‘Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır. Eğer onun hilafetini (Hz. Ebubekir) kurtarmak için ‘icma hasıl olmuştu’ derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki?
Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ile evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife’de bulunanların bile bir çoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d Dareyn, sayfa 16-18)
Hz. Ali Efendimiz ise hilafetin kendinden alınmasıyla ilgili şunları demiştir:
“Allah’a and olsun ki, hiç bir zaman Arap’ın Peygamberden sonra imamet ve liderliği O’nun Ehl-i Beyti’nden alacağı, hilafeti benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim ta ki, gözlerimle gördüm bir grup İslam’dan çıkmış Hz. Muhammed’in (s.a.a.) dinini yok etmek istiyorlardı.
Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam’ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü bir kaç günlük dünya kârıdır ki, zelil olup son bulacaktır. Ama ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) batıl ortadan kalkıp yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı.” (Nehc’ül Belağa, 62. mektup)
Hz. Fatıma (as), hilafet konusunda ümmetin Resulullah’ın (saa) bıraktığı mirasa riayet etmediğinden bahseder ki şöyle demiştir: “Başkasının devesini damgaladınız. Sizin malınız olmayan hilafeti gaspettiniz. Onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i Hum günündeki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti) risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. Bilin ki bu büyük ve apaçık bir hüsrandır.”
Özetlersek, hilafet şeksiz şüphesiz İmam Ali’nin hakkıdır, bu hususta da kimsenin rey hakkı yoktur.
Çünkü İmam Ali, ayet ve hadislerle hilafete nasb edilmiş tek insandır.Prof. Dr. Haydar Baş

İmam Hüseyin Efendimizin şehadeti

yeni141fsProf. Dr. Haydar Baş

Bugün İmam Hüseyin Efendimizin Kerbela toprağında şehit edildiği gün. Muharremin 10’u, İslam âlemi için büyük bir matem günüdür.
10 Muharrem günü, İslam tarihinde insanlığın kurtuluş günü olarak geçer. Yani, kan dökülmez ve cana kıyılmaz bir gündür.
Bir karıncanın dahi incitilmemesi gereken böyle kutsal bir zamanda, Hz. Peygamberin “oğlum” dediği insan katledilmiştir.
Ehl-i Beyt’i gönüllerden silmenin politikası olarak İmam Hüseyin Efendimizin yasını tutmak, O’nun şehadetine ağlamak bazı çevrelerde eleştirilmektedir.
Oysa, İmam Hüseyin’in yasını tutmanın fazileti pek büyüktür.
İmam Bakır (as) şöyle buyurmuştur:
“Taraftarlarımıza İmam Hüseyin’in (as) makberine ziyarete girmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin İmam Hüseyin’in makberini ziyaret etmesi gereklidir.” (Kamilu’z-ziyaret, sayfa 101)
İmam Hüseyin Efendimiz, Ehl-i Beyt’tendir.
Cenab-ı Hakk’ın (cc) Şura suresi 23. ayette, “De ki: ben bu peygamberliğime karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum” şeklinde, sevilmesini emrettiği beş mübarek kişiden biridir.
Hamse-i Al-i Aba altındadır. Temizliği, pak oluşu Tathir ayeti ile kesindir. Ahzâp suresi 33. ayette şöyle buyrulur: “Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”
Esasen, İmam Ali Efendimizin hilafetine karşı duruşla başlayan süreç, daha sonra İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve katledilmesi, Kuran’ı Kerim’de Ehl-i Beyt hakkında emredilen ayetler ışığında değerlendirilmelidir.
Yani, pak Ehl-i Beyt soyuna karşı kuşanılan kılıç, aslında Ehl-i Beyt düşmanlığındandır.
Ehl-i Beyt’e olan düşmanlık, nasp edilmiş imamın elinden makam hırsıyla hilafetin alınmasına ve bu pak neslin koltuk endişesi ile katledilmesine neden olacaktır.
Oysa, İmam Ali Efendimiz ve O’nun soyundan gelen 11 masum imamın imameti hakkında Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Selman-ı Farisi şöyle anlatıyor: “Allah Resulü’nün (sav) Hüseyin’i (as) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, O’nu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:
“Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah’ın hüccetisin ve Allah’ın hüccetinin oğlu ve Allah’ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (İmam-ı Zaman) olacaktır.” (Maktel-i Harezmi)
İmamlar hakkındaki bu hakikatin gizlenmesi, koltuk uğruna Allah’ın muradının hiçe sayılarak ayete ters hareket edilmesi, İslam tarihinde önüne geçilemez bir sapmaya neden olmuştur.
İmam Hüseyin Efendimizin döneminde halife koltuğunda oturan Yezid’i ele alalım:
İmam Hüseyin’in (as) hakkı olan hilafet, Yezid tarafından gasp edilmişti.
Yezid, şaraba düşkün, maymun ve köpeklere meraklı bir kişi idi. Kendi aile efradı ile ilişkiye girebilecek bir ahlaka sahipti. Halifelik yaptığı 3 yıl içerisinde Resulullah’ın (sav) “oğlum” dediği İmam Hüseyin’i (as) ve ailesini şehit etmiş, Medine halkını kılıçtan geçirmiş ve Allah’ın evi Kâbe’yi yaktırmıştır.
Yani Yezid’de İslam ümmetine halife olacak özellikler mevcut değildi.
Kendisinden biat istediğinde İmam Hüseyin, ümmetin bu gerçeği görmesi, İslam çizgisinden sapmaların durması ve en önemlisi, halifelik kendine Allah tarafından verilmiş bir hak olduğu için kıyam etmiştir.
Biat etmeyerek Medine’yi terk etmiştir. İmam Hüseyin’in (as) Yezid’e biat etmemesi ile kıyam başlamıştır.
Medine’den ayrılırken, Ümmü Seleme annemize şöyle buyurur:
“Yüce Allah, benim öldürülmüş, kurban edilmiş, haksız yere ve düşmanca katledilmiş olmamı dilemiştir. Ailemin, kafilemde yer alanların ve kadınlarımın dört bir yana dağılmasını, küçücük çocuklarımın mazlum olarak kılıçtan geçirilmesini, tutsak edilip zincire vurulmalarını, yardım istedikleri halde yardımcı bulamamalarını dilemiştir.” (Bihar’ul Envar, c.44, sayfa 331)
Neden kıyam ettiğini şöyle açıklamıştır:
“İmam, Medine’yi terk ederken, Mekke’ye gelmeden kardeşi Muhammed b. Hanefiyye’ye bir vasiyette bulunmuştur. Bu vasiyette şehri terk etmesi ile ilgili olarak şunu yazar:
“…ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufu emir, münkeri nehy etmek, ceddim Resulullah ve babam Ali b. Ebu Talib’in yolunu ihya etmek için kıyam ettim.” (Maktel-i Harezmi, c.1, sayfa 188)
Öyleyse İmam Hüseyin Efendimizin kıyamı ve şehadeti, sadece halifeye yapılan bir başkaldırı olarak asla değerlendirilemez.
O’nun şehadeti, Ehl-i Beyt düşmanları ile sevenlerini bugüne kadar ayıran büyük bir olaydır.
Öleceğini bilerek, kanı ile verdiği mücadele, Ehl-i Beyt sevenlerinin gönüllerinde, dillerinde ve kalemlerinde bugüne kadar yaşatılmış; bu sayede Ehl-i Beyt’in mağduriyeti günümüze kadar unutturulmamıştır.
İmam Hüseyin, doğumu Hz. Peygamber tarafından annesi Hz. Fatıma’ya müjdelenen, adını bizzat Cenab-ı Hakk’ın koyduğu mübarek kişidir.
Doğduğunda süt emmeyen Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber’in parmağını emerek beslenmiştir.
Böylece Hüseyin’in eti peygamberimizin etinden, kanı da peygamberimizin kanından beslenerek gelişmiştir.
Ebu-l Müeyyid Harezmi, “Maktel-ül Hüseyn“ adlı kitabının 163. sayfasında şöyle naklediyor:
“Hz. Hüseyin’in (as) doğumundan bir sene sonra on iki melek Resulullah’a (sav) nazil olup şöyle dediler:
“Kabil’in, Habil’in başına getirdiği şeyin aynısı oğlun Hüseyin’in başına gelecek; Habil’e verilen sevabın aynısı Hüseyin’e (as) verilecek; devamla şöyle diyor: ‘Kabil’e verilen azabın aynısı da Hüseyin’in katiline verilecektir.
Gökteki bütün melekler Resulullah’a (sav) nazil olarak baş sağlığı diliyorlar, Hüseyin’in (as) şehit düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı.”
Resulullah da (sav) şöyle dua ediyordu:
Allah’ım Hüseyin’e yardımda bulunmayanları zelil et, O’nu öldürenleri öldür ve onları dileklerinden mahrum kıl.”
O’nun ölmesini emreden en başta Yezid’dir.
Kufe Valisi Ubeydullah b. Ziyad ve İmam Hüseyin Efendimizin karşısına gönderilen 30 bin kişilik ordunun komutanı Ömer b. Sad da aynı günahı taşımaktadır.
75 kişilik nur kafilesi karşısındaki 30 bin kişilik Yezid ordusu, küfrün iman karşısındaki korkusundan başka bir şey değildir.
Kufe’den gelen “başımıza geç” taleplerine karşı sessiz kalamayan İmam, 75 yareni ile Kufe’ye doğru yol alırken Şeraf denilen yerde Yezid’in ordusu ile karşılaşır.
O’nu öldürmeye gelen ordu namaz için Hz. Hüseyin’i imam seçer. O’nun arkasında namaz kılarlar.
Tasua günü denilen Muharremin dokuzunda İmam Hüseyin bir rüya görür ve O’nu kardeşi Zeyneb’e şöyle anlatır:
“Bu uykudan sonra Resulullah’ı bir grup ashabı ile beraber gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Sen bu ümmetin şehidisin, göklerin ve en yüksek semanın ehli, senin gelmeni birbirlerine müjdeliyorlar.” (Maktel-u Harezmi, c.1, sayfa 252)
İmam Hüseyin Aşura sabahı Ömer b. Sad komutasındaki orduya bir konuşma yaparak onların üzerindeki hüccetini tamamlamıştır. Bu konuşmada, kendinin ve Ehl-i Beyt’in Cenab-ı Hak nazarındaki konumunu hatırlatmış ve Yezid’in ordusunun yapacağı yanlışı ikaz etmiştir.
İmam, konuşmalarından etkilenmeyen ve kendisini öldürmek için bekleyen kalabalık için, ellerini açarak şu duayı yapmıştır:
“Allah’ım! Biz peygamberin Ehl-i Beyt’i, O’nun torunları ve yakınlarıyız. Allah’ım bize zulmeden ve hakkımızı gasp eden kimseleri zelil ve mahvet!” (age, c.1, sayfa 249)
İmam’ın çadırlarına ilk oku Ömer b. Sad atmıştır. Bundan sonra, 72 yareni ile İmam Hüseyin’in şehadete yürüdüğü anlardır.
İmam Hüseyin verdiği eşsiz mücadelenin ardından Cuma günü öğleden sonra şehit edildi. Şehit edildiğinde elli yedi yaşındaydı.
“Şehadet anında vücudunda otuz üç mızrak yarası ve otuz dört kılıç darbesi vardı.” (Taberi, c. 6, sayfa 260)
Allah şefaatine nail eylesin… Prof. Dr. Haydar Baş